‘Gâvur’u çileden çıkaran ‘Müslüman’

İslâmı gayri Müslimlere ve hatta galiz tabirle ‘gâvur’lara şikâyet etmek moda oldu. Bu adamlar sözde Müslümanların İslâm düşmanlığı karşısında apışıp kalıyorlar. Adeta kulaklarına inanamıyorlar. Dilleri tutuluyor. Sözgelimi en son Habertürk’te Mümtaz Soysal Hoca ile Joost Lagendijk ‘Türkiye’yi ve bahusus başörtüsünü tartışmışlar. Bununla birlikte, Mümtaz Soysal’ın başörtüsü söylemi karşısında Avrupalı muhatabının nutku tutulmuş. Mümtaz Hoca muhatabını çatlatmış.

Söyleyecek bir şey bulamamış ve ‘tartışma bu yönde seyrederse daha fazla dayanamayacağım’ diyerek “oturumdan çekilebilirim” telmihinde bulunmuş. Burada adamı şaşkına çeviren Mümtaz Hocanın söylemi olmuş. Başörtüsünü bir nevî Nazi kıyafetine ve gamalı haça benzetmiş. Halbuki biz Güler Kömürcü vak’asından biliyoruz ki; Hoca gibi düşünenlerden bazıları gamalı haçı gamalı hilâlle değiştirmişler. Gerçekten de bu başörtüsü düşmanlığını anlamak mümkün değil. Lagendijk, Soysal’ın söylemi karşısında gayri ihtiyari şunları söylemiş: “Gamalı haç veya Nazi urbasıyla Müslüman kız çocuklarının giymiş oldukları başörtüsü arasında bir benzerlik yok ve kurulamaz. Başörtüsü zorla dayatılan bir kıyafet değil ve bunu giyenler sonuçta reşit insanlar” demiş. O yok dese de Mümtaz Hoca benzerlik yakalamakta mahir yani üstüne yok. Şeair-i İslâmiyeye (İslâm’ın sembol değerlerine) düşmanlık noktasında ‘bizim Müslümanlar’ gâvurlara taş çıkarmaktan maada aslında ‘gâvurları’ çileden çıkartıyorlar. Olmaz böyle bir şey. Olmaz böyle bir düşmanlık. Ülkemizde kadınların yüzde 70’i kapalı ve başörtülü. Tarih içinde de yüzlerce yıldan beri kadınlarımız benzeri kapalı kıyafetler giyerler. Açıklık modernizmin bir ürünü ve arizî bir dönemin karakteridir. Maalesef Soysal’ın temsil ettiği bu anlayışa kimileri ‘laikçi engizisyon’ diyorlar. Hayrunnisa Gül’ün , The Times’a yaptığı konuşmada ‘beynimi örtmüyorum, başımı örtüyorum’ sözüne cevap veren Hürriyet’ten Tufan Türenç ise buna öfkesinden, “Beyni örtmeden başı örtmek olası mı?” başlıklı bir yazı döşenmiş. Yazının başlığından dahi ne demek istediğini anlıyorsunuz. Yani başını örten beynini de örtmüş olur demek istiyor. Peki beynini örten kızlar neden çoğu kez okul veya sınıf birincisi oluyor? Sanki Tufan Türenç’in bu cevabını Suudi Arabistan’da yayınlanan El Beyan dergisi kapağına taşımış ve kapağından cevap veriyor: “İlmaniyyu Türkiye yertedune hicabe’l akl (Temmuz sayısı 2008)” yani “Türkiye laikleri beyinlerini (akıllarını) örtüyorlar…” Yani Lagendijk’i bile isyan ettiren bir akıl tutulmasına haizler. Mümtaz Soysal ve Tufan Türenç benzerlerine veya onların söylemlerinin benzerine ne Batı’da ne de Doğu’da tesadüf ediliyor. Tesadüf edilmeyen hususlardan birisi de belki dünya tarihinde bir ilk olan iktidar partisine kapatılma dâvâsı açılmasıdır.

***

Sözde Müslümanların İslâm’ı veya İslam’dan şikâyetleri ise dizboyu. Bunlardan birisi Türkiye’deki katı laikliği (kimilerine göre laikçilik engizisyonunu) savunma sadedinde Mesut Yılmaz, İslam’ın tabiatının ve kimyasının sert olduğunu ve dolayısıyla sert mukabele gerektiğini söylemiştir. Onun kimyasının Hıristiyanlık gibi olmadığını ve bilakis bu granit gibi sert yapısını ancak sert laikliğin dengeleyebileceğini söylemişti. Bu şikâyetler bitmek bilmiyor. Mesut Yılmaz’dan sonra bu kervana YARSAV Başkanı Eminağaoğlu da katılmış. İngiliz Guardian gazetesine konuşmasında sanki gizli bilgilere ulaşmış gibi konuşuyor.

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, iktidardaki AKP’nin ülkenin laik sistemini yok edecek ve İslâmî bir devlete dönüştürecek bir şeriat sistemi arayışı içinde olduğunu öne sürmüş. İngiliz Guardian gazetesine konuşan Eminağaoğlu, hükümetin gerçek gündemini, gıda üretimine helâl standartlar getirmeye çalışarak, dostu olan İslâmi ülkelerle “İslâmi kanunları” esas alan ikili anlaşmalar imzalayarak, devlet okullarında dini eğitimi artırarak ve üniversitede kız öğrencilerin türban takmasına izin vermeye çalışarak ortaya koyduğunu ileri sürüyor. AKP’ye karşı açılan dâvânın temel noktasının “müsamahasızlık” olduğunu öne süren Eminağaoğlu, Mesut Yılmaz’ın kaldığı noktadan sözlerini şöyle sürdürüyor: “Şeriat sistemi tabiatı gereği diğer düşüncelere, inançlara ve adetlere müsamahasızdır. Aynen İtalya’daki faşizm ve Almanya’daki nazizm gibi, şeriat Türkiye’nin hassas bir konusu. Küçük bir kıvılcımla sosyal bir harekete dönüşebilir. Osmanlı zamanında şeriat temelli bir sistemimiz vardı ve toplumuz hâlâ onun izlerini taşıyor. Ona geri dönmek istemiyoruz.” AKP’ye karşı açılan kapatma dâvâsının AB kurallarına önem verdiğini ve Avrupalı eleştirmenlerin Türkiye’yi de, İslâm’ı da anlamadığını öne süren Eminağaoğlu şöyle konuştu: “İslâm Hıristiyanlık gibi değildir. Sadece inanç boyutunda uygulanmasını amaçlamıyor, aynı zamanda devleti düzenlemek ve yönetmek de ister. İslâm ülkelerine bakarsanız türban sadece dinî inancın ifadesi değil aynı zamanda İslâmî rejimin de sembolüdür. Türkiye İslâmî bir ülke değil, demokratik bir ülke. Avrupa’nın doğru bir biçimde bilgilendirilmesi için Avrupalı yetkililer sadece laiklik karşıtı etkinlikler içinde olan iktidardaki parti ile değil Türkiye’nin diğer kurumlarıyla da görüşmelidirler.”

Bu sözler veya modern engizisyon söylemi ‘gâvurları’ bile çileden çıkarıyor. Bunun tek nedeni var, adına tapındıkları akıl tutulması.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*