Şeyh Sanan Tepesi

Şeyh San’an Tepesinden…

Bediüzzaman, Tiflis’te Şeyh Sanan Tepesi’nde Rus polisine, neden “Medresemin planını yapıyorum” der? Bu tepe neden bu kadar önemlidir? Bediüzzaman İslâm âleminin o günkü hali ve geleceği ile ilgili Şeyh San’an Tepesi’nde Rus polisi ile neler konuştu? Önce Şeyh San’an hikâyesinde neler yaşandığına kısaca bir göz atalım.

Şeyh San‘an, zamanında kemal sahibi bir pir idi. Elli yıl şeyhlik yapmış, ömrünü ibadetle geçirmişti. Her an yanında ihlâslı beş yüz müridi hazır bulunurdu. Her yıl umre yapar, elli kez hacca gitmişliği vardı. Sayılamayacak kadar nafile namaz kılmış ve nafile orucu tutmuştu. Şeyh San’an bir gece bir rüya görür. Rüya birkaç gece üst üste tekrarlanınca yüreğine korku, zihnine şüpheler doluşmaya başlar. Rüyasında, Rum diyarında bir puta tapmakta olduğunu görür. Rüyanın tabirini araştırır, sorar, hayra yorumlanacak bir yol bulmayınca Rum diyarına rüyanın tabirini bulmak için gitmeye karar verir. Müritleri de onu yalnız bırakmayınca beş yüz müridi ile yollara düşer. Şeyh, müritleriyle bir yıl boyunca rüyasının yorumunu bulmak için Rum diyarını dolaşır ve sonunda Tiflis’e kadar gelirler.

Şeyh, Tiflis’te yüksekçe bir binanın önünden geçerken pencerenin kenarında oturmuş Hıristiyan bir kız görür. Kızı görür görmez aniden ona deli divane âşık olur. Aklı ve iradesi bir kuş gibi uçup giderken müritlerinin nasihati ona tesir etmez. O günü gözünü kırpmadan Hıristiyan kızın olduğu pencereye bakarak geçirir. Gece sokağa karanlık çökünce kızın yüzü görmez olunca yüreğindeki ayrılık acısı yeri göğü inletir. Her bir müridi ona ayrı ayrı nasihatte bulunur, ama kulakları nasihata kapanmıştır. Şeyh, kızın olduğu sokakta gözünü pencereden ayırmadan bir aya yakın kalır. Kısa bir an kızı pencerede görmeyince hasta düşer ve herkesin duyacağı şekilde aşkını kıza ilân eder. Hıristiyan kız şeyhin aşkını dört şart ile kabul edeceğini söyler ve şartlarını şöyle açıklar: “Putun önünde secdeye varacaksın. Kur’ân’ı yakacaksın. Şarap içeceksin ve imanını terk edeceksin.”

Şeyh, kıza içki içmeyi kabul edeceğini ancak diğerlerini kabul etmeyeceğini söyleyerek beraber kiliseye giderler. Şeyh içki içip sarhoş olunca aklı başından gider ve puta tapar. Daha sonra Kur’ân’ı yakar ve Hıristiyan olduğunu dünya âleme ilân eder. Böylece Şeyh, yazdığı onca kitaba, ifa ettiği elli haccı ve samimî beş yüz müridi bir kenara atarak aşkı için Hıristiyan olur. Şeyhin Hıristiyan olduğu haberi yıldırım hızı ile İslâm ve Hıristiyan dünyasına yayılır. Şeyhin yaptıkları bununla da kalmaz. Şeyhlik hırkasını çıkarır ve Hıristiyanlığın sembolü olan zünnârı beline takar. Böylece Şeyh içki ve aşkının sarhoşluğuyla geçmişe ait neyi var neyi yok hepsini aklından kalbinden siler atar. Şeyh, kızın bütün şartlarını yerine getirir, ama kız evlenme şartına bir yenisini daha ekleyerek ondan çokça altın ve gümüş ister. Şeyh altın ve gümüşünün olmadığını söylese de kız onu dinlemez. “Ya isteğimi yerine getirirsin ya da burdan çeker gidersin. Eğer paran yoksa çiftliğimizde bir yıl domuz çobanlığı yaparak borcunu ödersin” der. Şeyh çaresiz aşkı için bir yıl domuz çobanı olmayı kabul eder. Müritler aşağılayıcı durum karşısında şeyhlerini terk ederek imamesi kopan tespih taneleri gibi dağılır ve Kâbe’ye dönerler.

Şeyh’in Rum diyarına gittiği zaman orada bulunmayan genç bir mürit onları karşılar. Genç mürit şeyhlerini bırakıp dönen müritlerin vefasızlığından ve Hakk’ın dergâhında şeyhlerinin kurtuluşu için yeterince duâ etmemelerinden “böyle müritlik olmaz” diyerek şeyhlerinin kurtuluşu için Allah’a duâ etmeleri ve itikâfa girmelerini söyler. Müritler kırk gün itikâfa girer ve sürekli duâ ederler.

Kırkıncı günün sonunda temiz yürekli genç mürit rüyasında Hz. Muhammed’i (asm) görür. Hz. Muhammed (asm) ona şeyhinin kurtulduğu söyler. Genç mürit bu rüyayı bir müjde kabul ederek Tiflis’e doğru şeyhlerini almak için yola çıkarlar. Tiflis’e vardıklarında şeyhleri zünnârını çıkarmış ve Hıristiyanlık külâhını başından atmıştır. Kısa bir süre önce tövbe etmiş ve geçmişteki bütün ilmî ve manevî mertebelerini tekrar yüklenmiş biri olarak müritlerini karşılar. Şeyh ve müritler sevinç gözyaşları içinde hasret giderdikten sonra Mekke’ye doğru yola çıkarlar. Hıristiyan kız şeyhin gitmesinden bir gün sonra bir rüya görür. Rüyasında kucağına bir güneşin düştüğünü, güneşin ona “Şeyhin peşinden git, onun yoluna gir ve hak gerçeği bul!” diye bir ses duyar. Hıristiyan kız, rüyadan uyanır uyanmaz şeyhin peşine yollara düşer. Ama ne tarafa gideceğini bilemez. Şaşkınlık ve çaresizlik içinde yere çömelir ve ellerini gökyüzüne açarak şeyhe kavuşmak için gözyaşları içinde Allah’a yalvarır. Bu arada Mekke’ye doğru yol alan şeyh birden kalbine Hıristiyan kızın dininden vazgeçtiği, kendisini aramak için yollara düştüğünün ilhamını alır. Şeyh o an atını durdurur ve bir müddet bekledikten sonra müritlerine dönerek durumu anlatır. Böylece hep birlikte geri döner ve kızı almaya giderler. Uzun bir yoldan sonra kumların arasında toza bulanmış perişan bir hâlde kızı bulurlar. Şeyhi gören kız ondan af diler ve kendisine İslâmiyet’i anlatmasını söyler. Şeyh derin ilminin bilgisiyle ona tane tane İslâmiyet’i anlatır. Şeyhin anlattıklarını dinledikten hemen sonra kız şehadet getirerek Müslüman olur ve oracıkta ölür.

Bediüzzaman Hazretleri 1910 yılı Mart ayı başında İstanbul’dan vapurla İnebolu üzerinden Trabzon, Rize ve Batum yoluyla Van’a giderken Tiflis’e de uğrar. Tiflis’te Şeyh San’an Tepesi’ne çıkar. Bir süre Kura nehrini ve vadisini temaşa eder. Bin yıl önce Şeyh San’an’ın yaşadığı tepede kıyamete kadar unutulmayacak hadisenin geçtiği topraklar üstüne yapmayı düşündüğü medresenin planını yapar. Bediüzzaman Hazretleri bu antik harabe üstüne geleceğe bir merdiven dayayarak güzel günlerin habercisi olacak medresesinin ilk tohumu olan planının yer tesbitini yapar. Bu tepede bir gün İslâm âleminin kapkaranlık günlerinin biteceğini ve İslâm âleminin silkinip ayağa kalkacağının da müjdesini verir. Bediüzzaman Hazretleri Şeyh San’an Tepesi’nde dünya Müslümanlarının yaşadığı helâket ve felâket günlerini derinden tefekkür ederek gelecekten ümitli olduğunu söyleyerek her kıştan sonra bir baharın her geceden sonra bir sabahın olacağını haykırır. Asya münafıkları ve Avrupa kâfirleri Müslümanlara hayatı Cehenneme çevirmiş de olsa bunun geçici olduğunu ve istikbalin İslâm’ın olduğunu büyük bir ümit içinde söyler.

Müslümanlar ve insanlık maddî ve manevî depremlerle sarsılırken Bediüzzaman Şeyh San’an Tepesi’nde insanlığa; “Eğer dünyada Kur’ân cemaatsiz kalırsa Cenneti de istemem” der. Böylece aydınlık günlerin geleceğini Şeyh San’an Tepesi’nden yaktığı ümit meşalesiyle dünya âleme duyurur. Bediüzzaman, Şeyh San’an Tepesi’nde karşılaştığı Rus polisine İslâm dünyasının gelecekte vereceği meyvenin tohumlarından bahseder. Rus polisi ise İslâm âleminin bin yıl önce yaşayan Şeyh Sanan gibi bütün değerlerinin yok olduğunu remzen söyleyince Bediüzzaman Hazretleri polise her kıştan sonra bir baharın geleceğini İslâm dünyasının da dirileceği ve eski haşmetli günlerine tekrar döneceğini söyler. Bediüzzaman Hazretleri Rus polisine “Sizde üç zulmetle batışın yaşanacağını bizde ise üç nurlu güzel günlerin olacağını” müjdeli haberleri ardı ardına sıralar. Hindistan’ın, Mısır’ın, Kafkasya’nın ve Türkistan’ın İslâm’a geri dönerek kurtuluşlarının yakın olduğu müjdesini ekler. Rus polisine “Sizdeki baskı rejiminin kalkmasından sonra buraya gelip medresemi yapacağım” derken kuracağı medrese ile göle maya çalarak gelecekte Müslümanların eski ihtişamlı günlerine kavuşacakları müjdesini verir.

Bediüzzaman, Şeyh San‘an Tepesi’ni dikkatlice incelediğinde Rus polisi ona buraları niye dikkatlice inceliyorsun diye sorduğunda Bediüzzaman’ın “medresemin planını yapıyorum” derken İslâm âleminin durumu Şeyh San‘an’ın durumundan daha da kötü olduğunu bilmektedir. Enkaz durumundaki İslâm âlemini ayağa kaldıracak ilk duâ ve ilk umut tohum “Medresenin planını yapıyorum” dediğinde umut aşısından söz eder. Rus polisi Bediüzzaman’a nereli olduğunu sorduğunda Bitlis diye cevap verir. Rus polisi, “Bitlis nere Tiflis nere?” dediğinde Bediüzzaman “Bitlis Tiflis kardeştir” söylediğinde Rus polisi nereden bilecek ki İslâm’ın yaralı şehri Bitlis ile Tiflis’in içine düştükleri derdin aynı olduğunu? Şeyh San’an bin yıl önce aşkına kavuşmak için nasıl imanını, haysiyetini kişiliğini ve her şeyini kaybetmişse İslâm dünyası da Bitlis’in şahsında dünyayı aşk derecesinde severek bütün değerlerini kaybetmişti. Bediüzzaman kapkara tabloya rağmen Şeyh San’an’ın enkazı üzerinde üç nurun parlayacağı müjdesini verir. Rusya’nın sis perdesi ile üstünü örttüğü baskı ve zulüm sistemi çekildiğinde oraya gelip medresemi kuracağım” diyerek gelecekteki güzel günlere işaret eder. İslâm’ın yetenekli bir evlâdı olan Hindistan İngilizlerin sömürgesi olarak İngiliz liselerinde hayatı öğrenmektedir. Diğer yandan İslâm’ın diğer bir zeki evlâdı Mısır İngilizlerin siyasal bilimler fakültesinde eğitimini tamamladı. Kafkasya ve Türkistan ise Rus harp okulunda ayakları üstünde kalmayı öğrenecekler. İşte o zaman ölü toprağı üstüne serpilen Müslüman ülkeler “şehadetnamelerini (diplomalarını) aldıktan sonra, her biri bir kıt’anın başına geçecek, muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyet’in bayrağını âfâk-ı kemâlâtta temevvüc ettirmekle (dalgalandırmakla), kader-i ezelînin nazarında, feleğin inadına, nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir.” diye ölmüş bedenlere ruh üfler gibi müjdeler verir.

Bediüzzaman Hazretleri ümit tohumlarını serperken ileride boy verecek meyveleri görmüş gibi konuşur. Müjde olarak ümitlerinden en önemlisinin Risale-i Nur olduğunu sonraki yıllar söyler. Helâket ve felâket günlerini Müslümanlara yaşatan Asya münafıkları ve Avrupa kâfirleri bozdukları ve tahrif ettikleri insanlığın akıl ve kalbini Risale-i Nur ile tamir edecek müjdesini tekrar tekrar verir. Dinlerini dünyaya satan ve dünya işlerini de beceremeyen Müslümanlar iman nuruyla maddî manevî zincirleri kırarak o saadetli günlerin yakın olduğunu söyler.

Evet dinden uzaklaşan Müslümanların durumu ile Şeyh San’an’ın durumu arada uzun yıllar olmasına rağmen büyük benzerlik göstermektedir. Nasıl ki Şeyh San’an’ı kurtarmak için müritleri duâlarla kurtuluşuna vesile oldular. Müslüman ülkeleri de içine düştükleri zilletten kurtulmalarının yolu Risale-i Nur’un iman esaslarına sahip çıkarak maddî ve manevî zilletten kurtulacaktır. Şeyh San’an battığı yerden yeniden nasıl dirildi ise İslâm dünyası da maddî manevî zilletten Risale-i Nur’un düsturlarını esas alarak kurtulacağının müjdesini verir.

(Not: Bediüzzaman ile Rus polisinin konuşması, Tarihçe-i Hayat’da yer almıştır.)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*