15 Temmuz izdüşümleri

Bütün darbeler demokrasinin kalbine vurulan hançerdir, öldürmese de yaraların tedavisi seneler sürer, tam iyileşmeye meyl ederken yeni bir hançer, demokrasi kan, revan…”ordu idareye el koydu.”

Osmanlıyı çökertip Türkiye’nin kuruluşunu şifreleriyle kodlayan menhus ideolojinin panzehiri olan demokrasi geliştikçe darbelerle hazır ol komutunda, postallara çiğnetilir. 31 Mart (nallarla), 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat, tank paletleriyle demokrasi asfaltını parçalamıştır.

Çünkü darbeler, Selanik ordusunun İstanbul’a geliş gayesinin bekçiliğine hizmet etmiştir hep.

Her bir darbeye farklı isimler takılsa da, netice menhus ideolojinin çarklarını döndürmüştür.

Adına da “irtica, şeriat geliyor, çember sakallı, cübbeliler, peçeliler basacak memleketi, artık hürriyetimiz olmayacak” yaygarası kopartılarak ve de yollar döşenerek tanklara zemin hazırlanmıştır.

İşin garibi şeriatın ve Osmanlının hâkimiyetinde bile bu “şeriat” heyulası! gerekçe gösterilmiştir ki şapla şeker karıştırılmış, bilmeyerek “şeriat isteriz” diyenler ağaçlarda sallandırılmış, Osmanlı’nın çöküşüne zemin hazırlanmıştır.

15 TEMMUZ KİME YARADI

Diğer bütün darbelerin azmettiricisinin Kemalist refleks olduğu saklanmamış, cemaat ve tarikatler hedef alınmış, ancak güçleri yetmemişti. 15 Temmuz kalkışmasında ise birilerine ihâle edilerek devletin derin kodları kamufle edilmiştir. Kemalizm ortada görünmez iken, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta yarım kalan hedefler hayata geçirilmiştir ki, bunu sebep/sonuç ilişkisinde bulmak çok zor olmasa gerek. Zira diğer darbelerde  baskılara rağmen cemaatler yaşamışken, bu defa (20 Temmuz’dan sonra) dindarlar eliyle büyük tahribatlara uğratılmıştır.

O günden sonra cemaatler arası soğukluk, cepheleşme hattâ düşmanlık tohumları atıldı.

Dershaneler boşaldı, gelenler de korkutularak yoldan geri çevrildi. Öyle ki; işin farkına varmayan safderûn müminler, senelerdir tanıdığı, aynı rahleden ders aldığı halde kendi kardeşini terörist görme gafletinde dahi bulundu ki, perinçekgillerin dilini kullanarak, belki ondan beter nefret, kin ve düşmanlığı “bütün müminler ancak kardeştir” emrine tercih eder hale geldi.

Darbeye teşebbüs eden ve suç üstü yakalananlara adaletin uhdesinde gereken ceza verilmiş/ verilecektir elbet. Fakat silahla hiç alakası olmayan, eline çakı bile almamış sivil, memur, isçi, esnafın darbeyle iltisaklı gösterilerek 20 Temmuz’dan beri içerde tutulması, hukuk ve demokrasiyle bağdaştırılamaz. Hele 20 yaşındaki askeri öğrencilerin darbedilip ailesiyle eza görmesi ayrı bir yara. (Bereket, altı sene sonra bir kısmı serbest bırakıldı) Ancak o gencecik yaşlarını mahpuslarda geçirmeleri, yaşadıkları travma bir yana, geleceklerini de vesayet altında bırakmıştır.

Kermeslere mantı yaptı, bankaya para yatırdı diye ev kadınlarının darbeci ilân edilmesi de cabası.

Siyasetin bu vebale girmesini tarihe ve adalete hâvale ederken Müslümanların, hattâ Üstadından hak dersi alan bazı Nurcuların bu zulme taraf olmalarıdır asıl dert olan. Ayetin açıkça ikaz ettiği ve Risale-i Nur’un tefsir ettiği, “zulme taraf olmayın, yoksa ateş size de değer” hakikatini tahayyül etmek bile çok zor.

Şöyle bir soru akla geliyor: Resmi olarak Perinçekgiller iktidarda olsaydı, 20 Temmuz’dan bu yana yaşananlardan hangisine hayır derlerdi?

Böylelikle; Perinçekgillerin senelerden beri ideallerine teşne olan ve yapılması mümkün olmayan icraatları destekleyen dindarların kulakları çınlasın..

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*