Sevk-i kadere mazhar olan kediler

Zaman zaman bazı belgesel kanallarında et yiyen hayvanların hasta olduklarında ya da zehirli bir yılanın ısırmalarında ot yediklerine şahit olmuşuzdur. Bu otlar da rastgele tercih edilmeyip, o hastalığa şifa olanlar seçilmektedir Bu davranışın kediler dünyasında da vuku bulduğu Risale-i Nur’da şu şekilde ifade edilir:

“Meselâ, kedi gibi bazı hayvan, gözü kör olduğu vakit, o sevk-i kaderî ile gider, gözüne ilâç olan bir otu bulur, gözüne sürer, iyi olur.’’ (Mektubat, s. 405)

Kediler gözleri kör olduğu vakit, gözlerine şifa olacak otu nereden bilir? Bu konuyla alakalı eğitim almadıklarına göre nasıl bir izahat yapabiliriz? En şuurlu yaratılan insan bile bir çok otun ne işe yaradığını hatta konuyla alakalı en bilgili ve uzman olan botanikçiler bile her otun yararını bilemezken, kediler nasıl oluyor da ihtiyacı anında gözüne ilaç olacak otu bulup sürer?

Üstad Bediüzzaman Hazretleri bu durumu “sevk-i kaderi’’ kavramıyla açıklar. Bu yaklaşım, belgesel kanallarındaki “doğa ananın hediyesi’’ “tabiat ananın mucizesi’’ ya da en çok bilinen ifadesiyle “içgüdüsel’’ gibi izahatlardan çok farklılık arz eder. Zira burada Rabbimiz nazara verilir. Akılsız, şuursuz varlıkların bunu yapabilmesi aklen mümkün olmadığı açık olduğuna göre bu olayların arkasında akıl ve şuur aramak zorundayız. Daha iyi anlaşılması için Hacivat-Karagöz gölge oyununu verebiliriz. Dışarıdan bakıldığında konuşan, hareket eden, görünen bir kukla olsa da o ses, görüntü, hareket ona ait değildir. Hiç kimse o kukla da şuur, ses ve hareket olduğunu savunamaz. Savunursa aklından şüphe edilir. Aynen öyle de kedilerin ve diğer tüm canlıların ihtiyacı anında sıkıntısına merhem olacak otu bulması Rabbimizin kaderinde yazdığı ve ihtiyacı olan yere sevk ettirmesiyle mümkün olur. Bu durumun izahını Rabbimizden değil de kedilerden bilirsek komik duruma düşeriz.

Sevk-i kaderi’nin kedilerle ilgili bir başka boyutunu da Üstad Hazretleri şu şekilde izah eder: “Zelzeleden evvel kediler, köpekler üçer-beşer olarak toplanmışlar, düşünceli, hüzünlü gibi alık alık birbirine bakarak bir müddet beraber oturmuşlar, sonra dağılmışlar. Gerek zelzele olurken ve gerekse olmadan evvel ve olduktan sonra da bu hayvanlardan hiçbiri görünmemiş, kasabalardan uzaklaşarak kırlara gitmişler. Bir garibi de şu ki: Bu hayvanlar isyanımızdan mütevellid olarak başımıza gelecek felâketleri lisan-ı halleriyle haber verdiklerini yazıyorlar da biz anlamıyoruz diyerek taaccüp ediyorlar.’’ (Şualar, s. 356)

Malumunuz normal şartlarda kediler ve köpekler aynı ortamda duramazlar. Aynı ortama konulduklarında kovalamaca vukuu bulur. Burada ise az sonra o bölgenin başına gelecek zelzele afetini sevk-i kaderle biliyor olmaları onları derin düşüncelere ve hüzünlere sevk etmiştir. Öyle ki birbirlerine bakışların da bile “alık alık’’ yani dalgın bir vaziyete bürünmelerine sebep olmuştur. Bir müddet oturmaları aslında onları müşahade eden insanlar için ciddi bir mesaj taşırken, bu mesajı çoğu insanın alamadığı anlaşılıyor. Makul süre oturarak onlara verilen vazifeyi ifa etmişler, akabinde dağılmışlar. Az sonra gerçekleşecek vahim manzaraya şahit olmamak için bulundukları kasabayı terk ederek kırlara doğru gitmişler.

Ne kadar ilginç değil mi? Ne kadar merhamet sahibi Rabbimiz olduğunu bu vakıada da görebiliyor ve düşenebiliyor muyuz? İsyanımız ve günahlarımız sebebiyle başımıza gelecek bir afette bile sonsuz rahmet sahibi Rabbimiz kedi ve köpeklere sevk-i kaderiyle göndererek bizleri son kez uyarmaları vazifesini veriyor. Bugün olduğu gibi öyle günahlara ve isyanlara dalmışız ki kedi ve köpeklerin toplanmaları, düşünceli ve hüzünlü olmaları, sessizce beklemeleri, dağılmaları, kırlara gitmeleri bizim için çok ciddi bir ikaz değeri taşırken, bu uyarılara maalesef kulak tıkıyoruz. Hiç bu ikaz yapılmamış gibi yaşıyoruz. Rabbim cümlemizi hakkıyla bu uyarıları dikkate alan ve gereklerini yapan kullarından eylesin. Amin!..

Not: Konunun detayını, Euronur.tv ve Yeni Asya sitelerinde yayınlanan “Bereketiyle gelen kediler” adlı video dersimizi izleyebilirsiniz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*