Bir ayetin hatırlattıkları

Bugünlerde bilvesile Kelime-i Tevhidi parçalayanları düşünüyordum.

Çünkü: İsmi üstünde “Kelime-i Tevhid” olduğu halde–hâşâ–bu tabiri rencide ederek “kelime-i tefrik”e çevirmeye çalışanların yaptıkları rahatsızlık boyutuna ulaştığından, hassasiyet kesbetmiş olmalıyım ki; camide hocaefendinin okumuş olduğu aşirdeki âyet meali dikkatimi çekti, orada şöyle buyruluyor: “O kimseler ki, Allah’ın dinini parça parça ve bölük bölük ederler; sen onlardan değilsin, onların işi Allah’a kalmıştır.” (En’am Suresi: 159). İşte bu âyet bana ilham kaynağı oldu. Ve “Biz hangisindeniz?” diye bir nefis muhasebesine ve otokontrole sebep oldu.

“‘Allah’ın dinini para parça edenler’ kimler? Ve ‘onlardan olmayan’ kim? Birileri çıkıp: ‘Siz de, o bölenlerdensiniz!’ deseler, cevabımız ne olmalı?” diye merak ettim.

Gerçi birileri bu çok önemli hadiseyi de tarihe havale edip sorumluluğu Yahudi’ye ve Hıristiyan’a atabilirler, fakat bizim kitabımız camiü’l-kelim olup; mazi, hal ve istikbali istiab ettiğinden ben meseleyi-Allah’ım affetsin-günümüze uyarlayacağım.

Evet, önce bu asırda ‘bölmeyen’i tespit edelim ve onlardan Allah’a sığınalım!

Bir kere Üstad’ın hayatına ve devrine bakarsak; dini yaşamak gayet zordu. Onun için Üstad’ın onlardan tamamen ayrı ve kıyas-ı maa’l-farık olduğu görülüyor. Şöyle ki:

1.Üstad Hazretleri zamanında; idareci korkusundan dolayı neredeyse Allah (cc) diyecek kişi bile kalmamıştı. Zira Allah demek yasak edilmişti ve din adeta engellenmişti.

2.Tabiri caizse ortada din kalmamış ki, bölünüp parçalansın! Bilakis iman davasını yeniden başlatacak kahraman bir âlim lazımdı. İşte o, Üstad’tır.

3.Onun yanında yer almaya kimse cesaret edemiyordu; ancak Nur Talebeleri her şeyi göze alarak ona yardım edebiliyordu.

4.Üstad dost-düşmanın ittifakıyla Bediüzzaman’dır.

1925’ten 1950’ye kadar “Allah (cc)” demek yasaklanmıştı. Tabiri caizse Bediüzzaman, meydan okuyarak, imanları kurtarmak için çalıştı. İşte Allah-ü a’lem; “Sen onlardan değilsin” buyurulanlardan biri de, ancak o zat olabilir. Zaten Bediüzzaman’ın hayatı ve gördüğü sadık rüyalar bu gerçeği ifade ediyorlar. Mesela bazı meşhur rüya-yı sadıkalarından:

İlki; 8-9 yaşlarında mahşer meydanında Hazret-i Fahr-i Âlem’i (asm) görüp ilim istemekle başlar.

İkinci rüya; Abdülkadir-i Geylanî’nin, Miran aşireti reisi Mustafa Paşa için “Adalete davet et” emriyle devam eder.

Üçüncü rüya; “Ararat Dağı” denilen Ağrı Dağı’nın infilak edip dağlar gibi parçaları dünyanın her tarafına fırlattığı rüyadır. Bu, Kur’ân’ın etrafındaki surların yıkılıp, Peygamberimizin (asm), Bediüzzaman’a hitaben “İ’caz-ı Kur’ân’ı beyan et!” fermanından kendisinin Kur’an’ın tebliğine namzet olacağını anlamasıdır.

Dördüncü önemli rüya; “Rüyada Bir Hitabe”deki “felaket ve helaket asrının adamı” ifadesinden kendisinin asrın vekili oluşunu anlamasıdır.

Bunlara ve buna benzer gerçeklere rağmen Bediüzzaman’a karşı çıkanlar zarar etmişlerdir. Ta ki birilerinin “Kelime-i Tevhidi parçalamasına” varıncaya kadar ki, Bediüzzaman istikbalî hadiseleri de görürcesine ihbar etmiş ve Kelime-i Tevhidin parçalanmayacağını; birbirinden ayrılmaz olduğunu bütün âleme ilan etmiştir. (Mektubat, Beşinci Mesele, s. 390)

Kur’an harflerinin unutulmasını engelleyenlerin başında da yine; 1932’de tevafuklu Kur’ân ile Bediüzzaman’dır ve bu cihadı 1950’de Demokratların iktidara gelişine kadar devam ettirmiştir. Bu fevkalade önemli hadiseyi, samimi olanlar takdir ederek buna hürmet etmiş, fakat Hz. Ali’nin (ra) ifadesiyle “ulemâissû” olanlar Üstad’ın karşısına geçerek tahribatçılara destek olmaktan çekinmemişlerdir.

Bediüzzaman her haliyle muasırlarından müstesna ve azadedir.  Vesselam!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*