Almanya gezisinden izlenimler

Geçtiğimiz günlerde bir haftayı aşan bir Almanya gezisi yapmak nasip oldu. Almanya’da okullarda yıl içerisinde bazen kısa süreli (1 veya 2 haftalık) tatiller yapılmaktadır. Aileler bu tatilleri kendilerine göre değerlendirmeye çalışmaktadırlar. Bu vesile ile Güney Almanya’da yaşayan Nur dostlarımız bizi öğrencilerin tatil programlarına katkıda bulunmak üzere dâvet ettiler. Biz de bu dâveti memnuniyetle kabul ettik.

Yolculuğumuz bir Cuma günü sabahı, Üstadın uçakları görüp “Nev'îmle iftihar ediyorum” dediği gibi hava üzerinden oldu. Bulutların üzerinden dışarıda -50 dereceyi bulan hava soğukluğundan hiç etkilenmedik. Yükseklerden dünyayı temaşa etmeye çalıştık. Üç saatlik hava yolculuğundan sonra dilini bilmediğimiz yabancı bir ülkeye indik. Bize soğuk olduğu için hazırlıklı olmamız söylenmişti. Biz de kendimizi kış mevsimine göre hazırlamıştık.

Güneşli güzel bir gündü. Adeta bir bahar havası hâkimdi. Bu da Allah’ın biz aciz kullarına bir ikramıydı. Allah isterse yaz içinde kışı gösterdiği gibi; kış içinde de yazı gösterebiliyordu.

Pasaport kontrolünden sonra dışarı çıktık. Genelde böyle kalabalık yerlerde karşılayanlar ellerinde isimlerin yazılı olduğu levhalarla beklerler. Stutgart havaalanında daha önce tanışmadığımız ve görüşmediğimiz iki Nur kardeş bizi güler yüzle karşıladılar. Lâtife yollu “Elinizde ismim yazılı bir levha göremedim” diye şaka yaptım. Onlar da, “Biz Nurcuları alnındaki Nurundan tanırız. Onun için yazıya gerek duymadık” dediler. Kucaklaşıp kalacağımız yere doğru yola koyulduk. Cuma namazı için bir camiye ulaştık ve orada bulunan Müslüman kardeşlerle birlikte Cuma namazını eda ettik. İmamla tanışıp kısa bir sohbet ettik. Bu durumu, dünyanın bir köy hükmüne geçtiğinin bir başka delili olarak yorumladık. Sabah namazını Ankara’da, Cuma namazını Almanya’da kılmıştık. Almanya’da birbirlerine çok uzak olmayan iki bin sekiz yüz civarında cami veya mescitte namaz kılındığını öğrendik.

Akşam, kalacağımız Nur medresesine vardığımızda başka güler yüzlerle karşılaşıp kucaklaştık. Namazdan sonra çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu güzel bir cemaatle sohbetimiz başladı. Gecenin ilerleyen saatlerine kadar soru-cevap tarzında sohbetler devam etti. Meleklerin gıpta ettiği bir sohbetti. Sanki şu sözlerin mânâsı tezahür ediyordu:

“Semâvât zemine gıpta eder ki, zeminde hâlisen lillâh sohbet ve zikir ve tefekkür için, bir-iki adam, bir-iki nefes, yani bir-iki dakika beraber otururlar, kendi Sâni-i Zülcelâlinin çok güzel âsâr-ı rahmetini ve çok hikmetli ve süslü âsâr-ı san’atını birbirine göstererek Sânilerini sevip sevdirirler, düşünüp düşündürürler.” 1

Medresemiz Cumartesi günü öğleden sonra hanımlara tahsis edilmişti. Aynı mekândan onların da faydalanmaları sağlanmış oluyordu. Bu zaman içinde annelerin rahatça ders dinleyebilmeleri için çocukların bakımının babalara bırakıldığını gördüm. Bu durumdan anneler olduğu kadar babalar da memnundular. Böylece aileler hizmetlerin içinde yer alıyor ve kimse bu durumdan şikâyetçi olmuyordu. Hizmet binasının mülkiyeti orada bulunan cemaatin maddî katkılarıyla iki sene kadar önce satın alınmıştı. Haftanın iki günü (Çarşamba, Cumartesi) akşamı erkekler, bir gün (Cuma) akşamı gençler, bir gündüz (Cumartesi) hanımlar, Pazar günü de çocuklar için tahsis edilmişti. Ayrıca okulların tatil süresinde okuma programları düzenleniyordu. Kısaca bütün fırsatlar değerlendiriliyordu. İleride daha çok hizmet edeceğine ve imanların kurtuluşuna veya muhafazasına hizmet edeceğine inanıyorum.

Almanya’da kaldığımız sürenin bir kısmını küçük çocuklarla, bir kısmını da gençlerle birlikte geçirdik. Onların aşklarına ve şevklerine ortak olduk. Birlikte namaz kıldık, tesbihat yaptık, risâle okuduk, yürüyüş yaptık, yemek yedik ve çay içtik. Âdâb derslerini adeta uygulamalı yaptık. Yemeklere birlikte besmeleyle başlamak ve namaz tesbihatlarını topluca yapmak çocukların çok hoşuna gitmişti.

Çocuklardan artan zamanda dostları evlerinde ziyaret etmeye çalıştık. Üstadın ifadesiyle “her bir Nur Talebesinin evi birer medrese-i nuriyedir” deyip iman hakikatlerini oralarda da paylaşmaya çalıştık.

Zaman çok hızlı geçmişti. Nasıl geçtiğinin bile farkına varamadık. İkinci Cuma namazını kıldıktan sonra dönüş için kardeşlerle vedalaşıp havaalanının yolunu tuttuk. Akşam namazını kılmak için havaalanı mescidine gittik. Orada bazı insanlarla tanıştık. Bir trafik kazasında vefat eden arkadaşlarını yolcu etmek için orada olduklarını söylediler. Ölüm hakikatinden hareketle onlara Risâle-i Nurları tanıtma fırsatımız oldu. Ölüm de hayat gibi Cenâb-ı Hak tarafından yaratılmıştı. “Nasihat istersen ölüm yeter” deyip ölümü, kabri, kıyameti, haşri, cenneti, cehennemi vs. okumaya çalıştık. İnsanın dünyaya gönderiliş maksadını anlamaya ve anlatmaya gayret ettik. Ölüm, bir yer değişikliğiydi, bir terhisti.

Kaderde uçağın koltuklarında gidip kuyrukta dönmek de varmış meğer. Cemaatle akşam namazını kıldık. Namaz sonrası sohbetimiz biraz daha sürdü. Aslında ayrılmak zor gelmişti. Beni yolcu etmeye gelen kardeşlere o dostları emanet ettim. Ayrılırken günün hatırası olarak yanımda taşıdığım kardeşliğin ve muhabbetin en güzel ifadelerinin yer aldığı Uhuvvet Risâlesini hediye ettim. Çok memnun olduklarını söyleyerek bir hatıra fotoğrafı çektirmek istediler. Fotoğraflar çekildikten sonra teker teker kucaklaştık. Kader onları da bizi de ummadığımız bir şekilde karşılaştırmıştı. Üzgün yüzler gülmeye başlamıştı.

Havaalanı çıkışında bir başka kardeşle daha karşılaştık. Bu sefer İstanbul yolculuğumuz onunla devam etti. Almanya’ya gidiş ve dönüş ülkemiz içerisindeki gezilerden pek farklı gelmemişti bana. Yabancı ülkeye gitmiştim, ama hiç yabancılık çekmemiştim. Allah’ın inayeti her zaman imdadımıza yetişmişti. Yine güzel bir bahar havasıyla Almanya’dan ayrıldım. Pek çok güzel tevafukları yaşamıştım.

Oradaki kardeşlerin aile fertleriyle birlikte hizmete koşmaları İnşaallah imanlarının kurtulmasına vesile olacaktır. Buna delil Üstadın şu sözleridir:

“Hem Risâletü’n-Nur’un Talebeleri bu zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz olan iman hususunda, birbirine selâmet-i iman hakkındaki samimî, mâsum lisanlarıyla duâlarının yekûnu öyle bir kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza, mecmuu itibarıyla reddedilse, tek bir tane onların içinde kabul olunsa, yine her biri selâmet-i imanla kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünkü her bir duâ umuma bakar.” 2

NOT: Değerli okuyucularımın geçmiş mübarek Kurban Bayramlarını tebrik eder, dünya ve ahiret saadetlerine vesile olmasını Rabbim’den niyaz ederim. A. Ö.

Dipnotlar:

1- Bediüzzaman Said Nursî, Barla Lâhikası, s. 419.

2- Bediüzzaman Said Nursî, Kastamonu Lâhikası, s. 39.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*