Tarihi bir inci: Tarsus

Bazı yıldız şehirler vardır ki ilk kurulduğu andan itibaren bölgelerinin gözbebeği konumundadırlar. Tarsus da bu nadide kentlerimizden biridir. Antik dönemde Çukurova bölgesine başkentlik yapmıştır. Kültürü, tarihi, tarımı, sanayisi ve nüfusuyla eskiden olduğu gibi bugün de cazibesini sürdürür. En az 7000 yıllık bu kadim şehirde gezilecek çok sayıda tarihi, kültürel ve fıtrî güzellik vardır. Vakit geçirmeden keşfetmeye başlayalım:

Şehrin nurlu kalbi: Ulu Camii

Ramazanoğullarından İbrahim Bey’in 1579 yılında yaptırdığı Ulu Caminin diğer adı “Camii-i Nur”dur. Daha camiiye girmeden beyaz taşlı, dikdörtgen planlı ve kuzeydoğu köşesinde 1895 yılında eklenen saat kulesi ilk karşılamayı yapar. Taç kapısından avluya girdiğinizde zengi ve memlük süslemeleri dikkatinizi çeker. Artık dış dünyadan ayrı bir nurani atmosferi solumaya başlarsınız. Adım atıp cami içine girdiğinizde mermerden yapılmış mihrap, minber ve Hünkar mahfilinin geometrik ve bitkisel süslemeleri sadelik ve sanatın nasıl ahenkle birleştiğini ispat eder. Ulu Camii dışında Nur Camii olarak anılmasının sebebini düşünmeye başlarsınız. Maddi sebebinin, düzgün kesilmiş beyaz dikdörtgen taşları olduğunu söyleyebiliriz. Manevi sebebi ise bitişiğinde yer alan türbede Halife Memun’un mezarının, Hz. Şit ve Lokman Hekim’in makamlarının bulunmasından kaynaklandığını düşünebiliriz. Ziyaretinizde ilk olarak bu camiye uğramanızı ve en az bir vakit namazını bu camide eda ederek ahirette bu mübarek mekânı da lehinize şahit tutturmanızı tavsiye ediyoruz.

Kaşık motifli çarşı: Kırkkaşık

Caminin hemen yanındaki bedesten ise dış cephesindeki kaşık motifleri sebebiyle “Kırkkaşık Bedesteni” olarak anılır. Önce imarethane sonra medrese olarak hizmet veren yapı günümüzde Kapalıçarşı işlevini görür. 2 kapı, 25 dükkan ve 7 kubbeli eser yöresel ürünlerin ve hediyelik eşyaların satıldığı canlı bir turizm merkezidir. Ziyaretinizde yöreye özgü Türk kahvesinin (Tarsusi) de tadını denemenizi öneriyoruz.

Sıradışı camii: Makam-ı Danyal

Üç semavi dinde de saygı gösterilen Danyal peygamberin türbesinin bu camide olduğuna inanılır. Yapılan kazı çalışmalarında köprü, türbe yapısı ve mezarlar ortaya çıkarılmıştır. Başarılı bir restorasyona sahip mekan, camdan ve ahşaptan oluşan yürüme yolları ile çok farklı bir atmosferde ziyaret imkânı sağlar. Adeta geçmişte adım atıyormuş hissiyatına kapılırsınız. Yüzünüzü nereye çevirseniz farklı ve görkemli bir mimari detaylara gözünüz takılır. Bu da unutulmaz bir hatıra olarak hafızalarda yerini alır.

Eski bir müze: Kubat Paşa Medresesi

Danyal camisinin yakınında yer alır ve bugün Tarsus Kültür Evi olarak kullanılan Kubat Paşa Medresesi, Ramazanoğlu Beyi Kubat Paşa tarafından yaptırılmıştır. Geleneksel Selçuklu mimarisi, açık avlulu yapısı ve 16 odasıyla dikkat çeker. Bir zamanlar müze olarak kullanılan medrese; yöreye özgü tarım ve ev araçlarını, kıyafetlerini, dokuma ürünlerini ve mutfak eşyalarına kadar geçmişten günümüze uzanan Tarsus kültürünü daha yakından inceleme imkânı sunuyor.

Eski Camii (Y.1415), Miralay Ahmet Bey Camii (Y.1899), Bilal-i Habeşi Mescidi (Y.1519) de diğer ziyaret edilmesi gereken camilerden olduğunun notunu düşelim.

Modern yaşama direnen yapılar: Tarsus evleri

Tarih boyunca çok kültürlü yapıya sahip olması sivil mimarinin çeşitlenmesi ve zenginleşmesiyle neticelenmiştir. Dar sokaklarında büyük bir hazla yürürken, her iki kenarına sıralanmış evlerin taş, kerpiç ve ahşabın mimaride birleşerek müşahede edenleri samimi mahalle ortamını hatırlatmasıyla mest ediyor. Bir anda zamandan sıyrılarak geçmişe gidiyorsunuz. Kapıdan içeriye adım attığınızda küçük ya da büyük bir avlu karşılıyor. Yüksek duvarlara rağmen ferah ve rahat bir ortamda huzuru hissediyorsunuz. En etkileyici ve süslü yapıların kapılar olduğunu belirtelim. Geometrik ve sanatkârların Cemil ismi ile yaratılmış doğadan ilham alarak bitkisel desenlerle zenginleştirilmiş kapılar sanat anlayışının seviyesinden haber veriyor!

Tarsuslu Havari: St. Paul

İncil’de yaşamı anlatılan ve “Müjdeliyici (!)” olarak geçen St. Paul, Hristiyanlığı Yahudiliğin bir mezhebi olmaktan kurtarıp(!), dine şekil vererek kurallarını belirleyen(!) ve ilk kiliselerin de kurucusu(!) olduğu kabul edilen teorisyen ve felsefe adamıdır. Bu yaptığı hizmetler(!) Hristiyanlık dünyasında çok sevilmesine sebep olmuş; en değerli azizler arasında sayılmıştır. Doğduğu kabul edilen alanda, evinin bulunduğu ve “St. Paul Kuyusu” olarak tanımlanan tarihi yapı vardır. Arkeolojik kazılar neticesinde bazı tarihi yapılara ulaşılmış ve olumsuz koşullardan etkilenmemesi için cam ile kapatılarak koruma altına alınmıştır. Kutsal olduğuna inanılan bu yapı hac amaçlı ziyaret edilir ve kuyu suyunun şifalı olduğuna inanılır.

St. Paul Anıt Müzesi de bugünkü şeklini 1862 yılında almıştır. Adına çok sayıda kilise inşa edilen Aziz Paul’ün günümüze kadar gelen tek örneğidir. Çeşitli betimlemelerin, motiflerin, sahnelerin resimlerine sahip kilise 2001 yılından itibaren “Anıt Müze”olarak kullanılır.

Aziz Paul hakkındaki çoğu bilgi, belgeye değil; hurafelere, hayal gücüne ve şartlanmışlığa dayanır. Bu inanış bir tür tiyatro gibi her ziyaretçiye anlatılır. UNESCO’nun geçici kültür mirası listesinde kuyu ve kilisenin olması düşündürücüdür. İlahi kaynaktan beslenemeyen zihinlerin hurafelerle dolacağının ve revaç bulacağının ispatıdır.

Tefekkür fırsatı: Eshab-ı Kehf Mağarası

İslâmi turizmin Tarsus’taki en popüler mekânıdır. Selçuk, Afşin, Lice ile birlikte yedi uyuyanların olduğu düşülen dört mekândan biridir. Yunus Emre’nin 20 yerde türbesi olduğu gibi Kur’an’da geçen bu hakikatin, ülkemizin çeşitli bölgelerinde de sahiplenildiğinin göstergesidir. Bu tür yerlere, hakikat vechinin tefekkür edilmesi için bir fırsat olarak bakılmalıdır. Mağaraya girmeden önce Sultan Abdülaziz tarafından 1873’de yaptırılan caminin iki minaresinin farklı yüksekliğe sahip olması ilgi çekici bir görünüm arz eder.

Masalsı bir dünya: Taşkuyu Mağarası

Yol yapımı sırasında bulunan mağarada sarkıt, dikit, sütun, duvar damlataşı, perde, makarna sarkıt ve aykırı (eksantrik) şeklindeki oluşumlar görülmeye değerdir. Özellikle mağaraya özgü aykırı oluşumlar göze çarpar. Ziyaretçilerine ışıklandırılmış yürüyüş yollarıyla rahat bir ortam sağlanır. Bir anda dış dünyadan sıyrılarak masalsı bir deneyime vesile olur.

Huzurun fıtrî adresi: Tarsus Şelalesi

Su sesinin insanı dinlendirdiği ve huzur verdiği bilinen bir gerçektir. Şehir hayatından bunalan modern insanın nefes alabildiği mekânların başında da şelaler gelir. Etrafının yeşilliği, yeme-içme yerleri, roma mezarlarıyla yerli ve yabancı turistler için de cazibe merkezidir. Şelaleyi müşahede ederek Tabiat ya da Âyetü’l-Kübra risalesinin okunmasının hazzı bir başkadır.

Tarsus Müzesi

Üç kat tasarlanan müzenin en üst katında etnografik eserler ve Tarsus evi köşesi düzenlenerek Çukurova Türkmen kültürü canlandırılmıştır. Alt kattaki çeşitli dönem ve devletlere ait eserler, Tarsus’un geçmişinin ihtişamını ve ne kadar revaçta olduğunu gösterir.

Roma hatıraları: Antik Cadde, Hamam, Tapınak, Yol…

Antik Cadde (Batı Cadde) iki bin yıl önceki ihtişamdan haber verirken, kanalizasyon tertibatıyla da diğer caddelerden ayrılır. Çok sayıda meşhur kişilerin de kullandığı bu cadde şehrin ortasında her yükselişin bir inişi olduğunu ders verir.

Roma Hamamı (Altından Geçme-Kemeraltı) günümüze gelebilen iki ana bloktan oluşur. Arka mahallelere ulaşımı sağlamak amacıyla bloklardan birine geçit açılmıştır. İlginç bir görünümü vardır. Geçitten geçerken tarifi zor tuhaf bir his tesir ediyor.

Donuktaş olarak adlandırılan tapınak bölgenin en büyük mabedi olarak inşa edilmek istenmiş ancak tamamlanması mümkün olmamıştır. Buna rağmen son derece haşmetli bir yapı arz eder. Ziyaretimiz esnasında tapınağın iç kısmını çok sayıda yabani otun sarması ve çocukların futbol oynadığı mekâna dönüşmesine şaşırdığımızı da not düşelim.

Roma yolunun arabaların yoldan çıkmasını engelleyen trevutarları, araç çıkışlarını kolaylaştıran kavisleri ve iki araba karşılaştığında kolay geçiş için bazı yerlerin geniş yapılması ise ilgi çekici özellikleridir. Tarsus Ovasının denize kadar görülebilen bir noktasında anıtsal kapının olması da ayrı bir cazibe katar.

Elbette ki Tarsus’ta gezilecek yerler bunlarla sınırlı değildir. 33 kültüre ait eserlerin çıkarıldığı Gözlükule Höyüğü, surlardan günümüze kalan tek yapı olan Kleopatra kapısı, dünyanın en önemli ve şöhretli savaş gemilerinden olan Nusret Mayın Gemisi, mimari dokusunun estetiği ile Türk hamam kültürünü bugün de yaşatan tarihi Yeni Hamam, Şahmeran efsanesiyle meşhur ve burada öldüğüne inanılan Eski Hamam ziyaret edilebilecek diğer yerlerdir.

Önemli bir mutfak kültürüne sahip olan Tarsus’un kebap ve humus yemeği ön plana çıkar. Dutmaç, vertabit ve mahluta diğer yemek alternatifleridir. Tatlılarda ise Tarsus baklavası, mamül, kerebiç, karakuş ve cezerye sayılabilir. Bilhassa Tarsus evlerinin bulunduğu yerlerde otantik kostümlü satıcılar tarafından şalgam, meyan kökü ve karsambaç içecekleri satışa sunulur.

Tarihi, doğası, kozmopolit yapısı ve kültürüyle adeta açık hava müzesi hükmünde olan Tarsus, her ziyaretçisini sahip olduğu güzellikleri keşfetmesi için davet ediyor. Siz de davete icabet ederek bu kadim şehri keşfedebilirsiniz. Bavulunuzu, fotoğraf makinenizi, merakınızı, sevginizi yanınıza alın.

Tarsus için yola çıkın!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*