Faruk çakır, gitti, gördü, yazdı

Türkmenistan için ‘at’ millî bir servet. Zaten dünyada “at bakanlığı” olan tek ülke burası. Her yıl, nisan ayının son günleri “at bayramı” olarak kutlanıyor. Biz de ‘bayram’a davetliydik…

Işık, yeşil ve at AŞKABAT

TÜRKMENİSTAN’I TANIYALIM

Türkmenistan, resmî adıyla Türkmenistan Cumhuriyeti, 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılışından sonra bağımsızlığını kazanan Orta Asya Türk Cumhuriyeti. Resmî para birimi Manat’tır. Yönetim şekli cumhuriyet. Türkmenistan, BM, İKÖ, BDT, IMF gibi uluslar arası kuruluşlara üye. Devlet televizyon kuruluşu vardır, ama özel televizyon yayını bulunmamakta.

Orta Asya ülkelerinden olan Türkmenistan güneyden İran, batıdan Hazar denizi, kuzeyden Kazakistan, kuzeydoğudan Özbekistan, güneydoğudan Afganistan’la çevrilidir. Amu Derya ırmağının çok az bir kısmı Türkmenistan sınırları içinde yer alıyor. Bunun dışında önemli bir akarsuyu yok. Ancak su ihtiyacının karşılanması için 900 km uzunluğundaki Karakum kanalı yapılmış. Topraklarının beşte dördünü Karakum çölü kaplıyor. Topraklarının yüzde 3.5’i tarım alanı, yüzde 17’si otlak, kalanı ya kısmen otlak olarak kullanılabilen çöl veya tamamen çöldür. Türkmenistan’a kurak ve sıcak bir iklim hâkimdir. Yaz aylarında sıcaklık bazen 50 dereceye kadar çıkar. Kış aylarında ise bazen -25 dereceye kadar düştüğü olur.

Türkmenistan’ın bağımsızlığını kazanmasının ardından 27 Ekim 1991’de yapılan ilk devlet başkanlığı seçimleri sonucunda Saparmurat Türkmenbaşı devlet başkanlığına seçildi ve ölümüne (21 Aralık 2006) kadar bu görevini sürdürdü. Türkmenistan’ın ikinci ve halen görevde olan cumhurbaşkanı ise Gurbanguli Berdimuhammedov’dur.

“AT BAYRAMI”NA DÂVET VAKİ OLDU

Dâvet olunan yere gitmek, yani dâvete icabet etmek güzel adetlerden biridir. Türkmenistan’da yapılacak “At Bayramı ve Fuarı” için dâvet vaki olunca Yeni Asya’yı temsilen icabet etmeye karar verdik. Daha önce bazı Orta Asya devletlerine gittiğimiz halde Türkmenistan’a gitmemiştik. Kısa sürede hazırlığımızı tamamladık ve dâvete aracılık yapan organizasyon şirketine pasaportumuzu gönderip neticeyi bekledik.

Bu arada, daha önce Türkmenistan’a giden bir ağabeyimiz de dâvete icabet edip, Türkmenistan’daki değişimi görmek arzu etti. Ancak ilerleyen günlerde oradaki sıkıntılara katlanamayacağını beyan ederek bu kararından vazgeçti. Biz ise, Aşkabat’a ilk defa gidecek olmamız sebebiyle muhtemel sıkıntılara katlanmayı da göze alarak kararımızda sebat ettik. Aradan günler geçti ve belirtilen gün ve saatte Yeşilköy Havalimanı’nda ekiple buluşmak üzere 24 Nisan 2013 akşamı ‘buluşma noktası’na hareket ettik.

İLK PANİK HAVALİMANINDA

Yeşilköy Havalimanına gittiğimizde Aşkabat’a gidecek ekipte bir telâş ve heyecan gördük. Bazı yolcuların vizesi alınmamıştı. Böyle olunca daha ilk adımda sıkıntılarla karşılaşılmış oldu. Vizeleri alınanlar işlemlerini tamamladı, bize ise beklememiz söylendi. “Ya Sabır” diyerek beklemeye başladık. Neyse, ilerleyen saatlerde elçilikten bir görevli geldi ve ‘dâvetli listesi’nde isimleri olanların (vizeleri olmadığı halde) işlemleri yapıldı, biniş kartlarımızı alabildik. Listede ismi olmayan bazı dâvetliler ise havaalanından geri dönmek durumunda kaldı. Bazı gazeteci arkadaşlar “Biz de dönelim mi?” dediyse de sonradan dönmekten vazgeçtiler ve neticede Türkmenistan Havayollarına ait uçağa binip Aşkabat’a hareket ettik.

“TÜRKMENİSTANLI MISINIZ?”

Uçaktaki yerimize oturduğumuzda ilk dikkatimizi çeken şey, uçağın en ön koltuğunun önündeki ‘duvar’da Türkmenistan Devlet Başkanının fotoğrafının asılı olması oldu. Uçak havalanınca yanımda oturan ‘koltuk arkadaşım’ “Türkmenistanlı mısınız?” diye sordu. “Benziyor muyum?” dedim. “Ne bileyim, konuşmayınca anlayamadım. Şimdi anlaşıldı” diye cevap verdi. Ben de yarı şaka yarı ciddî, “Biraz ısınınca konuşurum ve o zaman da ‘çok konuştun’ demezsin inşallah” diye lâtife yaptım. Dâvet edilen ekipte yer alan ‘koltuk arkadaşım’la daha sonra yolculuk boyunca ve Aşkabat’ta uzun süre sohbet ettik.

IŞIK DERYASI ŞEHİR

Dört saate yakın süren yolculuk sonrasında adeta ışık deryasına dönmüş Aşkabat’a ulaştık. Uçaktan bakınca Aşkabat’ta ışıktan başka bir şey görmek mümkün değildi. O kadar ki bir ‘dağ yolu’nun da ışıklandırıldığı, yüksek binalar, ışıl ışıl caddeler dikkat çekiyordu.

Havaalanına indik ve beklediğimizden daha soğuk ve yağmurlu bir hava ile karşılaştık. Neyse, “At Bakanlığı” ve “Ticaret Odası” diyebileceğimiz bir devlet kurumunun dâvetlisi olduğumuz için CİP salonuna alındık. Kısa sürede pasaport kontrollerinin tamamlanıp otelimize gideceğimizi düşünüyorduk ki, tahminlerimizde yanıldık. Bazı arkadaşlar haklı olarak “Bu kadar da bekletilmez ki!” dese de başka çaremiz yoktu. Bu arada CİP salonunda sabah namazımızı da eda etme imkânı bulduk. İstanbul’da pasaportlarımıza vize vurulmadığı için bu işlemler Aşkabat Havaalanında yapılmak durumunda kaldı. Hatta bu sebeple Dışışleri Bakanlığından bir görevli geldi. Havaalanında çalışan sayısı da yeterli olmayınca pasaport kontolünün yapılması ve havaalanından dışarı çıkışımız 4 saate yaklaştı. Bazı arkadaşlar, hemen dönüş gününü beklemeye başladı.

SİGARA AÇIK MEKÂNDA YASAK

Aşkabat Havaalanının dışına çıkınca bazı arkadaşlar sigara yakmak istedi. Görevli polisler, bunun yasak olduğunu söyledi. Tabiî Türkiye’de de sigaraya yasak var, ama kapalı mekânlarda… Aşkabat’da ise açık havada da sigara içmek yasak. Sadece, belli yerlerde (meselâ, otel önlerinde) ‘kül tablası’ olan yerlerde sigara içmek serbest. Kanunen böyle, ama maalesef ziyaret ettiğimiz bazı yerlerde (hipodrom gibi) tuvaletlere sigara dumanı dolayısıyla girmek bile zordu…

PREZİDENT MİSAFİRHANESİ
Bizim için “çok uzun” olan süre, “Beyik Saparmurat Türkmenbaşı Adındaki Aeroport” görevlileri için normal karşılanıyordu. Nihayet bizi karşılayan servis araçlarına bindik ve misafir edileceğimiz otele, daha doğrusu “Prizident Mıhmanhanası”na vardık ve “kabulhane”de, resepsiyonda kayıtlarımızı yaptırıp odamıza çıktık.
Otel, bir misafirhane olmakla beraber 5 yıldızlı seviyesindeydi. Otele gidene kadar gördüğümüz tablo, Aşkabat’ın yeni binalarla süslendiğini gösteriyordu. Farklı binalar, çok sayıda kule ve ağaçlandırmaya yapılan yatırım dikkat çekiciydi.

HER YERDE TÜRKMEN ‘BEDEV’İ

Otelde öğle saatlerine kadar dinlendikten sonra ilk iş olarak “Halkara Atçılık Sport Toplumı/ Uluslar Arası Spor Kompleksi”ndeki “Atlı Spor Oyunları Binası”nda düzenlenen “Engelli Koşu”ları izlemeye gittik. Türkmenler için at millî bir servet olarak görülüyor. Dolayısıyla şehrin pek çok yerinde at heykelleri var. Aynı şekilde hipodromlar da yapılmış. Zaten “At Bakanlığı” olan tek ülkenin Türkmenistan olması bunu gösteriyor. “At”a “at” demekle birlikte daha çok “Bedev” demeyi tercih ediyorlar. “Bedev” bizdeki “Küheylan” gibi bir tabir. Atı daha fazla öne çıkaran, önemseyen ve edebiyatta da kullanılan bir kelimeymiş. Dolayısıyla Türkmenistan ziyaretimiz esnasında en çok duyduğumuz cümlelerden biri “Türkmen ‘bedev’i” şeklinde olanıydı. Türkmen atıyla ilgili şiirler, menkıbeler, marşlar ve hatta masallar bile var.

ŞEHİR TURU, KULE TURU

“Halkara Atçılık Sport Toplumı”ndaki gösterileri izledikten sonra yeniden otele döndük ve kısa bir istirahatten sonra şehir turuna çıktık. “Yeni Aşkabat” olarak isimlendirebileceğimiz mahalleler hakikaten yeni… Baştan sona mermerlerle kaplanmış beyaz binalar… Oteller ve devlete ait kuruluşların binaları devasa… Ortalama 13 ve 15 kat yükseklikten oluşan binalar, kat yükseklikleri 4 metreye yaklaştığı için daha fazla katlı intibaı veriyor. Yeni Aşkabat’ta çok sayıda da ‘anıt/kule’ var. Bizdeki örnekleriyle ifade etmek gerekirse, şehir temaşa kulesi, nikâh sarayı, adalet kulesi, Türmenbaşı kulesi ve benzeri şekilde belki de 20 ya da 30 ‘kule/anıt’ var. Hakikaten bunlar için büyük para harcanmış. En yüksek kule, en yüksek bayrak, en büyük halı, en büyük cami, en büyük dönerdolap vesair, her şey “en büyük…”

Mihmandarlarımıza, “Aşkabat’ın ‘eski hali, eski binaları yok mu?’” diye soruyoruz. Onlar da ekseriyetle, “Aşkabat bu işte, gördüğünüz binalar… Eski binalar yıkılıp bunlar yapıldı” diyorlar. Bu beyan bir yönüyle doğru, ama bir yönüyle de eksik. Elbette her şehirde olduğu gibi Aşkabat’ta da bir “eski Aşkabat” var. Aslında “eski Aşkabat” da güzel, sakin ve yemyeşil bir şehir. Ama mihmandarlarımız bizi ekseriyetle “yeni Aşkabat”ta gezdirmeyi tercih ediyorlar.

KAPALI DEVRE TOPLANTI

Programın ikinci günü (25 Nisan 2013 Cuma) sabah 06.30’da kaldığımız otelden hareketle “At Bayramı” programının açılış toplantısının yapılacağı “Oğuzhan Otel”ine gittik. Ancak kameramanlar hariç basın mensupları toplantının yapılacağı salona alınmadılar. Sadece kameramanların salona girişine izin verildi ve onlar da Cumhurbaşkanı konuşmaya başlayınca kısa bir görüntü aldıktan sonra salondan çıkarıldılar. Basın mensupları otelin salonunda yapılan konuşmaları, yine otelin “basın odası”ndan canlı olarak izledik. Ancak smültane tercüme olmadığı için sağlıklı bilgi almak mümkün olmadı.

Bu arada “basın odası”ndaki imkânlardan istifade ederek yazılarımızı yazma imkânı bulduk ve elektronik postalarımızı okuyabildik. Oğuzhan Otel’deki toplantı bitince, “Sergi Koşgi/Sergi Sarayı”ndaki fuara geçtik. Fuar binasının önünde millî kıyafetleriyle gösteri yapanları izledik ve fuarın açılmasını bekledik. Nihayetinde fuar, Devlet Başkanı adına bir görevli tarafından açıldı. Kurdeleyi kesenler arasında “Ak Sakallılar Meclisi”nin de temsilcisi vardı. Ancak o esnada bir mütercim bulamadığımız için özel görüşme yapmamız mümkün olmadı.

Türkmenistan’ın yönetim şekli: Türkmenistan 18 Mayıs 1992’te yürürlüğe konan anayasayla yönetilmektedir. Ülkede çok partili sisteme geçilmiş olmasına rağmen tek parti yönetiminden yeterince çıkılamadı. Birçok alanda devlet tekeli sürmektedir.

Nüfusun yüzde 94,7’sini Türkmenler, yüzde 2’sini Özbekler, yüzde 1.8’ini Ruslar, yüzde 1.5’ini de diğer azınlıklar oluşturur. Beş ana Türkmen boyundan oluşan Türkmenistan’da idari yapı da bu beş boya göre şekillenmiş ve 5 vilayet (il) kurulmuştur.

Başşehir: Aşkabat
Resmî dil(ler): Türkmence
Yönetim biçimi: Cumhuriyet (Tek parti)
Devlet Başkanı: Gurbanguli Berdimuhammedov
Yüzölçümü: 491.210 km2
Nüfus: 2010 tahmini: 5,450,000
Kişi başına millî gelir: $ 5,979
Para birimi: Türkmenistan manatı (TMT)

Cami de yaptırmışız, okul da…

ERTUĞRUL CAMİİ’NDE CUMA NAMAZI

Sergi Sarayı’ndaki fuarın gezilmesi ve “at gösteri”sinin izlenmesinden sonra Cuma namazı kılmak üzere Türkiye tarafından yaptırılan Ertuğrul Gazi Camii’ne gittik. “Aşkabat Ertuğrul Gazi Camii”nin yapımı ilk defa 1992 yılında gündeme gelmiş. Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel, Diyanet İşleri Başkanı M. Nuri Yılmaz ile Türkmenistan’ı ziyaretlerinde yapılan resmî görüşmeler sırasında bir cami yapımına karar verilmiş. Daha sonra şehrin merkezinde 27.000 metrekare genişliğinde bir arsa tahsis edilmiş ve caminin temeli 12 Ocak 1993 tarihinde atılmış. Cami, klâsik Osmanlı mimarî anlayışı içinde merkezi planlı 4 yarım kubbeli, avlulu tarzda her biri üç şerefeli 4 minare şeklinde planlanmış. Türkmenler, bu camiye “Ulu Mescid” diyorlar. Selimiye’den ilham alınarak yapılmış bir cami bu.

TÜRKİYE’NİN YAPTIRTIĞI OKUL

Türkiye, Aşkabat’da okul da yaptırmış. Fuarda tanıştığımız ve beraberce Cuma namazını eda ettiğimiz Yaygın Meslekî Eğitim Merkezi (Meslek Lisesi) Müdürü Recep Şengül, okulun 1996 yılında açıldığını söyledi. Öğretmenleri (Türkiye) Millî Eğitim Bakanlığı tarafından tayin edilen okul, başarılarıyla da dikkat çekiyormuş. Elçiliğe bağlı olarak eğitim veren okul, Aşkabat’daki tek yabancı meslek okulu ünvanını da taşıyor.

AŞKABAT’TA BİR MERKEZ: YİMPAŞ

Cuma namazı ve yemekten sonra yine bir şehir turu yaptık. Her defasında aynı caddelerden geçerek yine kuleleri ve lüks binaları seyrettik. Grup olarak Aşkabat’ın merkezinde bulunan Yimpaş Alışveriş Merkezi’ne gidince, orada gruptan ayrıldık ve daha sonra kendi imkânlarımızla otele dönmeye karar verdik.

Yimpaş Alışveriş Merkezi, Aşkabat’ta haklı bir üne sahip. Bilhassa Türkiye’den gidip Aşkabat’ta çalışanlar için aynı zamanda bir buluşma yeri. Biz de uzun yıllardan beri Aşkabat’taki bir Türk firmasında inşaat mühendisi olarak çalışan komşumuz, hemşehrimiz Reşit Beyle orada buluştuk. Hem Aşkabat ve Türkmenistan hakkında hem de memleket hasreti dolayısıyla Türkiye hakkında sohbet ettik. Akşam namazını eda ettikten sonra sıkı bir pazarlık yaparak bindiğimiz taksi ile otelimize döndük.

“ESKİ AŞKABAT”LA TANIŞTIK

Programın üçüncü gününde ekipten ayrılarak bir arkadaşımızın tahsis ettiği araçla ‘Eski Aşkabat’ı keşfe çıktık. İlk ziyaret yerimiz “Çöl Pazarı” denilen yer oldu. Şehir dışındaki bu pazar, eskiden Türkiye’de de kurulan “Polonya pazarı”na benzer şekilde hizmet veriyor. Tek katlı dükkânlarda her şey satılıyor. Bir bakıma Mahmutpaşa’daki dükkânları hatırlatan bu pazar yerinde gazeteci arkadaşlara kamera ile çekim yapma izni verilmedi. Çok geniş bir alana sahip bu pazar yerine yeni ilâveler de yapılıyor. El dokuması Türkmen halılarının da satıldığı pazarı kısmen gezerek şehre dönmeye karar verdik.

Yol boyunca “Eski Aşkabat”la yüz yüze geldik. Her şehirde olduğu gibi Aşkabat’ta da haliyle eski yapılar, bakımsız mahalleler ve binalar var. Bunları garip karşılamamak gerek. Asıl garip olan, şehirde böyle yerler olmadığı intibaı verecek şekilde hep kuleleri, yüksek binaları, lüks vilları nazara vermek olsa gerek.

“RUS PAZARI”NDA KURUTULMUŞ KAVUN

Şehrin merkezinde sayılabilecek Rus pazarında ise her türlü gıda ve diğer ihtiyaç maddelerinin satışı yapılıyor. Dönerle de ilk defa burada karşılaştık. Et çok ucuz olduğu için ‘et/döner’ de ucuz… Bir kilogram etin fiyatı 10 TL’nin altında olduğunu ifade edelim ve gerisini siz hesap edin. Bu arada Türkmen üzümü de çok lezzetli. Kurutulmuşunun satıldığı bu pazarda hayli müşteri vardı. Daha önce hiç görmediğimiz gibi, duymadığımız bir şeyle karşılaştık. Tatmamız için bir parça uzatan satıcıya “Bu nedir?” diye sorduk. “Kurutulmuş kavun” cevabını verdi. Tadına baktık ve beğendik. Türkmenistan kavununun da çok meşhur olduğunu bu arada ifade edelim. Hurma kıvamındaki kurutulmuş kavun çok dikkatimizi çekti…

BÜTÜN OTOMOBİLLER TAKSİ HİZMETİ VERİYOR

Aşkabat’da dikkat çeken bir uygulama da bütün otomobillerin taksi olarak hizmet verebilmesi. Yani, yola çıkın. Geçen ilk arabaya el kaldırın. Pazarlık yapın ve sizi istediği yere götürsün. Türkiye’deki gibi ‘taksi plâkası’ uygulaması olmadığı için hususî araçlar da taksi gibi çalışabiliyor. 10 manattan (5 manat, 3.15 TL ediyor) başlayan pazarlık 5 manata kadar iniyor ki Türkiye şartlarıyla düşünüldüğünde Aşkabat’da taksi ile seyahat dolmuş minibüslerden daha ucuza gelmiş oluyor… Akaryakıtın neredeyse bedava olduğu ülkede böyle olması da normal tabiî. (Bir litre benzinin 40 kuruş civarında olduğu ifade edildi.)

En büyük cami, en az cemaat

CEMAATE HASRET MUHTEŞEM BİR CAMİ

Pazarları ziyaret ettikten sonra bir iki defa yanından geçtiğimiz halde ziyaret etme imkânı bulamadığımız Türkmenbaşı Camii’ne (Ruh Mescidi) doğru hareket ettik. Türkmenistan’ın birinci cumhurbaşkanı Saparmurad Niyazov’un (Türkmenbaşı) kabri de caminin yanında yapılan türbede bulunuyor. Gerçekten çok büyük bir cami. Cami sahasına girdiğimizde bizi askerler karşıladı. Fotoğraf çekmenin yasak olduğunu tahmin ederek, her ihtimale göre soralım dedik ve bir sürprizle karşılaştık: Caminin dışında fotoğraf çekmek serbestmiş! Biz de fotoğraf çekmeye başladık. Camiye girince önce abdest aldık ve namazımızı eda ettik. Gerçekten temiz ve büyük bir cami.

Camiyi ziyarete gelenlere bilgi vermek için görevli olarak çalışan Devletyar ve İşan kardeşler bize de gerekli bilgileri verdiler. Orta Asya’nın en büyük camisi olduğu ifade edilen bu mabed, Aşkabat’a 20 kilometre uzaklıkta.

Cami, Türkmenistan’ın ilk Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov Türkmenbaşı’nın doğduğu köy olan Kıpçak’ta yapılmış. Caminin projesi Suudi Arabistan’dan gelmiş ve müteahhitliğini ise Fransız şirketi Bouygues SA, 110 milyon dolara yapmış. Türkmenbaşı’nın annesi Gurbansultan’a adanan 17 bin metre kare üzerine kurulu cami yaklaşık 10 bin kişi kapasiteli. 91 metre boyunda 4 minaresi var ve caminin dev kubbesi 55 metre yüksekliğinde, 50 metre çapında. Caminin duvarlarında daha çok Türkmenbaşı’nın yazdığı ‘vecizeler’ yer alıyor. Sadece mihrabında Allah (cc), Muhammed (asm) ve Lailaheillallah ibareleri Kur’ân harfleriyle yazılmış. Bu sebeple, caminin içinde fotoğraf çekilmesine müsaade edilmiyor.

Cami muhteşem, ama yerleşim yeri dışında yapıldığı için maalesef cemaati çok az. Cuma günleri ancak 500 kişi olabiliyor ve vakit namazlarında ise ekseriyetle kimse bulunmuyormuş. 1000 kişi aynı anda abdest alabiliyor. 1948 yılındaki büyük Aşkabat depreminde şehir yıkılınca, Türkmenbaşı’nın annesi de burada vefat etmiş. Ona hürmeten Türkmenbaşı da camiyi burada inşa edip ona adamış. Caminin 3 imamı var (Başimamı Mekan Akiyev) ve ayrıca müezzinler de görev yapıyor. Minarelerin yüksekliği 91 metre. Camideki 8 köşeli yıldız şeklindeki ipek halı da Türkmenistan’ın Balkan Vilayetinde 80 günde 156 bayan işçi tarafından dokunmuş ve dokumaya nereden başlandığını bir başkası tesbit edemediği için, bu özelliği sebebiyle rekorlar kitabına girmiş.

AŞKABAT’TA 5 CAMİ VAR

Aşkabat’ta 5 adet cami var. Biz bunların ikisini (Ertuğrul Gazi Camii ve Ruh Mescidi) ziyaret edebildik. Bunların haricinde İranlıların yaptığı bir cami varmış. Hz. Osman Camii, Nohur Camii var. Büyük camiler bunlar, ama maalesef şehirde başka küçük cami ve mescid yok. Haliyle çoğu yerde ezan sesi duyulmuyor. Bir bakıma Aşkabat, ezan sesine de hasret. Hatta Ertuğrul Camii ilk kurulduğunda Rusların ezandan rahatsız olup şikâyet ettiği ifade ediliyor ki benzer tartışmalar bazen ülkemizde bile yaşanıyor.

“At Bayramı”nı kutladılar        

Atlardan sorumlu devlet bakanlığının bulunduğu tek ülke olan Türkmenistan’da 4 gün süresince “At Bayramı” kutlamaları yapıldı. Aşkabat’a yaklaşık 40 kilometre uzaklıktaki Uluslararası Atçılık Kompleksi’nde başlayan faaliyetlerin ilk gününde, güzellikleri ve dayanıklılıklarıyla ünlü Türkmen Ahal-Teke atlarıyla yarış düzenlendi. Yarışta birinciliği elde eden Gülnar isimli atın sahibine son model bir otomobil ve Türkmen halısı hediye edildi.

Dünyanın çeşitli ülkelerinden 500 kadar dâvetlinin katıldığı kutlamalarda bu sene Türkiye’yi Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker temsil etti.

Türkmen jokeylerine Türkiye eğitim verecek

Türkmenistan’daki “At Bayramı” kutlamalarına Türkiye’yi temsilen katılan Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, At Bayramı kutlamalarının çok güzel bir faaliyet olduğunu belirterek, “Türkmenler tarihinde de, kültüründe de atların yeri tartışılmaz. Onlar da devlet olarak bunu millî bayrama dönüştürmüşler. Her yıl bunu, büyük faaliyetlerle kutluyorlar” diye konuştu.

Ahaltekenin çok zarif ve güzel bir at cinsi olduğunu ifade eden Eker, “Ahalteke atlarını yetiştiriyorlar. Ellerinde öyle bir popülasyon var. Kültürlerinin bir parçası haline getirmişler. Bunu, dünya ile de paylaşıyorlar” şeklinde konuştu.

Türkmenistanlı yetkililerinin, Türkiye Jokey Kulübünden jokeylerin Türkiye’de eğitilmesini talep ettiklerini anlatan Eker, hem at sahiplerine hem de jokeylere eğitim verileceğini de söyledi.

DEVLET BAŞKANI BİRİNCİ OLDU

At Bayramı kutlamaları kapsamında son gün düzenlenen yarışta, birinci turda kazanan atın sahibi ve jokeyi Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov, 11 milyon dolarlık ödülü Türkmen atlarına harcanması için At Bakanlığına bağışladı. Aşkabat’taki Ahalteke Atçılık Kompleksi’ndeki törenler, at yarışları ve dereceye girenlere ödüllerinin verilmesiyle sona erdi.

Törenler çerçevesinde yapılan at yarışlarının ilk turunda Devlet Başkanı Berdimuhamedov’un bindiği ve sahibi olduğu at birinci geldi.

İlk turda birinci olan atın sahibi ve jokeyi Devlet Başkanı Berdimuhamedov, kazandığı 11 milyon dolarlık ödülü Türkmen atlarına harcanması At Bakanı Yazgeldi Annayev’e verdi. Törende, dereceye giren atların jokeylerine kupaları ve birer otomobil verildi.

Alparslan’ın mezarı

Aşkabat’ta düzenlediği basın toplantısında Selçuklu Sultanı Alparslan’ın Merv şehrinde olduğu tahmin edilen mezarının bulunup, anıt yapılması konusuna değinen Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, “Devlet Başkanı ile ikili görüşmemizde gündeme geldi. Onun (mezarın) bulunup, orada türbe yapılmasıyla ilgili çalışma var” bilgisini verdi.

Türkmenistan’da 600 Türk firmasının değişik sahalarda yatırımları olduğunu kaydeden Eker, ülkede 12 bin Türk vatandaşının yaşadığını da söyledi. Eker, Aşkabat şehrinin, Türk müteahhitlerin yaptığı binalardan oluşan masal gibi bir şehir olduğunu ifade etti.

AT FUARI BÜYÜK BİR SEKTÖR

Türkmenistan seyahatimiz esnasında “Türkmen Atı ve Dünyanın At Bakım Sanatı” konulu fuarın açılacağı “Sergi Köşkü / Sergi Sarayı”nı da ziyaret ettik. Sergi Sarayının önüne gittiğimizde daha önce hazırlanan program devam ediyordu. Türkmen halk sanatçıları çeşitli türkü ve marşları seslendirdiler. Ayrıca folklor ekibi de ilgi çekici gösteriler sundu.

Dünyanın pek çok ülkesinden gelen gazeteci ve iş adamları bu vesileyle bir araya gelmiş oldu. Bazı Arap katılımcılar, Türkiye’den giden gazetecilerin de ilgisini çekti, hatıra fotoğrafı çektirenler oldu. Bu arada, Türkmen hanımlarla Türkmen adetleri konusunda kısa sohbetlerimiz oldu. Türkiye’den geldiğimizi söyleyince “Bacılarımıza selâm götürün” dediler.

Fuar, Devlet Başkanı Berdimuhammedov’u temsilen bir bir yetkili tarafından açıldı. Açılış sonrası kısa bir tiyatro gösterisi sunuldu. Sonrasında 2 kattan oluşan fuarı gezme imkânı bulduk. Fuar gezildiğinde görülüyor ki at ve at malzemeleri tek başına büyük bir sektör. Fuara Türkiye’den katılan çok sayıda firma da vardı. Gerek veterinerlik hizmeti veren firmalar ve gerekse at bakım ve malzemeleri satan firmalar ürünlerini bu fuarda sergileme imkânı buldu. Bunların arasında Kocaeli Üniversitesi Kartepe Meslek Yüksek Okulu’nun standı da ilgi çekiciydi. Burada, bedensel engellilerle Atla Terapi (Hippotheraphy) projesi hakkında bilgi verildi.

DÖNÜŞ YOLU DA ÇİLELİ OLDU

Yarışların sona ermesinden sonra otele döndük ve kısa bir şehir turu daha yaptık. Akşam 22.20’deki uçak için erken saatte havaalanına geçtik ve yine sıkı bir aramayla karşılaştık. Aradıkları yine “attan düşme görüntüleri” idi. Sıkıntılara rağmen ibretli bir seyahat oldu, vesselâm…

ATTAN DÜŞTÜ, İŞLER KARIŞTI

“At Bayramı”nın son gününde (28 Nisan 2013, Pazar) talihsiz bir kaza yaşandı. Uluslararası Atçılık Kompleksi’nde ata binen ve yarışan Türkmenistan Devlet Başkanı Gurbanguli Berdimuhamedov, yarışı birincilikle bitirip ‘finiş’ çizgisini geçtiğinde atı tökezledi, Berdimuhammedov attan düştü. O ana kadar binlerce kişinin ayakta alkışladığı Berdimuhammedov attan düşünce hipodromu ölüm sessizliği sardı. Ne olacağını herkes merak etti. Korumalar ve bakanlar kurulu üyeleri yardıma koştu, hemen ambulansa taşındı. 15 dakika kadar hiçbir açıklama yapılmadan herkes merakla birbirine baktı. Bazı Türkmenlerin ağladığı görüldü. Sonrasında Gurbanguli Berdimuhamedov, tekrar sahneye çıktı ve halkı selâmladı. Yarışların sona ermesiyle birlikte yine herkese ödüllerini verdi.

Bu esnada attan düşüş anını kaydeden bütün görüntüler silinmeye çalışıldı. Gazeteciler bir odaya toplandı ve tek tek makinalar kontrol edildi. Biz de yaptığımız kaydı mecburen sildik. Ama sonra anlaşıldı ki bazı gazeteci arkadaşlar, TV kameramanları kayıtları muhafaza edebilmişler. Nitekim Türkiye’ye gelince düşüş sahnesi TV’lerde yayınlandı.

Tabiî ki bu talihsiz bir kazaydı. Herkesin başına gelmesi muhtemel bir kaza. Bu kazanın gizlenmeye çalışılması gazeteciler açısından garip karşılandı. Öyle ki bu önemli kaza meydana geldiği halde hiç kimse Gurbanguli Berdimuhamedov’a “Geçmiş olsun” bile diyemedi. Çünkü geçmiş olsun dense, onun düştüğü ima edilecek ya da kabul edilecekti. Garip ama gerçek…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*