Kediler nankör mü, köpekler sadık mı?

Nankör bir hayvan söylememiz istense aklımıza ilk olarak hangi hayvan gelir? Cevap çoğumuz için ortaktır sanırım: Kediler. Peki, sadık bir hayvan söylememiz istense hangi hayvanı söyleriz? Sanırım bu cevapta büyük çoğunlukla ortaktır: Köpekler.

Peki, hakikat noktasında bakıldığında yine aynı sonuçla mı karşılaşırız? Bugüne kadar çoğu insanın bu şekilde değerlendirme yapması, doğru olduğunu gösterir mi? Bizim bu değerlendirme yapmamızda ki kriterler nelerdir? Kriterlerin doğruluğunu ne belirlemektedir?

Soruları uzatmak mümkün. Bu yazımızdaki amacımız doğru bildiğimiz bir yanlışın daha düzeltilmesine vesile olmaktır. İnsanların çoğuna göre kediler nankör, köpekler sadık olarak bilinir. Bunun tam tersi olduğunu Risale-i Nur’da şu şekilde ifade edilir:

“ Arkadaş! Esbab ve vesaiti insan kucağına alıp yapışırsa, zillet ve hakarete sebep olur. Meselâ, kelp, bütün hayvanlar içerisinde birkaç sıfat-ı haseneyle muttasıftır ve o sıfatlar ile iştihar etmiştir. Hattâ, sadakat ve vefâdarlığı darb-ı mesel olmuştur. Bu güzel ahlâkına binaen, insanlar arasında kendisine mübarek bir hayvan nazarıyla bakılmaya lâyık iken, maalesef, insanlar arasında mübarekiyet değil, necisü’l-ayn addedilmiştir. Tavuk, inek, kedi gibi sair hayvanlarda, insanların onlara yaptıkları ihsanlara karşı şükran hissi olmadığı halde, insanlarca aziz ve mübarek addedilmektedirler. Bunun esbabı ise, kelpte hırs marazı fazla olduğundan esbab-ı zahiriyeye öyle bir derece ihtimam ile yapışır ki, Mün’im-i Hakikîden bütün bütün gafletine sebep olur.

Binaenaleyh, vasıtayı müessir bilerek Müessir-i Hakikîden yaptığı gaflete ceza olarak necis hükmünü almıştır ki tâhir olsun. Çünkü hükümler, hadler, günahları affeder. Ve beynennâs tahkir darbesini, gaflete kefaret olarak yemiştir.

Öteki hayvanlar ise, vesaiti bilmiyorlar ve esbaba o kadar kıymet vermiyorlar. Meselâ, kedi seni sever, tazarru eder -senden ihsanı alıncaya kadar. İhsanı aldıktan sonra öyle bir tavır alır ki, sanki aranızda muârefe yokmuş ve kendilerinde sana karşı şükran hissi de yoktur. Ancak Mün’im-i Hakikîye şükran hisleri vardır. Çünkü, fıtratları Sânii bilir ve lisan-ı halleriyle ibadetini yaparlar- şuur olsun, olmasın. Evet, kedinin mırmırları “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm”dir.’’ (Mesnevî-i Nuriye, s. 84-85)

Anahtar kavramlardan ikisi “esbab’’ ve “vesait’’tir. Sebepler ve vasıtaları nazara almamak gerekir. Zira, esbab ve vesaite yapışmak zillete sebebiyet verir. Bizi yüceltmez, küçültür. Aynı köpekleri küçülttüğü ve daha dünya hayatındayken ceza verdiği gibi. Köpeklerin birkaç sıfatı tüm insanlar arasında meşhur olmuştur. Sadakat ve vefa gibi. Hatta deyimlerimize, tabirlerimize girecek kadar şöhrete sahiptir. Bu vasıflar güzel ahlaktandır. Bu güzel sıfat ve ahlaklarından dolayı köpekler zahiren bakıldığında “mübarek hayvan’’ tabirini hak ediyor gibi görünüyor. Oysaki, insanlar arasında “necisü’l-ayn” olarak adlandırılmıştır.

Diğer taraftan bu hasletlere sahip olmayan tavuk, inek ve kedi gibi hayvanlar da insanlar tarafından “aziz” ve “mübarek” olarak isimlendirilmesinin izahını nasıl yapabiliriz? Evet, köpekler sadakat ve vefalı olmasına rağmen necis, kedilerde bu hasletlere sahip olmamasına rağmen mübarek olmasının sebebi nedir?

Bazen büyük bir yanlış, çok doğruları tesirsiz hale getirebilir, köpeklerde olduğu gibi. Hırs noktasında da köpekler çok ileri gitmişlerdir. Öyle ki bu hırsları onları, sahiplerine çok bağımlı hale getirmiştir. Esasen onlara sadık ve vefalı dememizin sebebi de budur. Yani, sahiplerinden başkalarını görmemeleri. Adeta, hırsları sadece sahiplerini görmesini sağlayarak asıl o nimetleri gönderen hakiki sahibinden, yani Rabbimizden bütün bütün gaflet etmesine sebep olmuştur.

Köpeklerin, bu sebep ve vasıtaları hakiki müessir bilerek yaptığı gafletin bir cezası olmalıdır. Bu ceza da “necis” hükmünü almasıdır. Amacı da temizlenmesidir. Malumunuz hükümler, hadler günahların affedilmesine sebeptir. Bu cezanın kefareti de “tahkir” darbesidir.

Oysaki başta kedi olmak üzere inek, tavuk gibi hayvanlar vesaiti ve sebepleri tamamen aradan çıkarmışlardır. Şükranlarını sahiplerine değil, o rızkı, in’amı asıl gönderene gösteriyorlar. En bilineni kedilerdir. Kediler bizden herhangi bir talepte bulunduklarında yapmadıkları şirinlik yoktur. Ayağımıza dolanırlar, yuvarlanırlar vb. hareket yaparlar. Ne zaman ki istediklerini alırlar o andan itibaren bizimle ilişkisini keserler. Bu durum çoğu zaman bize garip gelir. Az önce kedinin “kırk yıllık ahbap!” gibi samimi davranırken ihsanı aldıktan sonra bizi tanımamaları karşısında şaşırırız. Bir teşekkür hissi bile olmayan, “nankör hayvan!” olarak yorumlarız. Oysaki o şükran hissini tamamen Mün’im-i Hakikîye yönlendirir. Sadece kuru bir teşekkür değil, lisan-ı halle ibadetlerini de yaparlar. Fıtratları, kendisini yoktan var eden ve sürekli birilerini vesile yaparak rızıklandıran Rabbini tanır ve ona göre hareket eder. Bazen şuurlu ve bazen şuursuz olarak ifa edilir bu ibadetleri. Bir kısım mırmırlarını yani zikirlerini “Yâ Rahîm, yâ Rahîm, yâ Rahîm” demelerini bile duyabiliriz.

Görüldüğü üzere ne kadar da sığ bakıyoruz! Olayları tamamen kendimize olan iltifata, yarara ve zahire göre değerlendirerek hatalı değerlendirmeler yapıyoruz. Asıl değerlendirme kendimize göre değil, Rabbimize göre olmalıdır.

Rabbimizin rızasına göre değerlendirme yapıp, esbap ve vesaiti aradan çıkarıp şükran hissiyatını Rabbimize sunan kedilere sırf bize teşekkür etmedikleri için “nankör” diyebiliyoruz. Aynı şekilde Rabbimizden gaflet edip hırsla bize bağlanan köpeklere de sırf bize teşekkür ettikleri için de “sadık ve vefalı” diyebiliyoruz. Rabbimiz bu hatalarımızdan ders alıp, rızasına uygun hareket edenlerden eylesin inşaAllah!..

Not: Konunun detayını, Euronur.tv ve Yeni Asya sitelerinde yayınlanan “Bereketiyle gelen kediler” adlı video dersimizi izleyebilirsiniz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın...

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*