Mehmet Fırıncı:Risale-i Nur´dan ayrılan yok

**Öncelikle Bediüzzaman ile ilgili birkaç anınızı anlatır mısınız?

1959 yılının son günü yılbaşı gecesi İstanbul’daydı. Bize ders anlatmaya ihtiyaç olmuş ki, o ders esnasında menfi bir harekete teşebbüs etmememiz noktasında şiddetle ve ısrarla bizi uyardı. Fiili harekete girmememiz için telkinlerde bulundu. Bağdaş vaziyette otururken, konuşmasının ortasında birden ayağa kalkarak, “Katiyyen fiili harekete girmeyin iznim yok” dedi.

Risale-i Nur hizmetinin cihad-ı manevi olduğunu söyledi. ‘Maddi cihad görevi bize verilmedi. İrşad ve tebliğ etmek gerekir. Merak etmeyin, ben küfrün belini ilmen kırdım. Muvaffakıyet iman, Kur’an hizmetinin olacak. Merak etmeyin, size bir şey olmayacak’ dedi. Biz bu konuşmanın ve dersin tesiri ile sonradan hizmetimizde zuhur eden bazı olaylara engel olduk. Bütün gruplarımız olarak bu nasihata uyduk.

Emirdağ’ına muhtelif zamanlarda hizmet için gittiğimizde, üç ayrı ziyarette, ‘Kardeşim ben bir kimsenin imanının kurtulması için cehenneme girmeğe razı olmuşum’ dedi. Son dersinde benim hissiyatımda şiddetli bir ızdırap oldu, ‘Bütün hayatı meşakkat ve musibetlerle geçen bir zat, ahirette de ebediyen cehenneme mi girecek?’ diye aklımdan geçerken. Birden oturduğu yerden bana eğilerek, benim içimdeki o ızdıraba cevaben, ‘Ebediyen değil, hani imanlı olan bir kimse dünyada işlediği bir günahdan ahirette cehenneme girer sonra cennete girecek. o­nun gibi’ dedi.

**İsterseniz biraz siyasal ve sosyal konuları konuşalım. Türkiye-AB ilişkilerinden başlayalım. Türkiye’nin AB’ye girmesini destekliyor musunuz?

Risale-i Nur’da iki Avrupa’nın olduğu yazılıdır. Birincisi Hıristiyanlıktan aldığı ders ve terbiye ile sanayii, insan hakları ve fen ilimleri ile insanlığın hayrına hizmet eden Avrupa’ya Bediüzzaman hayır demiyor. Ama ikinci Avrupa; doğrudan doğruya Hıristiyan ve Müslüman demeden din mefhumunu inkar eden Avrupa. Buna karşı çıkıyor, bu noktadaki Avrupa’yı kabul etmiyoruz. Biz kendi dengelerimizi İslâm ahlakına göre kurmakla beraber, Avrupa ile iyi geçinmek lüzumuna inanırız ve Üstad Bediüzzaman Hutbe-i Şamiye’de, ‘İki dünya harbi adavetin yani düşmanlığın ne kadar kötü olduğunu gösterdi’ der. Bunun için düşmanlığın bitmesi gerektiğini bildiriyor. Dünya milletlerinin sulh içinde yaşaması gerektiğini ifade ediyor. Biz bir dönem komünist ve ateist olan Rusya’ya karşı ABD’ye taraftar olmak zaruretinde idik, şimdi ise dünyanın değişen şartlarına bağlı olarak şahinler ABD’sine karşı AB’ye taraftarız. Ortadoğu bir türlü kendi kendine dizayn olamıyor. Müslümanlar ıslahatçı bir yola giremediler. AB ile de beraber olmasak şimdiki ABD, Irak ve Afganistan’da olduğu gibi ya bizim gibi yaşayacaksın ya da başına bomba yağdıracağım diyebilir.

**Bir denge unsuru olarak ABD’ye karşı AB’den yana mı olunmalı?

– Evet. Bunu Avrupa liderleri de söylüyor. Eğer Türkiye AB’ye girerse, ABD’ye karşı bir denge unsuru oluşacak. Şahinler ABD’sinin çok tehlikeli olduğu ortaya çıktı. Saddam’ın mutlaka ikna edileceğini düşünüyordum. İsrail, ABD’nin müsbet davranmasını engelledi. Irak’taki iyileştirme silahla değil, diyalogla demokrasiye geçiş sürecinin Ortadoğu’da yapılması lazımdı. Böyle yapılsaydı, hem İslâm dünyası da güzel bir yola girecekti, hem dünya daha rahat edecekti. Irak, Saddam döneminden daha güvensiz oldu.

**Sosyal ve siyasal olaylara karşı Nur cemaatleri farklı yaklaşıyor. Birçok Nurcu grubu var. Bunu neye bağlıyorsunuz?

– Esasında çok fazla grup yok. Çünkü Üstad’ın prensiplerinden hemen hiç kimse ayrılmıyor. Ayrı görünmelerin mühim olmadığı düşüncesindeyim.

**Ama sonuçta farklı tutum içinde olan birçok grup var. Aynı kitaplar okunuyor. Neden sürekli ayrılmalar oluyor?

– Asr-ı Saadet’te sahabeler arasında bile ayrılmalar oluyor. Herkesin kendisine göre bir yapısı var. Olaya böyle bakmak gerek. Mesela; Hüsrev Abi eski yazının kullanılmasını, Latin harflerinin kesinlikle kullanılmasının doğru olmadığını söyledi. Halbuki Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken, bizlerin Latince hazırladığımız risaleleri kendisi okutuyor, huzurunda ders yaptırıyordu. Memnuniyetle karşılıyordu. Muhterem Hüsrev Abi bunu nazara almadı. Kendi görüşünü öngördü. Biz bunun yanlış olduğunu düşünüp o­na tabi olmadık. Zübeyr, Tahir, Bayram ve Sungur Abi, Hüsrev Abi’nin içtihadının yanlış olduğunu, eski yazının devam etmesini, yeni yazı ile de Risale-i Nur’un basılması gerektiğini söylediler. Yazıcılar grubu burdan çıktı. İlk bölünme burda oldu. Hüsrev Abi’ye hürmetimizi göstermekle beraber, bu hareketin yanlış olduğunu bütün Anadolu’da anlattık. Anlata anlata kovulduğumuz yere tekrar alındık. Üstad’ın büyük bir talebesi idi, ama bu husustaki içtihadı yanlıştı. Sonra Milli Nizam Partisi’nin (MNP) kurulduğu dönemde bir ayrılık yaşandı. Bu ayrılık üst kademede olmadı. Cemaatte oldu. Cemaatin bir bölümü doğrudan bu partiye kaydı. Bizler siyasi tartışmalara, mecburen biraz daha girdik. Sorulara cevap yetiştiriyorduk. Sonra cemaatleri bölmelere karşı yaptıkları şeyin hata olduğunu kabul ettiler. Üstad Hazretleri sağlığında Demokrat Parti’nin İslâmiyet’e hizmet etmesini istiyor, o­nlara ‘dindar demokratlar’ diye iltifat ediyordu. Bir kısım arkadaşlar MNP’de ısrar etti. Biz Risale-i Nur tarzıyla hareket ettik. O zaman siyasal İslâm hareketi, “Rusya ne ise ABD de odur” diyordu. Biz Rusya karşısında ABD’yi müdafaa ediyorduk. Buna Asr-ı Saadet döneminde de örnek var. Mesela; Hz. Ebubekir, Fars galibiyetine karşı Bizans’ı savunuyordu. Ehl-i kitap olan ABD ve Avrupa’yla din, iman, Allah, aile mefhumunu tanımayan ateist Rusya’ya karşı beraber olma ihtiyacını hissettik. Avrupa’nın bazı değerleriyle Rusya arasında benzerlikler olabilir. Ama aile, mülkiyet, insan hakları ve hürriyet noktalarında komünizme karşı Avrupa tercihimiz olmalıydı.

**Komünizme karşı mı ABD’den yana olundu?

– Evet. Üstad da aynı şeyi söylüyordu. Milli Nizam ve Milli Selamet Partisi bu noktada yanlış yaptı. ABD ile Rusya’nın bir tutulamayacağını söyledik. Bediüzzaman, 1946’da CHP Genel Sekreteri Hilmi Uran’a yazdığı mektupta, İslâm’a en büyük tehlikenin o günkü Rusya, diğeri ise zındıka komitesidir diyor.

**Zındıka komitesini Masonlar için mi kullanıyor?

– Hepsine birlikte bunu diyor. Üstad böyle bir tabir kullanıyor. Birisi 40, diğeri 20 adamı dinsiz yapıyor. Kendisinin bu iki cereyanla savaştığını ifade ediyor.

**Zındıka komitesinin ideolojik temeli ne?

– Materyalist felsefe. Bediüzzaman o dönemde Avrupa’nın dindar kısmı ve daha çok ABD’yi destekliyor. İnsan hakları, hürriyet ve dinlere eşit bakması noktasında o zamanki ABD’yi tercih ediyor. Tabii, şimdiki Şahinler ABD’si değil.

**1980’deki bölünmeye gelelim isterseniz.

– Evet, maalesef o dönemde siyasi sebepten dolayı bir bölünme yaşadık. Bazı abiler ihtilalden yana tavır koydular. Çünkü, 12 Eylül öncesi ülke kan gölüne dönmüştü. Terör olayları almış başını gitmişti. Bazı abiler böyle bir durumda ancak bir müdahale ile güvenliğin tekrar sağlanabileceğine ve başka çarenin olmadığına kanaat getirdiler. Üç Mehmetler (Mehmet Kutlular, Mehmet Birinci ve Mehmet Fırıncı) olarak biz kabul etmedik. Anayasaya “Hayır” dedik. Cemaatin büyük bir bölümü de bizi destekledi. Fikirlerimizi anlattık. Çünkü ihtilallerden bıkmıştık. 1960-70’de müdahale oldu. İkide bir darbe yapılmasından illallah dedik. Gazeteyi kapattılar. İsmini değiştirip ‘Nesil’ yaptık, yine kapattılar. Tasvir diye bir isimle çıkardık. Tekrar Nesil açıldı. Netice itibariyle ihtilale evet demedik. Abilerin haklı bir yönü de görünüyordu. Ortalığı öyle bir anarşi almıştı ki, Fatsa’da komünizmle idare edilen bir devlet kurmuşlardı adeta. Bu şartlarda o­nlar bu hususu nazara alarak müdahaleyi savundular. Ama biz desteklemedik.

**Bölünmelerde MİT’in rolü oldu mu?

– Asıl etken 12 Eylül ihtilali idi. 12 Eylül bizim bölünmemize neden oldu. O dönemde abiler pragmatist, bizler ise bütün kötü şartlara rağmen idealist davrandık. Biz 1960 ihtilaline de karşı çıktık.

**Demokrasi kavramı da çok tartışılıyor. Bediüzzaman’ın meşrutiyeti meşrua kavramı ile demokrasi kavramı örtüşüyor mu? İkisi aynı şey mi?

– Aynı değil, ama birbirine çok yakın. Bazı konularda uyuşmuyor. Ancak bugün dünyada bir fırtına esiyor. Bu ancak demokrasiyle aşılır. Yüzde yüz iyi değil, en az kötü. Bediüzzaman demokrasi ve demokratları mümkün mertebede iyiye ve hayra teşvik etti. Bediüzzaman’ın hürriyet anlayışı ile demokrasinin hürriyet anlayışı tam denk gelmiyor. Tam uyuşmuyor. Müslümanların hürriyeti var. Başörtüsü var. O hürriyeti de alırız inşallah. İstiyoruz, istemekte de haklıyız. Haklılığımızı da ispat ediyoruz. Ama sen gel, Çin’den bu hakları talep etmeye kalk. Oradaki tuvaletlerin kapıları yok. Kadın erkek aynı. Bediüzzaman Hazretleri hür dünyanın tarafında bulunarak, Müslümanlara daha rahat bir hayat sunmak için demokrasiyi komünizme tercih etmiş. Bediüzzaman’ın siyasete karşı duruşu da malum. Bu nokta İslâm dünyasında çok tartışılıyor. Üstad taa başından beri bunu anlattı. Hürriyetin nasıl olması gerektiğini mükemmel tariflerle açıkladı.

**Yani, Bediüzzaman demokrasiyi bir araç olarak mı gördü?

– Demokrasinin birtakım esaslarının İslâm’la barıştığını “Meşveret ediniz” âyetine dayanarak söyledi. Meşveret de demokrasinin temelinde yatıyor. Bütün meseleler tartışılarak çözülür. Alman Federal Meclisi’nde bir kanun yapılacaksa, ilgili bütün kuruluşlardan bilgi toplanıp herkesin görüşü alınıyor. Bundan sonra değerlendirilip yeniden görüş ve eleştiriler alınıyor. Bu süreçten sonra Meclis’e gelip son şeklini alıyor. Şimdi burda adeta İslâm’ın istediği manada bir şûra oluşuyor. Yani millete danışma var. Avrupa Parlamentosu da bu sisteme doğru gidiyor. Dolayısıyla demokrasinin bir kısım ilkeleri ile İslâm’ın prensipleri uyuşuyor. Tabii hepsi değil…

**Kanunların kaynağı önemli değil mi? Yani, yasalar ilahi esaslara göre mi yoksa insan aklına göre mi oluşacak?

– Dediğiniz doğru. Bu noktada Meşrutiyet-i meşrua devreye giriyor. Yani, insanların yapacağı yasalar da semavi akaide uygun olması lazım. Bir şey tamamen elde edilmiyorsa, bütün bütün bırakılmaz. Biz daha hakperest bir ülkeyiz. Demokrasiden kaynaklanan bir özgürlüğümüz var. Türkiye diğer İslâm ülkeleriyle kıyaslandığında daha iyi durumda. Bu devletlerin anayasasında “Dini İslâm’dır” yazıyor, ama uygulamalar ne kadar İslâmi!..

**Risalelerin sadeleştirilmesi de tartışma konusu.. Sadeleştirme gerçekleşse daha fazla okuyuculara ulaşmasını sağlamaz mı?

– Bunu bazı kimseler yaptı, pek hoş karşılanmadı. Anlamı bozuluyor. Risalelerin lugat anlamı verilebilir. Ama bütün bütün sadeleştirilmesi aynı anlamı vermez. Bunu yaptığınız zaman iş çığırından çıkar. Kendi hüviyetini kaybediyor. Risale-i Nur tamamen bozulur. Bu kitaplar zaten Türkçe. Türkçeyi Türkçeye mi tercüme edeceğiz?

Benzer konuda makaleler:

3 Yorum

  1. Fırıncı Ağabey’i Dost Tv’deki “lahika” programından dinliyor ve pek istifade ediyoruz ailecek. Kendilerinden aldığımız TV projesinin hayata geçmesi davamız için bir merhale olacaktır. Bilinir, Dost TV’nin “umumi manada” içtimai yönü eksik. Bu nevi ağabeyler R.Nur’u okumuyor ve anlamıyorlar mı?

  2. Sorunuzun cevabi roportajin icinde yer aliyor zaten..Hemde her yonuyle…

    **Ama sonuçta farklı tutum içinde olan birçok grup var. Aynı kitaplar okunuyor. Neden sürekli ayrılmalar oluyor?

    – Asr-ı Saadet?te sahabeler arasında bile ayrılmalar oluyor. Herkesin kendisine göre bir yapısı var. Olaya böyle bakmak gerek. Mesela; Hüsrev Abi eski yazının kullanılmasını, Latin harflerinin kesinlikle kullanılmasının doğru olmadığını söyledi. Halbuki Bediüzzaman Hazretleri hayatta iken, bizlerin Latince hazırladığımız risaleleri kendisi okutuyor, huzurunda ders yaptırıyordu. Memnuniyetle karşılıyordu. Muhterem Hüsrev Abi bunu nazara almadı. Kendi görüşünü öngördü. Biz bunun yanlış olduğunu düşünüp o­na tabi olmadık. Zübeyr, Tahir, Bayram ve Sungur Abi, Hüsrev Abi?nin içtihadının yanlış olduğunu, eski yazının devam etmesini, yeni yazı ile de Risale-i Nur?un basılması gerektiğini söylediler. Yazıcılar grubu burdan çıktı. İlk bölünme burda oldu. Hüsrev Abi?ye hürmetimizi göstermekle beraber, bu hareketin yanlış olduğunu bütün Anadolu?da anlattık. Anlata anlata kovulduğumuz yere tekrar alındık. Üstad?ın büyük bir talebesi idi, ama bu husustaki içtihadı yanlıştı. Sonra Milli Nizam Partisi?nin (MNP) kurulduğu dönemde bir ayrılık yaşandı. Bu ayrılık üst kademede olmadı. Cemaatte oldu. Cemaatin bir bölümü doğrudan bu partiye kaydı. Bizler siyasi tartışmalara, mecburen biraz daha girdik. Sorulara cevap yetiştiriyorduk. Sonra cemaatleri bölmelere karşı yaptıkları şeyin hata olduğunu kabul ettiler. Üstad Hazretleri sağlığında Demokrat Parti?nin İslâmiyet?e hizmet etmesini istiyor, o­nlara ?dindar demokratlar? diye iltifat ediyordu. Bir kısım arkadaşlar MNP?de ısrar etti. Biz Risale-i Nur tarzıyla hareket ettik. O zaman siyasal İslâm hareketi, ?Rusya ne ise ABD de odur? diyordu. Biz Rusya karşısında ABD?yi müdafaa ediyorduk. Buna Asr-ı Saadet döneminde de örnek var. Mesela; Hz. Ebubekir, Fars galibiyetine karşı Bizans?ı savunuyordu. Ehl-i kitap olan ABD ve Avrupa?yla din, iman, Allah, aile mefhumunu tanımayan ateist Rusya?ya karşı beraber olma ihtiyacını hissettik. Avrupa?nın bazı değerleriyle Rusya arasında benzerlikler olabilir. Ama aile, mülkiyet, insan hakları ve hürriyet noktalarında komünizme karşı Avrupa tercihimiz olmalıydı.

  3. Sualen Türkiye’nin AB’ye girmesini istiyor musunuz? Elcevab, zaten maddî cihad bize verilmemiş.. Biz manevî cihadımıza bakalım..

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*