Üstadın ibretli bayram hatıraları

Üstad Bediüzzaman hazretlerinin kurban bayramında yaşadığı hatıralar bugüne de ışık tutan kıymetli birer ibret levhaları hükmündedir. Bu yazımızda dört hatırasını nazara vererek bize düşen dersi anlamaya çalışacağız.

Kurban eti…

Abdullah Yeğin ağabey anlatıyor: “Bir Kurban Bayramı’nda komşumuz Cafer Ağa kurban kesmişti. Israr etti, ‘Et getireceğim, kabul edin.’ diye… Ben içimden ‘Üstad gücenir diye kabul etmek istemedim. Fakat kalben, kabul etsem ne olur, bu bayramdır, diye düşünüyordum. Bir müddet sonra Cafer Ağa, Üstad’ı gördü ve beni şikâyet etti. Kurban payı veriyorum, almıyor diye. Daha evvel Üstad, benim kalbimi okumuş ki, ‘Sana bayramda et kabul etmene müsaade ediyorum.” demişti. Bu durum beni hem çok mahcup etmiş, hem de sevindirmişti.”1

Risale-i Nur’un en ehemmiyetli düsturlarından biri de “nastan istiğna”dır. Üstad hazretleri bu kaideyi hayatı boyunca yaşayarak örnek olmuştur. Nur talebelerinin de toplumda hüsn-ü misal olmak mükellefiyeti vardır. “Niçin yapmadığınız şeyleri söylüyorsunuz?”2 ayetiyle çelişmeyen bir hayat ortaya koymalıyız.

Üstadın burada izin verme sebeplerini iyi okumak gerekir. Bayramın yardımlaşma, kaynaşma gibi manevi vechinin yaşanması, şikayet eden Cafer ağanın gönlünün alınması, talebesi Abdullah Yeğin abinin içinden geçenleri anlayarak sevindirilmesi gibi çok sayıda hikmet sebebiyle müsaade ettiği anlaşılıyor.

Bayram Namazı…

Ahmet Ataklı ağabey anlatıyor: “Bir Kurban Bayramı günüydü. Bayram namazını Bediüzzaman kıldıracaktı. Her nasılsa Üstad gelemedi. Biz namazı kıldıktan sonra evine giderek kapısını çaldık. Israrla çaldığımız halde kapı açılmadı. Onun evde olmadığına kanaat ettik. Fakat, neredeyse gelecek diye kapının önünde bekliyorduk.

“Çok geçmedi ki, kapıyı açtı ve ‘Buyurun evladım, sizi çok mu beklettim?’ deyip bizi içeri davet etti.

“Üzerinde müthiş bir yorgunluk vardı. Sanki uzun bir yolculuktan gelmiş gibi bir hali vardı. Bediüzzaman’ın üzerindeki ter ve yorgunluğu görünce kat’i kanaat ettik ki, bu zat, bayram namazını mukaddes beldede kılıp öyle gelmiştir. Evinde bayramlaştıktan sonra ayrıldık.”3

Bast- zaman ve tayy-ı mekânı yaşayanlar olduğu bilinen bir gerçektir. Bu kerametler her ne kadar gizlenmeye çalışılsa da bazen lisan-ı hâlden anlaşılır.

Büyük zatlar kerametlerini izhar etmek istemezler. Bunun en başta gelen sebebi ihlâsa zarar gelme endişesidir. Şahs-ı maneviye değil de şahsa bağlanma tehlikesi de bir başka sebebidir. Zira halkın yüzde sekseni avamdır. Zahire göre hükmünü bina eder. Üstadımız her zaman olduğu gibi azami ihlâsı gaye edinerek bu hadise hakkında tek kelime konuşmamıştır.

Bayramda el öpmek…

Şaban Akdağ (Vahşi Şaban Ağabey) ağabey anlatıyor: “Bir kurban bayramı… Üstad Hazretlerinin elini öpmeye gittik, fakat ‘El öptürmek, yüzüme tokat vurmak gibi geliyor!’ dedi ve elini vermedi. Bayramda bile öptürmedi. Biraz sonra Çilingir Ali geldi, daha kapıda söyledik. Bağırarak ‘Ben öperim!’ dedi, Üstad da duyuyor.

Bağıra bağıra ‘Üstad’ım! Elini öpücem… Üstad’ım! Elini öpücem…’ dedi.’ ‘Yok! Olmaz, düsturumu bozamazsın.’ dedi Üstad. Çilingir Ali ısrar etti. ‘Üstad’ım! bayram bugün, bayram…’ derken Üstad mecburen elini uzattı. (Şaban Ağabey hem gülüyor, hem de Üstad’ı taklit ederek anlatıyor.) Biz de o sayede öpmüş olduk. 4

Bayramın geleneklerinden biri olan büyüklerin elini öpmek hususunda Üstadın oldukça mesafeli olduğunu müşahede ediyoruz. “El öptürmek, yüzüme tokat vurmak gibi geliyor!” ifadesi cay-i dikkattir. Anlaşılan Üstad hazretleri şahsına yönelik en küçük bir teveccühü dahi kabul etmek istemiyor. Sürekli şahs-ı manevi ve Risale-i Nur vurgusunun bir sebebi de bu olsa gerek.

Bu kaidenin uygulanamadığı istisnai hallerin de olduğunu hatıralardan öğreniyoruz. Bayram gibi zamana denk gelmesi, bazı ifrat fıtratların kazanılması ve hizmete vesile olması gibi sebepler istisnai haller olarak ifade edilebiliriz.

Kısmetini almak…

Gönenli Mehmed Efendi anlatıyor: “Yâ Rabbi! Bu zâtın (Bediüzzaman Said Nursi) bende hiç kısmeti yok mu?” diye düşünürdüm. Evime davet ediyordum, gelmiyordu. Devamlı olarak ‘Söyleyin Hafız Mehmed’e. Sakın sakın yanıma gelmesin.’ diye hocalarla haber gönderiyordu.

“Bir Kurban bayramındaydı. Sabah namazından sonra kapı çalındı. ‘Muhammed kardaşım! Muhammed kardaşım! diye bir ses çağırıyordu. Kapıya çıktım. Baktım ki Üstad. Boynuma sarıldı ve “’Sen Kur’ân’a çok hizmet ediyorsun. Benim yanıma gelenleri çok tâciz ediyorlar. Seni tâciz etmemeleri için, benim yanıma gelmesin, diye haber gönderdim’ dedi. Yanında talebeleri de vardı. ‘İstanbul’da hiçbir kimsenin evine gitmemeye karar vermiştim.’ dedi. Yanındaki talebeye işaret etti. ‘Ver kabımı, kısmetimi versin.’ dedi. Keramete bakınız. Daha önce ‘Bu zatın kısmeti yok mu?’ demiştim ya. Kısmetini almaya gelmişti. Evde yumurta tatlısı vardı. Ondan verdim.

“Orada dedi ki: ‘Bir Müslüman bir beldede bulunduğu sırada bayram olsa, oranın din büyüğünü ziyaret etmek ona vâcibdir. Madem ki bu kardaşımız Hazret-i Kur’ân’a hizmet için ortaya çıkmış. Ben de onu bu beldenin şeyhülislâmı kabul ederek ziyarete geldim.’ dedi. İşte böyle geçti aramızdaki konuşmalar. Elhamdülillâh. Allah şefaatine nail eylesin. Ona çok şey borçluyum. Cesaret ve kuvveti kendisinden aldım.”5

Üstadın: “Evet, velâyetin kerameti olduğu gibi, niyet-i hâlisanın dahi kerameti vardır. Samimiyetin dahi kerameti vardır.”6 ifadeleri son derece manidardır. Gönenli Mehmet Efendi halis niyetle ve samimiyetle ikramda bulunmayı o kadar çok istemiş ki bayram sabahında Üstad ve talebelerin tüm tehlikelere rağmen ziyaret etmelerini sağlamıştır.

Burada sadece kerameti düşünmeyelim. Üstadın ince düşüncelerini de nazara vermeliyiz. Kendisine gelenleri taciz ettikleri için zarar görmesini istemiyor. Aldığı karara rağmen ziyaret ederek verdiği önemi gösteriyor. “Beldenin şeyhülislâmı” olarak tanımlayarak taltifte bulunuyor.

Bu denli ilgi ve alaka da Gönenli Mehmet Efendide “Allah şefaatine nail eylesin. Ona çok şey borçluyum. Cesaret ve kuvveti kendisinden aldım.” şeklinde tezahür ediyor.

Biz de bütün ruhu canımızla şefaatine nail olmamız için “Amin!” diyoruz. Evet biz de çok şey borçluyuz. Biz razıyız Rabbimiz de razı olsun aziz Üstadımızdan ve Risale-i Nur talebelerinden…

Dipnotlar:

Son Şahitler 2. Cilt s.169; 2- Saff Sûresi, 2. Ayet; 3- Son Şahitler 2. Cilt, s.224; 4-Ağabeyler Anlatıyor 1. Cilt s.357; 5- Son Şahitler 2. Cilt, s.263; 6- Barla Lâhikası, s.40

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*