Mustafa Sungur Ağabey

Mustafa Sungur Ağabey Ankara’ya her uğradığında mutlaka görürdük.

Hem bizim kaldığımız dershane çok hareketli ve Anadolu’dan gelenlerin uğradığı bir yerdi, hem de umumî derslerin yapıldığı yerlerde bir araya gelirdik. Çünkü Üstadımızın özel hallerini onlardan merak eder sorardık. O zamanlar daha Risale-i Nur Külliyatı’na girmeyen hususî haller derlenip kitap haline gelmemişti ve merak ettiğimiz hususları Üstadı gören ağabeylerden sorardık. Daha sonraları Abdulkadir Badıllı Ağabey, Necmettin Şahiner ve İhsan Atasoy gibi ağabeyler büyük fedakârlıklarla bu çalışmaları derleyip milletin istifadesine sundular.

Sungur Ağabey her geldiğinde elini öpmeye çalışırdık, ama o sadece tokalaşırdı. Israrla öpmeye çalışanlara kızar ve “Kardeşim el öpmeyi isteyen öptürmeyi de ister, sakın ha” derdi. Biz ısrarla ondan bir şeyler sorup öğrenmek isterdik. O da sürekli “Her şey Risale-i Nur’da var. Üstadımız da bütün nazarları şahıslara değil, Risale-i Nur’a çevirirdi” diye bizi Risale-i Nur’u dikkatlice çok okumaya teşvik ederdi. Ankara’ya sık geldiği gibi, hizmet merkezi bulunan bütün vilayetlere de giderdi. Onun da ailesi ve çocukları vardı. Fakat birinci ve en mühim vazifesi Risale-i Nur hizmeti idi.

BOLU: 1974

1974 yaz tatilinde dershane açık kalsın diye üç buçuk ay kadar Bolu’da kaldım. Allah ebeden razı olsun Sadi Ağabey oradaydı. Zaman zaman bizim Ankara’dan aldığımız, Yeni Asya rahatsızlığımız Sadi Abiyi de çok rahatsız etmişti. On beş gün kadar sonra Sungur Abi geldi. O gelince bütün abi ve kardeşler de derse geldiler ve o gece Sungur Abiyi misafir ettik. Dershanede kaldı, fazla yatak yok hava da soğuk. Sungur Abiye yer hazırladık ve bizde sabaha kadar paltomuzu giyip oturarak uyuklamıştık. Çok şevk aldık neyse. Dershanede ikimiz varız, kahvaltıdan sonra Yeni Asya gazetesine biraz göz attı, katladı ve Yeni Asya başlığı görünecek şekilde ceketinin dış cebine koydu ve bana “ Haydi çarşıya gidelim” dedi. Cuma günüydü namaza kadar dolaştık yolda bana “Gazete okuyor musun?” diye sordu. Ben acemi çaylak “Hayır” dedim. Gülümseyerek “Güzel sana lâzım değil, ama içtimaî hayattaki ihtiyaç duyan kardeşlerimiz için bu çok lâzım. Onun için gazete okuyanlar da bizim hizmet ehli, sadık ve halis kardeşlerimizdir. Gazetenin Hizmetimizde bir tellâllık görevi var” gibi uzun uzun beni rendeledi. Tabi Sadi Abiyi de benim şerrimden kurtarmış oldu.

O günden itibaren benim Yeni Asya’ya bakış açım değişti ve çok şükür bu günlere kadar gazete ile beraber geldik. Cuma namazını Ulu Cami’de kılalım diye girdik, ilk sünneti kıldık ve imam minbere çıktı. Hutbede turistlerden bahsetti, onlara hürmetten falan dem vurmaya başladı. Sungur Abi birden ayağa kalktı ve minbere doğru “Bu milletin evlâdının imanı tehlikede siz neden bahsediyorsunuz? Bu makam böyle şeylere alet edilemez” gibi şeyler söyleyerek kapıya yöneldi ve ben de arkasından ayakkabılarımızı alıp çıktık. Elli-yüz metre ötede başka bir camiye girip Cuma namazını tamamladık. Cumadan sonra bana biraz daha metanet aşıladıktan sonra, garajdan otobüsle İstanbul’a yolcu ettim. O yaz iki defa daha Bolu’ya uğrayıp, hem bize şevk verip hem de abilere ziyarette bulunmuştu.

ISPARTA: 1982

Elbette Sungur Ağabey ile her yerde defalarca beraber bulunduk, ama benim yanımda farklı olduğu için bazı kesitleri nazara vermeye çalışıyorum. On İki Eylül ihtilâlinden sonra, her şey alt üst olduğundan biz Nurcular arasında da farklı ve şiddetli çalkantılar oldu. Aslında alttan alta hissedilen bazı dalgalar su yüzüne çıkmaya başladı. Bunlardan biri Mehmet Kırkıncı Abinin Yeni Asya karşıtlığı idi. Erzurum’dan başlayıp yavaş yavaş çevreye yayılan bir proje gün yüzüne çıkmıştı. Yeni Asya’yı kendileri idare etseydi belki böyle şeyler olmazdı. Ama ele geçirip hükmedemediler. Önce bulundukları yerde, sonraları da çevreye doğru Yeni Asya aleyhinde bir faaliyet yürüttüler. Neden böyle diyorum? Çünkü ileride bahsedeceğim bir toplantıda, Kırkıncı Abimiz ‘Ben bir buçuk yıldır Yeni Asya’yı almıyorum, aldırmıyorum ve Erzurum’a sokmuyorum’ diye ifade etmişti.

İhtilâlin üzerinden hemen hemen iki yıl kadar geçmişti. O zaman Nurcuların seçimle belirlenen bir istişare heyetleri yoktu. Üstadın hayattaki varisleri ve hizmette temayüz etmiş ehli hizmet ve abilere yakın olan bazı Nurcuların içinde bulunduğu bir Ağabeyler heyeti kurulmuştu. Ayda bir değişik bölgelerde toplanıp istişare ediyorlardı. Ancak bu toplantılarda daha çok ağzı iyi lâf yapanlar, meramını iyi anlatanlar öne çıkıyor ve genelde Üstadımızın varisi olan abiler dinlemede kalıyorlardı. 23 kişiden oluşan bu heyetin 1982 Anayasa oylamasından önceki son toplantısı Isparta’da yapıldı ve toplantıya Üç Mehmetler (Kutlular, Fırıncı, Birinci abiler) yine katılmamışlardı. Gündüz bölge toplantısı yapıldı, akşam da Abiler heyeti toplantısı yapılacaktı. Fakat gündüzden olağan dışı bir farklılık yaşanıyordu. Bir ikisi Abiler heyetinden olan yedi sekiz kişi bir odada birtakım hazırlıklar yaptığı gözlerden kaçmıyordu. Kırkıncı Abi de salonda etrafına toplananlara 82 Anayasasına EVET denmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyordu. Biz de bir hafta önce İstanbul’da Yeni Asya’da toplanıp, meseleyi görüşüp HAYIR kararı almış ve daha sonra Yeni Asya’da ilân etmiştik.

İkindi namazından doğru Sungur Abi bir kardeşe ders okumasını söyledi, o da Mektubat’tan “Dünya madem fanidir. Hem madem ömür kısadır. Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur. Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır. Hem madem … ilâ âhir” diye okurken Mehmet Kırkıncı içeri girdi. O girer girmez Mustafa Sungur Ağabey ders okuyan kardeşe; “Bir dakika bir dakika, bak Kırkıncı Üstadımız ne diyor? Kardeş orayı bir daha oku” dedi ve o bölüm tekrar okundu. Sungur Abi yine “Gördün mü Kırkıncı kardeş Üstad ne diyor, sen ne yapıyorsun? Bırak bu işleri” diye üstüne basa basa bir şeyler ima etmeye çalıştı. Anlayan anladı. İkindi namazını kıldık ve ben Abiler heyetinde olmadığım için Burdur’a dönmek üzere salondan çıktım. Zaten gün boyu Kırkıncı ile anlaşamadık ve bizi EVET’e ikna edemedi. Bir kardeş beni garaja bırakmak için beraber çıkarken Bayram Yüksel Ağabey’in şoförlüğünü yapan Mehmet kardeş geldi ve “Bayram Ağabey sana, Burdur’a gitmesin akşamki toplantıya katılsın” diyor dedi. İster istemez kaldım ve Ağabeyler Heyetinin Isparta’da yaptığı o meşhur(iplerin koptuğu) toplantıya katıldım. İnşallah ileride o toplantıyı değerlendirme fırsatı olur.

İçerisinde bulunduğumuz mübarek üç ayları ve idrak edeceğimiz kandilleri tebrik eder, içlerinde yapılan duâların, Âlem-i İslâm için hayırlara vesile olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim. Ayrıca bütün masum ve mazlûmların hak, hukuk ve adalet ekseninde hürriyetlerine kavuşmalarına da vesile olur inşallah.

Sabahattin Boyacı

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*