Bir afişle Risale-i Nur’u tanıdı

Gördüğü bir afişle Risale-i Nur’u ve Yeni Asya gazetesini tanıyan Ahmet Özünver, sonrasında yaşadığı güzel değişimleri bizlerle paylaştı.

Van ilimizin Muradiye ilçesinden Ahmet Özünver. Kendisi ile, çalıştığı işyerinde, İzmir Yeni Asya Bürosundan Şakir Argın ile birlikte sabah kahvaltısı sonrasında sohbet ediyoruz. Bize Risale-i Nur’u nasıl tanıdığını anlattı. Hayli enteresan…

Ahmet Bey Risale-i Nur’u tanımadan önceki hayatınızı bize özetler misiniz?

Ben 1963 yılında Van’ın Muradiye ilçesinde doğdum.

Hani şu şelâlesi ile meşhur olan ilçe değil mi?

Evet evet orası.. Muradiye muhafazakâr ve halkı birbirine bağlı bir yerdir. Muradiye’de çocuklar biraz büyüyünce babası elinden tutar, camiye birlikte giderler. Biz de bu şekilde büyüdük. Fakat İslâmî yaşantımız taklidî bir yaşantıyı geçmezdi. Ramazanımızı tutardık. Hatta Ramazan ayı boyunca namazlarımızı da geçirmezdik. Fakat sonraki aylarda ancak Cumaya gidebilirdik.

Bu arada, ben Bitlis Ahlat’tan evlendim. Fakat 1990 yılında ilk çocuğum engelli olarak dünyaya geldi. Belden aşağısı tutmuyordu. Ayrıca def-i hacetini de normal yoldan yapamıyordu. Biz bu durumu bir imtihan vesilesi olarak düşündük. Cenâb-ı Hak’tan gelene razı olmamız gerekiyordu. Bu teslimiyetle çocuğumuzun ismini de Haktan koyduk. Daha sonra çocuğumuzu tedavi ettirebilmek için 1996 yılında İzmir’e göç ettik.

Ben Ayakkabıcılar Sitesinde bir çay-ocağı devraldım. Halbuki kendim hiç çay içmezdim. 47 yaşımdan sonra Yeni Asya gazetesinde okuduğum bir yazı dolayısıyla çay içmeye başladım. Okuduğum yazıda günde 5-6 bardak çayın çok yararlı olduğu, bazen birkaç damla limonla içilen çayın serum gibi olduğunu, hatta kansere karşı faydalı olduğu yazıyordu.

Buradan ekmeğimi çıkarmaya çalışırken Ege Üniversitesi Hastanesi’nde de çocuğumuzun tedavisine başladık. Bir seri ameliyatla evlâdımız, normal hayatını sürdürebilecek duruma geldi. Fakat buna rağmen okula gittiğinde annesi orada bekler, iki teneffüste bir çocuğun zarurî ihtiyaçlarını görürdü.

Ahmet Bey hakikaten meşakkatli bir yaşantınız olmuş. Risale-i Nurları da bu arada mı tanıdınız?

Evet. Yanılmıyorsam 2000 yılıydı. Yine bir gün çayocağında çalışıyorum. Bizim hanın ikinci katındaydı çayocağım. Birden camdan karşıdaki hanın giriş kapısındaki afiş dikkatimi çekti. Hemen siparişleri falan bırakıp aşağıya indim.

Karşı hanın kapısındaki afişi okudum. Yeni Asya gazetesine aitti. Okuyucularına Risale-i Nur kitaplarını promosyon olarak verecekti. Yan taraftaki dükkân sahibine bu afişle ilgilenen kişi ile beni görüştürür müsün diye rica ettim.

Bir müddet sonra İzmir Bürosu’ndan Şakir Argın kardeşimiz geldi. Kendisi ile görüştük. Benim niyetim bu kitapları alıp çocuğuma okutmaktı. Çünkü bu arada evlâdımız büyümüş, tahsilinde başarılı bir çizgi yakalamıştı. Ayrıca kitap okumayı da çok seviyordu. Ben de kendisine faydalı olacak ansiklopedi ve diğer kitaplardan alıp götürüyordum.

“BENİ BU GÜZEL HAKİKATLERE, NEDEN DAHA ÖNCE ÇAĞIRMADINIZ?”

Böylece hem Yeni Asya gazetesini, hem de Risale-i Nurları tanımış oldunuz öyle mi?

Evet öyle oldu. Bu arada  çocuklar için çıkan Can Kardeş Dergisine de abone oldum. O zaman Yeni Asya’da yazıları çıkan rahmetli Şaban Döğen’in kitaplarından da almıştım. Dolayısıyla Şakir Bey kardeşimle her hafta sonu görüşmeye başladık. Ödemelerimi hafta sonları yapıyordum.   

Bir Ramazan günüydü. Yine Şakir Kardeşimiz bize uğradı. Benim de zaten paydos vaktim gelmişti. Beni o akşamki dersanede verilecek iftar yemeğine dâvet etti. Ben de olur dedim. Birlikte iftara gittik. Orada bir de baktım bizim handa çalışan bazı kimseleri gördüm. Onlar da beni görünce şaşırdılar. Ortam çok hoşuma gitti. Şakir kardeşim, “Ahmet Ağabey istersen iftardan sonra gidebilirsin” dediği halde ben derse de kaldım. Risale-i Nur’dan okunan ders de, oradaki samimî hava da çok hoşuma gitmişti. O günden sonra bu derslere muntazam olarak devam etmeye başladım.

Bu arada şunu belirtmeden geçmeyeyim. Ders yapılan yerde gördüğüm tanıdık arkadaşlara daha sonra sitem ettim. “Kardeşim, siz böyle güzel bir yere geliyordunuz da, bana şimdiye kadar neden söylemediniz, beni niçin dâvet etmediniz?” diye..

İlk katıldığım ders bana çok kısa gelmişti. Zamanın nasıl geçtiğini anlayamamıştım. Oradaki insanları sanki yıllardır tanıyor gibiydim.

Derslere devam ettikçe bir de şunu fark ediyordum. Dinî konularda hiçbir şey bilmediğimizi.. Risale-i Nur’daki imani âyetlerin bu asrın anlayışına göre tefsir edilmiş olması, insanın şüphelerini izale edip, öyle bir iman ilmiyle mücehhez kılıyor ki, daha önceki malûmatlarımızın ne kadar eksik ve yetersiz olduğunu anlıyorsunuz.

RİSALE-İ NUR’U TANIYINCA, KUR’ÂN’I DA ÖĞRENDİM

Risale-i Nurları tanıdıktan sonra hayatınızda ne gibi değişiklikler oldu?

Çok güzel değişiklikler oldu. Ben namazlarımı daha dikkatli bir şekilde aksatmadan kılmaya başladım. Kur’ân-ı Kerîm’i okumayı da öğrendim. Eşim eskiden de Kur’ân-ı Kerîm’i okurdu, ancak daha sonra o da dinî hayatında daha titizlendi.

Eksiklerimizi tamamlamaya çalışıyorduk. Ayrıca çevremizdeki insanlara da bu güzel hakikatleri duyurmaya başlamıştık. Tabiî evdeki bu manevî havadan çocuklarımız da hissesini alıyordu. Doğuştan engelli olan Haktan yavrumuz, halinden hiç şikâyetçi olmadığı gibi o da namazlarını kılmaya başlamıştı. Kendi gibi olan engelli ardaşlarına “Engel vücudumuzda değil kafamızın içindedir” diyordu.

Okulunda başarılı olduğu gibi sporda da başarılı oldu. Engelli Basketbol takımında Millî olmuştu. Birçok ülkede millî forma ile Türkiye’yi temsil etti. Ayrıca küçükken onun hizmetinde koşturan annesini şimdi özel arabası ile o gezdiriyordu. Ailece bu manevî morali Risale-i Nur’a borçlu olduğumuzu düşünüyorum.

ŞİMDİ İŞYERİMİZDE DE RİSALE DERSİ YAPIYORUZ

Bu arada işimi de değiştirdim. Benim tahsilim vardı. Çayocağı işi de tabiî ki yorucuydu. Bu bakımdan değiştirmek istiyordum. Ayakkabıcılar Sitesinde Yeni Asya’yı orada işyeri olan Abdurrahim Mermer dağıtıyordu. Bu dağıtım işini fahri olarak yapıyordu. Kendisi ile bu vesile ile ve sohbetlerden tanışıyorduk. O da işyerinde ön muhasebeyi tutacak ve satış işlerinde yardımcı olacak bir yardımcı arıyordu. Ben de bu kardeşimizin oraya geçiş yaptım 2003 yılından beri beraber çalışıyoruz.

İşyerimizde her Cumartesi sabahı Risale-i Nur dersi koyduk. 15-20 kişi civarında Cumartesi sabahları kahvaltılı ders yapıyoruz. Bu güzel âdeti inşaallah devam ettireceğiz. Çevreden de katılımlar oluyor. Çok istifadeli geçiyor…

GENÇLERE TAVSİYEM ODUR Kİ…

Gençlere tavsiyeleriniz var mı?

Genç kardeşlerimize tavsiyem şudur ki; Risale-i Nur’u okusunlar. Görecekler ki hem imanları kuvvetlenecek, hem de güzel bir şahsiyet sahibi olacaklardır. Bulundukları her mecliste sözleri dinlenecek, saygıdeğer insanlar olacaklardır.

Kur’ân’ı bilmiyorum diyenlere “Risale-i Nurları oku, Kur’ân’ın hakikatlerini en güzel şekilde oradan öğrenirsin” diyorum.

Ayrıca Risale-i Nur’un naşir-i efkârı olan Yeni Asya Gazetesi’ne de abone olmalarını tavsiye ederim. Yeni Asya Gazetesi’nin neşriyatından çok memnunum. Her gün yeni şeyler öğreniyoruz. Her hadisenin doğrusu hakkında bilgi sahibi oluyoruz. Her yerde de Yeni Asya okuyucusu olduğumu iftiharla söylerim.

Ahmet Bey bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.
Ben de teşekkür ederim.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*