Ehl-i hizmetin imtihanları

Bu fırtınalı asırda ayakta durup, sağlam bir kafa ve ruh yapısıyla yaşamak, hele de imanî konularda istikametli ve ihlâslı bir hizmeti gerçekleştirmek kolay olmayan ve maharet isteyen çok önemli bir konudur.

Toplum hayatında çoklukla rastlanan ve özellikle de mü’minlerde olmaması gereken nifak, şikak, kin, düşmanlığa sebebiyet veren tarafgirlik, inat, haset, hırs, rekabet, gıybet, gurur ve kibir, haset, hırs, ihtilâf, tenkit gibi menfi haller maalesef meydan almış. Hâlbuki bunlar; Kur’ân’da, hadis-i şeriflerde şiddetle menedilmiş düşünce, sıfat ve davranışlardır. Ama gerek çok geniş manada İslâm dünyasında, gerekse de cemaat, aile ve ferdî hayatta aramızda yaşadığı da bir vakıa. Bu menfî hallerden kurtuluş cehd ve gayretlerimizi arttırarak devam ettirmemiz gerekiyor.

Bunun için de her konuda olduğu gibi bu konuda da her Müslümanın ilk referansı şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm’in kesin hükümleridir. İkincisi, Sünnet-i Seniyye’dir. Üçüncüsü ise; Kur’ân-ı Azîmüşşan’ın bu asırdaki manevî, mu’cizevî bir tefsiri olan Risale-i Nur Külliyatı ve onun müellifi Bediüzzaman Said Nursî Hazretleridir. Risale-i Nur Külliyatı’ndan başta “Uhuvvet Risalesi” olmak üzere Lem’alar ve Şuâlar adlı kitapların yanında diğer eserlerden de istifade ettiğimiz bu konudaki bir demeti aşağıda takdim ediyoruz. Bu problemin en kısa ve etkili çözümü harika bir şekilde bu eserlerdedir. Ecdad yadigârı bu vatan parçası olan Anadolu’da yıllardan beri yanan ve yüreklere kor ateş gibi düşen terör belâsının getirdiği fitne, düşmanlık ve kini asgariye indirecek bazı gerçekleri “hakikatçe”, “hikmetçe” ve de “insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyetçe” zararları ve kurtuluş yollarına çareler sunulmaktadır.

Şahsî hayatı, toplum hayatını, manevî hayatı mahveden ve gerçek mânâda “çirkin, merdut, zararlı ve zulüm” olan bu haller insanlık hayatı için tam bir zehirdir. Bu vahşeti gafil gözlere göstermek için insanların konumunu bir gemi veya bir evde birlikte bulunmakla kıyaslayarak izah eden Bediüzzaman, dokuz cani ile birlikte bir tek masumun olması halinde bile o geminin ve o evin tahrip edilip yok edilmesinin son derece gaddar bir zulüm olduğuna dikkat çeker: “Birtek mâsum, dokuz câni olsa, yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz!”

Buradan sözü, ana konu olan ve mü’minler arasında sağlıklı bağ olması gereken “bir mü’minde bulunan İman, İslâmiyet, komşuluk gibi pek çok güzel sıfat sebebiyle onun aleyhinde menfî bir hüküm verilemeyeceği”ni beyan eder. Aksinin çok büyük bir zulüm ve hunharlık olacağını izah eder. Herhangi bir mü’minin bir anda veya bir defada yaptığı küçük bir yanlıştan dolayı o mü’minde bulunan diğer masum sıfatları kötülemenin, yok saymanın, görmezden gelmenin ve cezalandırmanın adaletle alâkası olamayacağını beyan eder.

Burada dikkati çeken konu başlıkları olarak da, şunları nazarlarımıza verir:

* Adalet-i mahzâyı esas almak. * Adavet, düşmanlık konusu ve tesir sahası. * Cemiyet hayatı için önemli olan değerlerin bilinip tatbik edilmesi. * Gıybetten kesinlikle uzak olma. * Gurur ve kibir.

* Hakikat mesleğinin şiarı. * Haset. * Hırs. * Hürmet ve merhamet. * Muhabbet ve tesiri. * Mü’minlerin ortak değerleri. * Tarafgirlik ve ihtilâf. * Mü’min kardeşini asla tenkit etmeme. * Tevekkül. * Kesinlikle tarafgirliğe, rekabete, kıskançlığa tevessül etmemeye çalışmak. Bunların ihlâsa ve uhuvvete ters olduğunu bilmek. * Hayatın vazgeçilmez bir yönünün vahdet, ittihat, ittifak, imtizaç, tesanüt ve dayanışma olduğunu bilerek maneviyatı sağlam tutmak. * Sıkıntı, ruh darlığı, titizlik, nefis ve şeytanın tuzak ve oyunlarından ortaya çıkan veya şuursuzca ani hareketlerle söylenmiş olan çirkin sözlerle birbirine küsüp “Haysiyetime dokundu” hissiyatıyla hareket etmemek. * Tenkit kapısını kesinlikle, her ne şekilde olursa olsun açmamak. Birbirinin meziyetleriyle iftihar etmek. Fazîlet ve neşir sahasında birbirine yardımcı olmak. * Gerektiği zaman küçük hukukları değil, hayat ve haysiyeti, dünyevî saadeti Risale-i Nur’un en kuvvetli rabıtası olan tesanüde feda etmeye kendini mükellef bilmek. * Anlaşılmayan, netliğinde tereddüt edilen meseleler olursa meşveret etmek. * Her insanın ayrı bir mizacı ve karakteri olduğu için konuları çok sıkı tutmadan karşılıklı saygı ve rıza dairesinde müsamahayla birbirine bakmanın lüzumunu hissedebilmek. * Dâvâ sahipleri arasındaki hakikî ve uhrevî uhuvvetin gücenmek ve tarafgirlik kaldırmadığını; cinnî ve insî şeytanların şerrine âlet olmadan, kalblerin birbirine tam sadakat ve muhabbet ve uhuvvet ve şefkatle dolması gerektiğini iyi kavrayabilmek. * Garaz damarıyla, bir mü’min kardeşinin çok küçük birtek günahını abartıp, dağ gibi bütün hasenât ve sevaplarını örtmenin, mü’min kardeşine adâvet edip cemiyet hayatını fesada uğratmanın şeytanın bir tuzağı ve oyunu olduğunu idrak edebilmek. * Mânevî hayat ve sıhhat-i ibadetin, adâvet ve inatla sarsıldığını, bunlarla ihlâs ve manevî kurtuluşun yok olacağının idrakinde olmak. * Yaşanılan şu dünya gerçekleri karşısında husûmet ve adâvetin vaktinin bittiğini idrak edebilmek. Anarşi, terör ve harplerin adâvetin ne kadar fena ve tahrip edici ve dehşetli zulüm olduğunu gösterdiğinin şuurunda olmak. Varsa düşmanlarımızın, günahları ve tecavüzleri olmadığı takdirde, adâvetimizi gerektirmediğini idrak edebilmek. Cehennem ve azab-ı İlâhînin bu konuda kâfi olduğu inancıyla hareket edebilmek.

İhtiraslar, husûmetler ve tarafgirliklerle, kuvvetler hiçe iner; az bir kuvvetle ezilebilinir. İhtilâflardan zalimler istifade eder. Yoksa hayatta, hukukun müdafaası da muhafaza edilemez.

Ehl-i imana karşı tecavüz vaziyetini almış bu kadar düşmanlar varken dâhilde niza çıkarıp problemler meydana getirmek olan garazkârâne tarafgirlik ve adâvetkârâne inat, hiçbir cihetle ehl-i imana yakışmaz.

İstikametli, selâmetli ve sağlıklı bir dinî hayat, şahsî hayat, cemiyet hayatı için ve de sağlıklı fikir, istikametli bakış, selâmet-i kalb için, Kur’ân ahkâmının mizanlarıyla ve Sünnet-i Seniyyenin terazileriyle bütün fiil, hâl ve hareketler tartılmalı ve Kur’ân ve Sünnet-i Seniyye daima rehber yapılmalı, Cenâb-ı Hakk’a ilticada bulunulmalı ki, sağlıklı bir neticeye gidilebilsin.

Amellerin ve hayırlı işlerin esasları olan ihlâs ve adaletin, husûmet ve adâvetle kaybolduğunu bilmek.

Bu dâvânın ve meselemizin çok nazik olduğunun idrakiyle birbirine güvenmek, bütün vazifeleri şahs-ı mânevîyle hareket ederek çözmeyi şiar haline getirmek. Bütün kuvvetiyle birbirinin imdadına koşmak lâzım geliyor.

Bütün bunların izahını bir başka yazıya bırakarak, şimdilik sadece şununla yetinelim.

Saadetli bir hayat, sağlıklı bir beden, selâmetli ve istikametli bir hizmet yapmak için Kur’ân’ı gerçek mânâda İlâhî bir emir ve mutlak manada uyulması lâzım gelen İlâhî kelâm olarak kabullenmek. Bütün zerratıyla buna inanmak ve yaşamaya çalışmak.

Sünnet-i Seniyyeyi; Âlemlerin Yaratıcısının en mükemmel varlık nuru olan Hz. Muhammed’i (asm), Kur’ân’ın hayat tatbikatı rehberi olarak bilmek ve ona ittiba etmek.

Risale-i Nur’un bu asırda en tesirli, en kısa, en özlü, en net, en ikna edici bir şekilde bu iki ana kaynağa aynalık yaptığı düşüncesiyle bu muazzam eser külliyatına gölge etmeden hizmet etmektir. Onun tesiriyle meydana gelen, bu mukaddes topraklarda ve dünya yüzüne yayılmış olan “şahs-ı maneviye” sarılmak, sahip çıkmaktır. Şahs-ı manevinin gerektirdiği ihlâs, uhuvvet, sadakat, samimiyet, hasbilik, tesanüt, istikamet, irtibat.. vb. gibi güzel hasletleri nefsinden, yakın çevreden başlayarak kardeşler ve dostlarla yaşamaya çalışmaktır.

Cenâb-ı Hak bizleri ihlâsta, istikamette, müsbette, sevgide, hayırda, uhuvvette, hürmette, merhamette, şefkatte devam ettirsin inşaallah (Âmin). Hayatını Kur’ân’la ve Sünnet-i Seniyyenin tatbikatıyla olumlu ve müsbet manada yaşayıp yaşatanlardan eylesin (Âmin). Son nefese kadar tam bir tevekkül ve kanaat mükâfatı ve lezzetinin peşin sevabını görebilme niyetiyle…

Kaynaklar:
* Uhuvvet Risalesi.
* Şuâlar.
* Lem’alar; 28. Lem’a, 23. Nükte.
* Şuâlar, 14. Şuâ, s. 430, yeni: 780
* Tarihçe, s. 187, yeni: 327
* 13. Lem’a, 13. İşaret. 3. Nokta
* Hutbe-i Şamiye. 4 Kelime
* Kastamonu Lâhikası, s. 181., Mek. No: 144

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*