‘Hutuvat-ı Sitte’yi okurken…

alt

“Herbir zamanın insî bir şeytanı vardır. Şimdi beşerde insan suretinde şeytanın vekili olan ruh-u gaddar, fitnekârane siyasetiyle cihanın her tarafına kundak sokan el-hannas, altı hutuvatıyla âlem-i İslâmı ifsad için insanlarda ve insan cemaatlerindeki habis menbaları ve tabiatlarındaki muzır madenleri, fiilî propaganda ile işlettiriyor, zayıf damarları buluyor.

Kiminin hırs-ı intikamını, kiminin hırs-ı câhını, kiminin tamahını, kiminin humkunu, kiminin dinsizliğini, hattâ en garibi, kiminin de taassubunu işletip siyasetine vasıta ediyor.” (Bediüzzaman Said Nursî, Hutuvat-ı Sitte)

İstanbul’umuzun İngiliz işgal kuvvetlerince ele geçirildiği günlerde yazılan bu satırlar bugün yazılmış gibi tazeliğini koruyor.

EL HANNAS SİYASETİN ALTI ADIMI

Bediüzzaman Hazretleri, bu eseri gizlice bastırıp İstanbul’da dağıttığında işgal kuvvetleri komutanı görüldüğü yerde vurulması emri vermişti.

1920’deki işgalde fiilî propaganda ile insanlardaki, cemaatlerdeki habis kaynaklar, yaradılışlarındaki zayıf noktalar çeşitli siyasî fitnelerle işlettirilerek dünyanın dört bir yanı ateşler içinde bırakılmıştı.

Zamanın İngiliz hükümeti Batı medeniyetinin çirkin ve meşrû olmayan fikirlerini, siyasî yollar ile İslâm memleketine ve İslâm âleminin kalbi olan İstanbul’a dayatmaya ve sokmaya çalışıyordu. Halk Osmanlıdan soğutulup kışkırtılarak ümitsizliğe düşürülmek istenmişti. Üstad Hazretleri de bu oyunu ve tuzağı bozmak için Hutuvat-ı Sitte Risalesi’ni telif etmişti.

O zayıf noktaları, insanın yaradılışındaki muzır madenleri Bediüzzaman Hazretleri altı başlık altında toplayarak, el hannas’ın altı adımını duyurur.

Nelerdir İngiliz siyasetinin insî bir şeytan gibi attığı o altı adım? İnsanların, cemaatlerin hangi zayıf noktalarını hedef almıştır?

Eserinde tek tek sıralar ve çözüm yollarını gösterir:

1. İntikam hissi

2. Makam, mevki, rütbe hırsı

3. Açgözlülük

4. Aptallık, ahmaklık

5. Dinsizlik

6. Aşırı taraftarlık, fanatizm

İlginç bir tevafuktur ki,  altıncı muzır maden ve zayıf nokta olan “taassub” kelimesinin lügat karşılığı birbirinden farklı manalar ihtiva eden altı başlık altında toplanmıştır.

Birinci manası fanatizm derecesinde taraftarlık, ikincisi bir şeye veya kimseye taraftar olma, üçüncüsü körü körüne bağlılık ve ısrar, dördüncüsü kendi din ve milliyetini çok üstün tutarak başka din ve milletlere kin ve düşmanlık göstermek, beşincisi yakınlarına milletine yapılan zulme karşı çıkma, altıncısı haksız yere husûmet etme…

SANAL ÂLEMİN MELEKÛT VE ŞEYTANÎ YÖNÜ

Günümüzün insan suretinde şeytanın vekili olan El hannas siyaseti, fitneli, kanlı elini İslâm topraklarında halen gezdiriyor.

Arif Nihat Asya’nın Naat-ı Şerifinde “Ebu Leheb öldü” diyorlar. Ebû Leheb ölmedi, yâ Muhammed Ebû Cehil kıt’alar dolaşıyor!” dediği gibi dünyanın dört bir yanında hasseten İslâm topraklarında kan gölleri oluşturuyor.

Teknolojinin gelişmesiyle Hutuvat-ı Sitte’de “fillî propoganda” olarak nitelendirilen faaliyet şimdi sanal ortamlarda facebook, tweet, instegram gibi metotlarla gerçekleştiriliyor.

El Hannas siyasetinin yorulmasına gerek yok. İnsanlardaki zayıf noktaları adeta düğmeye basarcasına işler hale getirip, ellerini kirletmiyor, yorulmuyorlar. İnsanları birbirine düşürüyorlar.

Melekî yönüyle Kur’ân ve iman hakikatleriyle bir insanın imanını kurtarmaya vesile oluyorsa ne güzel! Ama görülen o ki bu iletişim vasıtaları mü’min kardeşinin güya imanını, amellerini ölçüp tartan, herkese ilan eden gıybet, yalan ve iftiranın diz boyu olduğu şeytanî yönüyle kullanılır olmuş durumda.

Sanırsınız ki, kıyamet kopmuş, amel defterleri açılmış da birileri her şeyi keşfetmiş. Namaz vakitlerini geçirinceye kadar internetin başında bu işle meşgul!

Sanırsınız ki ipi küresel istihbarat örgütlerinin elinde olan sanal ortam arena olmuş, muhalifler aslanların önüne atılmış!

Sanırsınız ki, şevkle yazdığı her bir iftira, yalan ve gıybete hazine-i rahmetten müjdeler var!

İşte El hannas siyaseti intikam, makam mevki, açgözlülük, dinsizlik ya da taassubu kullanarak Müslüman kardeşini Müslüman kardeşine böyle kırdırıyor! Ehl-i hamiyeti ağlatacak bir tablo!

HÜLÂSA

“Beşer zulmeder. Kader adalet eder” düsturunca kadere fetva verdiren hatalar için temizlenme vakti!

“Madem dünya var, öyleyse ahiret de var!” var diyen Üstad Hazretlerinin rahle-i tedrisine koşma vakti!

“Fefirrü ilallah!” “Allah’a sığının!” (Zariyat, 50.) diyen kelâm-ı Ezeliye sımsıkı sarılma vakti!

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*