Bir ‘son şahit’: Dursun Kutlu

Üstad Bediüzzaman’ı ziyaret

Her bir Nur Talebesinin bir hayat hikâyesi oldu.

Onlardan biri idi Dursun Kutlu. Bu muhterem ve aziz insanı “Bediüzzaman Beşlemesi”ni kaleme alan muhterem İslâm Yaşar Beyefendi ile 40 ili gezdiğimiz zaman tanıdım.

Adıyaman idi… Ve Dursun Ağabey ile hanelerinde bir bahçe muhabbeti yapmıştık. Oğlunu ise daha önceleri tanımış ve muhabbet hanemize katmış idik. Hüsrev Kutlu… İki dönem Adıyaman milletvekilliği yapan aziz kardeşim… Hatıralarını kaleme almadan önce Hüsrev kardeşimi arayıp bazı bilgilerimi teyid ettirdim.

Bu ilimize defalarca gidip maddî ve manevî sofralarından istifade etmiştik.

İşte Dursun Ağabey:

Üstadın ismini ve muhabbetini gönlüne nakşettiği zaman onu ziyaret etmek için bir ateş düşer yüreğine.

1948’li yıllardır. Meşakkatli bir yolculuktan sonra Emirdağ’a gelir Dursun Kutlu… Araştırır ve soruşturur… Emirdağlılar bu yabancı simanın Bediüzzaman Hazretlerinin ziyaretine gelmiş olduğunu fark ederler. Halk bu hallere alışmıştır. Ve bir Emirdağlı’ya sorar:

“Ben Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerini ziyaret etmek istiyorum.”
Muhatabının cevabı gecikmez:
“Bak kardeşim, Çalışkanları bul, onlar sana yardımcı olurlar.”
İş yerlerini tarif eder Emirdağlı…

Kritik bir zamandır. Halk Partisi’nin son demleridir. Ama baskı hâlâ devam etmektedir. Said Nursî’nin selâmını bile zor almaktadır insanlar. Korku her tafra sinmiştir.

O yıllarda Çalışkanlar hanedanı bütün güçleri ile Bediüzzaman’ın hizmetindedir. Dedeleri Aşık Paşa’nın yıllar öncesinden haber verdiği zat Bediüzzaman’dır. Bu haberin belgesini yıllarca nadide sandıklarında saklayan Çalışkanlar’dan Mehmet Çalışkan’a, Said Nursî Emirdağ’a ilk teşrif ettiklerinde: “Kardeşim o sandıkta ismini sakladığınız zat benim” sözünden sonra mesele tam açıklığı ile ortaya çıkmıştır.

İşte zamanın müceddidi Emirdağ’ı şereflendirmiştir. Bu aile Bediüzzaman’a bütün güçleri ile yıllarca hizmet etmiş ve Ceylan Çalışkan’ı Üstadın emrine ve hizmetine vermişlerdir.

Said Nursî’nin iç ve dış kapısı kilitlidir. Daimî tarassut ve tazyik altındadır. “Bütün hayatımda dünya zevki nedir bilmiyorum” demişti. Fakat Bediüzzaman bu zorluklara aldırmadan hizmetine devam etmektedir. Defalarca zehirlenmeler, baskı ve zulümler…

Dursun Kutlu, ziyaret etmek isteğini beyan eder Çalışkanlar hanedanına. Fakat Üstad Hazretleri müsait olmadığı için ziyaret edemez. Tabiî hemen de geri dönemez. Her zaman vasıta yoktur. Çok üzülmüştür. Yol yorgunluğunun üstüne böylesi bir cevap onu adeta yıkmıştır. Çaresiz ve tarif edilemeyecek kadar mahzundur. Bu hâle Çalışkanlar da üzülmüştür.

Kırık bir kalp ve mahzun bir yürüyüş ile bir otel odasına kendisini atar. Otel odasına girdiği zaman başındaki şapkayı yere sür’atle fırlatır. Ve şikâyeti büyük yere yapar. Ve şu sözler dökülür ağzından:

“Ya Resûlallah! Sen kimi kapından içeri almadın, herkesi bağrına bastın da bu Üstadım beni neden kabul buyurmadı?”

Zamanın ve mekânın sustuğu bir andır bu an. Söylenilen söz İki Cihanın Güneşi’nedir. Nuru ile âlemi aydınlatan, kâinatın sebeb-i vücudu, zamanları ve mekânları kucaklayan tek ve mümtaz Peygamber (asm)… Bu şikâyet zaman ve mekân sınırlarını aşarak bir yerlere ulaşmıştır. Gerçi Bediüzzaman: “Risale-i Nurları okumak, beni ziyaret etmekten on derece daha kıymetlidir” demişti.

Ama gönül ferman dinler mi? Dinlemiyordu işte!
Bu, hislerin ve arzuların gemlenemediği bir atmosferi yansıtıyordu.

Halbuki yola çıkmadan önce ziyaret etme emeli ile bir çok hayalleri yanında getirmişti. Asrın Sultanını dünya gözü ile görecekti. Ama olmadı.

Bu şikâyet Bediüzzaman’a ulaşınca Ceylan’a emir verdi, Dursun Ağabeyi aramaya başladı.

Ama nerede idi?
Üstadımız telâşlanmıştı…
Otelde bir müddet kalan Dursun Kutlu, dışarı çıkarak gezinmeye başladı.
Emirdağ’ın sokaklarını kolaçan eden Ceylan, sonunda Dursun Kutlu’yu bulur. Ve sorar:
“Adıyaman’dan gelen misafir siz misiniz?”
“Evet benim.”
“Beni takip edin, Üstadım sizi bekliyor”

İşte o an, her şeyin bittiği ve tükendiği an ve zamandı. Dursun Kutlu büyük bir heyecan ve halecan içindedir.

Önce dış kapı açılır. Sonra merdivenlerden yukarı çıkılır. Şapkasını dışarıda bırakır.

Üstad misafirini karşılar.

İşte mekânın fukaralığına rağmen manevî zenginliğin içindedir Dursun Kutlu. Gönüller sultanını dünya gözü ile görmüştür.

Hal hatır sorulur, nurânî muhabbetler yapılır. Kendisini talebeliğe kabul eder. Eserleri okumasını ve yaymasını tavsiye buyurur. Zamanın nasıl geçtiği bilinmez. Vakit dolmuştur. Büyük bir nezaket içinde huzurdan ayrılır Dursun Kutlu.

İçi rahatlamıştır. Bütün yorgunluk ve ümitsizlikler bir anda yok olmuştur. Sohbetteki insibağ ve intibahı derinden hisseder. Artık ayrı bir âlemi içinde taşımaktadır.
Adıyaman’a döner Dursun Kutlu. Ziyareti gerçekleştirmenin mutluluğu içindedir. Ondan sonraki hayatı Nur ve Nur Talebeleri ile geçmiştir. Oğulları ve torunları, akrabaları ve cemaatî birlikteliği yıllarca devam etmiştir.

Bundan şunu anlıyoruz:

İki Cihan Serveri (asm) ehl-i iman ile alâkadardır, bizler ile ilgilidir. Bu zamandaki iman hizmetkârlarına “Kardeşlerim!” hitabını kullanmıştır asırlar öncesinden. Manevî âlemlerde cereyan eden olayları bizler göremiyoruz, ama hissediyoruz. Bir çok ziyaret hatıralarını okuduk ve dinledik. Ama en çok dikkati çeken bu ziyaret oldu benim dünyamda.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*