Karmati vesikası

15 Temmuz’un üzerinden beş sene geçmesine rağmen “at izi it izine”, silâh tutanla kalem tutan, katılanla katılmayan karıştırılarak; kanserli, yaşlı, çocuk, lohusa “merhamet etmeyeceksiniz” zulmü altında inlemeye devam ediyor.

Geçen zaman içinde hiçbir şey değişmediği gibi, yüzbinlerce insan işinden aşından edildi, on binlercesi de hüküm giydi. Hâlâ örgüt operasyonları adı altında tutuklamalar, gözaltılar devam ediyor ki, sıradanlaştı. Her sabah dehşet işlere uyanıp yeni gündemlerle sarsıldığımızdan âdi vak’a gibi gündem dışında kaldı.

Bu sürecin doğurduğu tek adam rejimiyle beraber hem sistem tıkanıklığı, hem de bu içe kapanmaktan (kendisiyle uğraşmak) dünya gerçekliğinden uzak kaldık. Dış politikada onca problem varken, içten başımızı kaldıramayıp dünyadaki işlerimizi ve saygınlığımızı da kaybettik. Zira memleketi baştan aşağıya sosyal, siyasî ve ekonomik olarak kaosa sürükleyen, travma, aile faciaları, Avrupa’ya göçlerle neticelenen bu süreç, bizi dünyaya öyle bir rezil etti ki, ne NATO, ne BM ve ne de AB’de, “biz Avrupa’nın bir parçasıyız” diyecek yüzümüz kalmadı. Bu süreçte içteki kargaşayı ve ayrıştırmanın motor gücü olan Ergenekon ve Avrasya’cı politikaların neticesi, Doğu Bloku sayılan Shangay Beşlisi’ne göz kırpmamız da cabası.

15 TEMMUZ ARTÇILARI

15 Temmuz büyük bir fay hattının kırılması iken, artçı sarsıntıları binlerce 9 şiddetinde deprem niteliğinde. O günden sonra hiçbir sağlam yapı kalmadı. Darbe travmasıyla hem maddî hem manevî alanda çok şey tahrip oldu. O korku ve korkutmacalarla dinî değerler alt üst, dine ve dindara bakış ciddî yaralar aldı. Nasıl ki 28 Şubat’ta irtica ve şeriat vizyona sürülürken, perde gerisinde Anadolu sermayesine çöküldü, aynen 15 Temmuz sonrası da darbe ve örgüt discuruyla sermayelere çöküldü.

Yukarıdan aşağıya 24 saat kulaklara üflenen o discur, memleketin her yerine sirayet etti. Bu nitelemeden korku pompalanıp, icraatları eleştiren herkes nasibini aldı. Soldan sağa, uzaktan yakından cemaatlerle ilgisi olmayanlar da aynı çerçevenin içine hapsedilmeye çalışıldı. Gide-gele meseleye şüpheli yaklaşan muhalif kesimlerde aynı terminoloji kullanıldı. İş, “demiyeni dövüyorlar” noktasına getirildi.

Neticede durumdan vazife çıkaran, paraya tahvil eden, rüşvetçi rantçı, mafya babalarına da gün doğdu.

Nasıl ki 30’larda tek parti istibdadında parti teşkilâtlarında veya küçük memurlar bulundukları mahallerinde birer Ali kıran baş kesen oldularsa, ayakkabı boyacısı veya komilik yapan adamlar birden kara para aklayan, pudra şekeri! satan, pis işlere bulaşan zengin iş adamları oldular.

“F..ö borsası” adı altında fabrikalara, mülklere, mallara çöktüler. Hattâ bu sürecin “aracı” gazetecisi kendisi itiraf etti. Süleyman Özışık’ın geçenlerde yaptığı “Gerek Süleyman Soylu’ya gerek OHAL işlemleri komisyonuna, gerek diğer mercilere, masum olduğuna inandığım binlerce insanın dosyasını götürdüm” demesi işin vehâmetini göstermekte. Mafyayı bile geride bırakan gazeteci, partici, milletvekili, Belediye başkanı, valilerin bulaştığı pis işler, artık hukukun bittiğini, korku ikliminin memleketi ne hâle getirdiğinin açık bir göstergesi.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*