Arkadaşım kedi

Hürmet ve merhametin sarsıldığı günümüzde Rabbimizin emanetleri olan hayvanlara da gereken ilgiyi, ihmal etmekteyiz.

Âlemde yaratılan herbir şeyin bilmediğimiz birçok vazifeleri vardır. Rabbimizi sürekli zikreder, şükrederler, vazifesiz değildirler. Bizim olmayan emanet olarak bize verilen canlı cansız hiçbir varlığa zarar veremeyiz, buna hakkımız yoktur. Bize zararları dokunmadığı müddetçe hayvanlara eziyet haramdır. “Meselâ: Bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı, düşüp başı kırılırsa müstehak olur. Çünki bu musibet, o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlatlarına olan şiddet-i şefkat ve himayeyi nazara almayarak, zavallı ceylanın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra bir avcı tarafından öldürülür. İşte hiss-i şefkat ve himayeye muhalefet ettiğinden, ceylana yaptığı aynı musibete maruz kalır.” (Mesnevi-i Nuriye)

Karıncaya bilerek ayak basmaktan bizi men eden Dinimiz mahlûkata karşı şefkati ve merhameti emrediyor. “Merhamet etmeyene merhamet edilmez” buyuruluyor. Bu yazımız da kedilerden bahsetmek istiyorum. Kediler insanlara fıtratça en yakın hayvanlardır. Rabbimizin insanlara emanet olarak verdiği kediler, diğer ehil hayvanların aksine evimize aldığımız zararsız temiz sevimli mahlûklardır. Peygamber efendimiz (asm) inde övgüsüne mazhar olmuş, Ebu hüreyre ismini verdiği sahabe efendimizde, kedilere olan şefkatinin göstergesidir.

Peygamber efendimiz (asm) Uhud seferinde, ordunun önüne yavrularını emziren bir kedi çıkınca, kedinin başına ezilmemesi için bir nöbetçi dikip koca bir orduyu o kedinin etrafından dolaştırmış ve seferden döndüğünde o nöbetçiden kediyi istemiş ve sahiplenerek adını Müezza koymuş.. . Peygamber efendimiz (asm) kedisinin içtiği sudan abdest almak için yöneldiğinde sahabe efendilerimiz” o sudan kedi içti” demesine karşılık, efendimiz (asm) “onlar en temiz ağıza sahiptirler” buyurmuş ve abdest almışlardır. (Hz aişe ra) hatta kedi beslemenin sünnet olduğuna dair hadis-i şeriflere rastlamaktayız.

Bu konuda Üstad Bediüzzaman hazretleri Risale-i Nur da

“ Hattâ bir gün kedilere baktım. Yalnız yemeklerini yediler, oynadılar, yattılar. Hatırıma geldi: “Nasıl bu vazifesiz canavarcıklara mübarek denilir?” Sonra gece yatmak için uzandım. Baktım, o kedilerden birisi geldi, yastığıma dayandı, ağzını kulağıma getirdi. Sarih bir surette “Ya Rahîm, Ya Rahîm, Ya Rahîm, Ya Rahîm” diyerek güya hatırıma gelen itirazı ve tahkiri, taifesi namına reddedip yüzüme çarptı. Aklıma geldi: “Acaba şu zikir bu ferde mi mahsustur, yoksa taifesine mi âmmdır? Ve işitmek yalnız benim gibi haksız bir muterize mi münhasırdır, yoksa herkes dikkat etse bir derece işitebilir mi?” Sonra sabahleyin başka kedileri dinledim. Çendan onun gibi sarih değil, fakat mütefavit derecede aynı zikri tekrar ediyorlar. Bidayette hırhırları arkasında “Ya Rahîm” farkedilir. Git gide hırhırları, mırmırları, aynı “Ya Rahîm” olur. Mahreçsiz, fasih bir zikr-i hazîn olur. Ağzını kapar, güzel “Ya Rahîm” çeker. Yanıma gelen ihvanlara hikâye ettim. Onlar dahi dikkat ettiler, “Bir derece işitiyoruz” dediler. Sonra kalbime geldi: “Acaba şu ismin vech-i tahsisi nedir? Ve ne için insan şivesiyle zikrederler, hayvan lisanıyla etmiyorlar?” Kalbime geldi: Şu hayvanlar çocuk gibi çok nazdar ve nazik ve insana karışık bir arkadaş olduğundan, çok şefkat ve merhamete muhtaçtırlar. Okşandığı vakit hoşlarına giden taltifleri gördükleri zaman, o nimete bir hamd olarak, kelbin hilafına olarak esbabı bırakıp yalnız kendi Hâlık-ı Rahîm’inin rahmetini kendi âleminde ilân ile nevm-i gaflette olan insanları ikaz ve “Ya Rahîm” nidasıyla: Kimden meded gelir ve kimden rahmet beklenir, esbabperestlere ihtar ediyorlar.}. Buyuruyor. Bediüzzaman hazretleri diğer bir eserinde, Kedi seni sever, tazarru’ eder, senden ihsanı alıncaya kadar. İhsanı aldıktan sonra öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda muarefe yokmuş ve kendilerinde sana karşı şükran hissi de yoktur. Ancak Mün’im-i Hakikî’ye şükran hisleri vardır. Çünki fıtratları Sâni’i bilir ve lisan-ı halleriyle ibadetini yaparlar. Şuur olsun olmasın…Evet kedinin “mır-mır”ları “Ya Rahîm! Ya Rahîm! Ya Rahîm”dir.”

Zamanımızın hastalığı olan stresinde ilacı ve Evimizin bereketi zikirmatik dostlarımız olan kediler, Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle “belki insanlara arkadaş verilen ve rızıkları insanların rızıkları içinde gönderilen kedi gibi bazı mahlûkların rızıkları dahi, bereket suretinde geliyor. Bunu teyid eden ve kendim gördüğüm bir misal: Benim yakın dostlarım bilirler ki; iki-üç sene evvel her gün yarım ekmek, -o köyün ekmeği küçük idi- muayyen bir tayinim vardı ki, çok defa bana kâfi gelmiyordu. Sonra dört kedi bana misafir geldiler. O aynı tayinim hem bana, hem onlara kâfi geldi. Çok kerre de fazla kalırdı. İşte şu hal o derece tekerrür edip bana kanaat verdi ki, ben kedilerin bereketinden istifade ediyordum. Kat’î bir surette ilân ediyorum: Onlar bana bâr değil; hem onlar benden değil, ben onlardan minnet alırdım”. böylesine sevimli, bereket sebebi, munis arkadaş olan kediler, itilmeye tekmelenmeye layık değillerdir. Bu hayvanlara zarar verenler kendileri canavar ruhlu kimselerdir, Cezasız da kalmayacaklardır. Rabbimin emanetleri olarak muamele etmek insanlığın vazifesidir.

Nursena Demir

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*