Ebuzer-i Gıfari (?-653)

İslamiyet’i kabul edenlerin ilklerindendir. İlk bedevi Müslüman olarak kabul edilir. Cahiliye döneminde bile putlara tapmaktan nefret eden bir kişidir. İslamiyet’i kabulden evvel kabilesi ve kendisi yol kesmekle meşhur iken, Müslüman olduktan sonra tamamen değişmiştir. Müslüman olduğunu Mekke’de açıktan ifade edince büyük bir saldırıya uğramıştır. Peygamber Efendimizin (asm) sürekli bir şekilde yanında bulundurduğu sahabelerdendir.

Resulullah’ın övgüsüne mazhar olmuştur. İdareci olma isteği Peygamber Efendimiz tarafından uygun görülmeyince, ömrü boyunca bir daha talepte bulunmamış ve kabul de etmemiştir.

Ebu Zer’in ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Lakabıyla meşhur olduğundan adeta ismi bilinmemektedir. Asıl adının Büreyr, Berir, Yüreyr, Yezid, Cündüb olduğu şeklinde muhtelif rivayetler vardır. Mensubu bulunduğu Gıfar kabilesi, yol kesip yağmacılık yapmakla meşhurdur. Hatta bu kötü alışkanlıklarını, Haram Aylar’da dahi icra etmekten çekinmeyecek kadar ileri götürmüşlerdi.

Ebu Zer, kabilesi putlara taptığı halde, kendisi onlardan nefret ederdi. Kendi ifadelerinden daha İslamiyet’i kabulünden birkaç yıl evvel ibadet etmeye başladığı anlaşılmaktadır. Hatta Hanif dinine mensup olanlarla yakın ilişkisi olduğu nakledilmektedir. Mekke’de bir peygamberin zuhur ettiğini duyunca önce kardeşini bilgi almak maksadıyla gönderdi. Ancak, getirilen bilgiyle yetinmeyince kendisi bizzat Mekke’ye Peygamber Efendimizi (asm) görmeye gitti.

Mekke’de birkaç gün kaldığı halde Peygamber Efendimizi göremedi. Yiyeceği bittiği ve bitkin olduğu bir sırada Hz. Ali tarafından fark edildi ve eve götürülerek misafir edildi. Bilahare Peygamber Efendimizin huzuruna götürüldü. Kırsal kesimden gelen ve İslamiyet’i kabul edenlerin ilki olduğundan ‘ilk bedevi Müslüman’ olarak anıldı. Müslüman olduktan sonra durumunu bir süre gizlemesi tavsiye edildiği halde Mekke’nin orta yerinde İslamiyet’i kabul ettiğini haykırdı. Saldırıya uğrayıp ağır bir şekilde dövüldüğü halde bunu birkaç kez daha tekrarladı. Korkusuz ve büyük bir cesaret sahibi olduğundan hiçbir şeyden çekinmezdi. Daha sonra kabilesine İslamiyet’i anlatmakla görevlendirildi ve çağrılmayıncaya kadar gelmemesi tembih edildi. Çünkü, Mekke’de kalması artık kendisi için hayati tehlike arz ediyordu.

Ebu Zer’in vasıtasıyla kabilesinin yaklaşık yarısı İslamiyet’i kabul etti. Hendek Savaşı’ndan sonra Medine’ye hicret etti. Buraya geldikten sonra Ashab-ı Suffa ile birlikte Mescid-i Nebevi’de yatıp kalktı ve zamanının büyük bir kısmını Peygamber Efendimizin (asm) yanında geçirdi. Hizmetinde bulundu. Develerine çobanlık yaptı. Çobanlığı esnasında eşkıyanın saldırısına uğradı ve çıkan çatışmada oğlu şehit oldu. Bir ara Peygamber Efendimizden emirlik talebinde bulunduğu ve kendisine bunun için yeterli olmadığı söylenince, ömrü boyunca bir daha görev talebinde bulunmadı, kendisine teklif edilen hiçbir vazifeyi kabul etmedi.

İslamiyet’ten evvel yol kesen, adam öldüren, malları yağmalayan sert mizaçlı Ebu Zer, Müslüman olduktan sonra tamamen değişti. Fakir ve düşkünlerin koruyucusu oldu. Hizmetçisiyle aynı elbiseyi giyecek ve aynı yemeği yiyecek kadar merhamet ve tevazu sahibi idi. Bunların dışında kahramanlığı, cesareti, doğruluğu ve açık kalpliliği gibi özelliklerinden ötürü Peygamber Efendimizin övgüsüne mazhar oldu. “Gökkubbenin altında ve yeryüzünün üstünde Ebu Zer’den daha doğru sözlü kimse yoktur” ifadeleri kendisi için sarf edildi. (Abdullah Aydınlı, “Ebû Zer el-Gıfârî”, TDVİA., 10. C., s. 268)

Ebu Zer, hem sürekli Peygamber Efendimizin (asm) yanında bulunması hem de aklına gelen her soruyu sormasından ötürü ilimde çok önemli bir seviyeye ulaştı. Ömrünün önemli bir kısmını sefer ve savaşlarda geçirmesine rağmen, bulduğu her fırsatta öğrendiklerini çevresindekilere aktarmaya büyük çaba sarf etti. Hadis rivayet etmesi sebebiyle birkaç arkadaşı ile birlikte Medine’den ayrılmaları özellikle Hz. Ömer zamanında uygun görülmüyordu. Çünkü, bu gibi büyük sahabeler, halifelerin adeta danışmanı durumunda olup, sık sık görüşlerine başvurulmaktaydı. Üç yüze yakın hadis rivayet etti. Beklenenden daha az rivayette bulunması; çok sayıda savaşa katılması, ömrünün sonlarına doğru münzevi bir hayat yaşaması ve erken vefat etmesi gibi sebeplere bağlanmaktadır.

Risale-i Nur’da Ebu Zer’den nakil yapılmaktadır. Ebu Zer, Peygamber Efendimizin (asm) mübarek avuçlarında bulunan küçük taşların tesbih etmeye başladıklarını ve daha sonra Hz. Ebubekir’in elinde de tesbih etmeye devam ettiklerini nakletmektedir. “…Sonra Hazret-i Ömer’in eline koydu; yine tesbih ettiler. Sonra aldı, yere koydu, sustular. Sonra yine aldı, Hazret-i Osman’ın eline koydu; yine tesbihe başladılar. Sonra, Hazret-i Enes ve Ebu Zer diyorlar ki: Ellerimize koydu, sustular.” (Mektubat, s. 133)

Ebu Zer, Peygamber Efendimizin (asm) vefatından sonra halifeliğe Hz. Ali’yi daha layık görüyordu. Bu fikrini devam ettirmekle beraber kendilerine biat edildiğini görünce hem Hz. Ebubekir’e hem de Hz. Ömer’e biat etti. Hz. Ömer devrinde kendisine bağlanan maaş ile at satın aldı. Bunları cihat için besledi ve söz konusu atları mücahitlerle birlikte nöbetleşe kullandı. Suriye, Kudüs ve Mısır’ın fetihlerinde bulundu. Hz. Osman’a biat etmesine rağmen, yumuşak huyundan ötürü başarılı olacağından endişeliydi. Bu dönemde de fetih hareketlerinde bulunmaya devam etti.

Ebu Zer, altın ve gümüşün Allah yolunda sarf edilmeyip biriktirilmesine karşı çıktı. İhtiyaç fazlası malların dağıtılması konusunda hassasiyet gösterdi. Onun bu hassasiyeti fazla mal biriktirmekten çok, halkın büyük maddi sıkıntı içinde olması ile irtibatlıdır. İlk üç halife döneminde bu konularda dikkat çekici faaliyetlerine rastlanmadığı halde daha sonraki dönemde bu konular üzerinde ısrarla durması, halkın ekonomik durumunun kötüleşmesinden kaynaklanıyordu. Onun görüşleri ve içtihadı siyasi bir maksat ve yönetime karşı tavır olmadığı halde, siyasete alet edildi. Fakir halk ile birlikte muhaliflerin işine yaradı. (Aydınlı, s. 268)

Ebu Zer, hiç bir zaman doğru bildiğini söylemekten çekinmedi. Görüşlerinden dolayı Suriye valisi Muaviye ile araları açıldı. Sahabelerin ileri gelenleri ile halifeye şikayet edildi. Hz. Osman, onu Medine’ye çağırdı. Burada da görüşlerini dile getirmeye devam etti. Fikirlerinin muhalifler arasında ilgi görmesi ve siyasetlerine alet etmelerinden ötürü Medine’ye üç mil mesafede bulunan Rebeze’ye gönderildi. Burası Mekke yolu üzerinde olup, su kenarında bulunuyordu. Aynı zamanda akrabaları da bu civarda oturuyordu.

Hz. Osman, kendisini gönderirken maddi yardımda bulundu. Ebu Zer, aralarında Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’in de bulunduğu kişiler tarafından uğurlandı. Rebeze’de yaklaşık iki yıl yaşadı. Bu arada halifenin isteği üzerine ara sıra Medine’ye gidip geldi. Hz. Osman’a karşı başlarına geçip harekete geçmelerini teklif eden muhaliflerin tekliflerini kabul etmediği gibi halifeye bağlı kalmalarını tavsiye etti. Reveze’de münzevi bir hayat yaşayan Ebu Zer, 653 yılında Hakk’ın rahmetine kavuştu. Peygamber Efendimiz yirmi yıl evvelinden şöyle haber vermişti:

“Sen buradan çıkarılacak, tek başına yaşayacak ve yalnız öleceksin”. Yani Medine’den nefyedileceğini, yalnız hayat geçirip, yalnız bir sahrada vefat edeceğini haber verdi. Yirmi yıl sonra haber verdiği gibi çıktı. (Mektubat, s. 105)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*