Tarih ve ibret dolu kent: Selçuk

En az 8000 yıllık tarihiyle her dönemin gözdesi olmuş bir tarihin adıdır Selçuk. Bu topraklarda sırasıyla; Paganizm, Hristiyanlık ve İslamiyet sırasıyla hüküm sürmüştür. Jeopolitik konumu, verimli toprakları, yoğun ticaret faaliyetleri ve uygun iklimi alamet-i farikası olmuş. Mezkûr özellikleri sebebiyle her gelen topluluk burayı çok sevmiş. Vakit kaybetmeden egenin incisi bu güzide liman şehrini tanımaya çalışalım:

En görkemli antik kent: Efes

Türkiye’de çoğu otoriteye göre en etkileyici antik kentin adıdır Efes. Haksız da sayılmazlar. Bunun sebebi Sadece büyüklüğü ve Roma döneminde 200 binlik nüfusuyla Anadolu’nun en kalabalık kent olması değildir. Birbirinden önemli eserler kendi alanında tarihi ve sanat zirvesi olarak kabul edilir. Kısaca birkaçından bahsedelim:

Şehrin simgesi Celsus Kütüphanesi’dir. Konumu itibari ile hemen hemen şehrin ortasında yer alır. İskenderiye ve Bergama’dan sonra Klasik dönemin üçüncü büyük kütüphanesi olan yapı çift katlı inşa edilmiştir. Roma döneminin bütün sanat güzelliklerini yansıtan eser her ziyaretçisini etkilemeyi başarıyor. Çoğu yer üstünkörü gezilse bile bu eser de bunu yapmak pek mümkün değildir. İster istemez mola verilerek dakikalarca ön cephesindeki güzelliğe bakmak ve kitaplara böyle görkemli bir yatırım yapılmasını düşünmek hayret vericidir.

24 binlik kapasitesiyle dünyanın en büyük açık hava tiyatrosu da yine Efes’te yer alır. Üç katlı sahne binası hariç tüm yapı günümüze ulaşmıştır. Gladyatör dövüşlerine, tiyatro ve şenliklere ev sahipliği yapmıştır. Tiyatronun simgesi haline gelmiş, gülen ve ağlayan yüzlerin ortaya çıkma hikayesi burada yaşanmış. Siyasi ve karşıt söylemlerini dile getiren oyuncular yüzlerini saklamak için bu maskeleri kullanmış. Anlaşılan o ki her devirde menhus zevkler ve istibdat toplum dinamiklerini sarsıyordu.

Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı, sadece o zamana kadar yapılmış ilk görkemli mermer tapınak olmakla kalmaz, Helenistik Dönemin de en ihtişamlı yapısı olma özelliğine sahiptir. Günümüzde birkaç leyleğin yuva kurduğu sütun parçalarından başka geriye bir şey kalmamıştır. Bu acip hâl aslında tefekkür etmek için güzel bir zemin oluşturur. Tavsiyemiz de, en azından günümüze ulaşan parçalara bakarken ahirete yönelik çıkarmamız gereken ibreti almaktır.

Meryem Ana Kilisesi, 431 yılı Konsül Toplantısında Hristiyanlık dininin ana hatlarını belirleyen kararlarıyla meşhurdur. Meryem Ana’ya adanan ilk kilise olması sebebiyle, 1967 yılında Papa 6. Paul’un kutsamasıyla(!) kilise kutsal merkez olarak kabul edilmiştir. Dogmalar, hurafeler inanca dönüştüğünde milyarca insanı yanlışa sevk edecek bir hâl alabiliyor. Bu manayı düşündüğümüzde ne kadar şükretsek az olduğunu anlıyoruz.

Bunun dışında Efes’in agora, hamam, ev, cadde, stadyum, odeon, gymnasium, tapınak, çeşme ve belediye sarayı gibi onlarca yapıdan oluştuğunun notunu düşelim.

Dev bir anıt: Yedi Uyurlar Mağarası

Kur’an-ı Kerim’de geçen kıssa malumdur. Putperestlerden kaçan Hristiyan yedi gencin 309 yıl uyumasından bahsedilir. Dünyada bu yerin neresi olduğu tartışmalıdır. Bugün 33 şehirde yedi uyurlar mağarasının olduğu iddia edilir. Bunlardan dördü (Afşin, Tarsus, Efes, Lice) Türkiye’dedir. Selçuk’taki mağarada 5. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen anıtsal yapıda, kaya oyma tekniğiyle yapılmış mezar taşlarına ve iki kiliseyle katakomplara (Yeraltında bulunan çoğunlukla ölülerin gömülmesine hizmet eden tonozlu yapılardır.) rastlanmıştır. Yeri tartışmalı olsa da mekânın iman uğruna mücadelenin önemini hatırlamak için güzel bir fırsat sunuyor. Bizim de bu iman hizmetinin neresinde olduğumuzu sorgulamamıza vesile oluyor.

Hurafelerle dolu bir ev: Meryem Ana Evi

Meryem Ana’nın son günlerini burada geçirdiğine dair bir inanış vardır. İnanışın sağlam bir temeli yoktur. Zira bir rüyadaki iddiadan ibarettir. Ancak Hristiyanlık dünyası bu rüyaya inanmış ve 1967’de papanın da ayin yapması mekanı popüler hale getirmiştir. Dahası haç yeri ilan edilerek popülerliği kalıcı hale getirilmiştir. Sözde kutsal olduğu düşülen su ve bahçesinde dilekte bulunmak için bez bağlaması bizdeki bazı türbeleri hatırlatır. Her karışında şirk kokan bu mekân aslında bozulan hakikatin insanlar arasında nasıl revaç bulabildiğinin göstermesi açısından ibretliktir. Papa seviyesindeki insanların bu hurafeleri desteklemesi ve teşvik etmesi de Hristiyanlığın içinde bulunduğu durumu gözler önüne serer.

Şirin bir köy: Şirince

Eski adı ‘Tepedeki Efes’tir. Çok sayıda tarihi değeri ve doğal güzellikleri vardır. Kilise ve manastırın yanı sıra, Türk yaşamını anlatan bembeyaz boyalı evleri görülmeye değerdir. Evler genel olarak köy mimarisini yansıtan kâgir, çok pencereli ve pencere ebatlarıyla aynı oranda asma balkonları olan iki katlı binalardır. Geleneksel yemekleri, otantik yapısı ve yaşamıyla huzur doludur. Apartmanlarda bunalan şehir insanı için ağaçlarla çevrili köyün dar ve tarihi sokaklarında yürümek hoş bir nostaljidir.

Kültür Kompleksi: Ayasuluk Kalesi

Kale ifadesinden ziyade belki de şehir demeliyiz. Ziyaretçileri, ilk olarak Hz. İsa’nın havarilerinden Aziz John bazilikası karşılar. Günümüze ulaşan yapı 6. yüzyıldan kalmış ve muhtemelen gördüğümüz en büyük bazilikaların başında gelir. Kaleye doğru ilerlediğimizde ise Piskoposluk Sarayı, yamaç evler, hamam, sarnıç, köşk ve cami gibi eserlerle karşılaşırız. Kalenin surları ise Selçuklu-Osmanlı yapımıdır. Dünyada nadir bulunan tarihi bir zenginliğe sahiptir. Bu kadar küçük alanda 8000 yıllık izler bulmak ve her medeniyete ait eserlere rast gelmek şehrin geçmişinden haber verir. Arkeolojik park haline getirilmesi tesadüf olmasa gerektir.

Selçuk’un İslam Mührü: İsa Bey Camii

1375 yılında İsa Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Avlulu Türk camisi tipinin ve Anadolu sütunlu camilerinin bilinen en eski örneği olup süsleme teknikleri ve ana kapısının anıtsal yüksekliğiyle tipik Selçuklu mimarisinin izlerini taşır. Avlusu ve dış cephesi bu kadar haşmetli olmasına rağmen caminin içi olabildiğince sadedir. Camiye adımınızı atmanızla birlikte hissettiğiniz huzuru tarif edemiyoruz. Bu camide emeği olanların ihlası aklımıza geliyor ve duayla yâd etmemize vesile oluyor.

Ayrıca çoğu 14. yüzyıldan kalma Karakolyanı, Kılıçaslan, Alpaslan, İshak Bey, Kuba diğer tarihi camilerdir. Mimarisi, tarihi ve sempatikliğiyle en azından bir tahiyyetü’l mescid namazı kılmak gerekir diye düşünüyoruz.

8000 yıllık tarih sahnesi: Efes Arkeoloji Müzesi

Miken, Arkaik, Büyük İskender, Roma, Bizans ve Türk Dönemlerine ait yaklaşık 80 bin esere sahiptir. Uğruna tapınak dahi yapılan iki adet Artemis heykelleri müzenin simgeleridir. Bu heykeller antik çağlarda putperest dünyasında Efes’in paganizmin merkezi olduğunu gösterir. Aynı zamanda tevhidi bulamayan insanın ne hale düştüğünü de gösterir. Sebep, Müsebbeb ve Müsebbip arasındaki farkı fark edemeyenlerin ibretli tablosunu düşünmek isteyenlerin istifadesine sunar.

İlk Hamam Müze: Saadet Hatun

Ayrıca 16. yüzyıldan kalma Saadet Hatun Hamam Müzesi ise Efes Arkeoloji Müzesinin hemen yanında yer alır. Türkiye’de açılan ilk hamam müzesidir. Etnografya müzesi olarak işlev görür. Şehrin yemek, kıyafet ve yaşam gibi unsurları nazara veren müze mutlaka ziyaret listenizde olmalı.

Suyun taşla yolculuğu: Su Kemerleri

Bizans döneminde şehrin doğusundaki yamaçlarda bulunan içme sularını Ayasuluk Tepesi’ne ulaştırmak için yapılmıştır. En yüksek yeri 15 metredir. Özellikle Ayasuluk’a yakın kısmında bir kısmı günümüze ulaşan ve trafiğin ortasında kalan su kemerlerinin gerçekten ilgi çekici bir görünüm arz ettiğinin de notunu düşelim.

Çamlık Buharlı Lokomotif Müzesi

Türkiye’nin en büyük demiryolu müzesi olan bu müze, Avrupa’nın da en büyük koleksiyonlarından birine sahiptir. Müzede bulunan 33 adet buharlı lokomotifin imalat yılları 1891 ile 1951 yılları arasında değişir. Yakın tarihe şahit olmak ve nostalji yaşamak isteyenler için güzel bir tercihtir.

Maketköy

Emekli  bir öğretmen olan Ayhan Çetin ve eşi Nazmiye Çetin’in çocukluk anılarını yaşatmak ve gelecek nesillere Anadolu kültürü aktarmak için kurdukları özel bir müzedir. Müze özellikle Batı Anadolu köylerinin günlük yaşantısını, örf ve adetlerini, unutulan çocuk oyunlarını ele alıyor. Müzede ayrıca Kurtuluş Savaşı’nda cephedeki durum, cephe gerisindeki viran olmuş, yokluk içindeki köyler, cepheye yiyecek ve cephane taşıyan konvoylar, Elif’in Kağnısı gibi kompozisyonlara da yer veriliyor. Bunun yanı sıra Anadolu’nun değişik yörelerinden Silifke, Ağrı kadın, Ege kadın, Ege zeybek gibi folklor ekipleri, “Ye kürküm ye”, “Parayı veren düdüğü çalar” gibi Nasrettin Hoca fıkraları ve taş devrini anlatan kompozisyonlar da mini maketlerde hayat buluyor.

Kısaca değinmeye çalıştığımız Selçuk elbetteki bunlarla sınırlı değil. Zeytinköy Kuş Cenneti, Pamucak Sahili ve Gebekirse Gölü gibi güzelliklere de sahip. Çöp şiş gibi lezzetleri, kurutulmuş incir gibi hediyelikleri olduğunun da notunu düşelim.

O halde bavulunuzu, güneş gözlüğünüzü, merakınızı, neşenizi, enerjinizi yanınıza alın.

Selçuk için yola çıkın!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*