Ne garip hallerimiz var

İnsanoğlu çok garip bir varlıktır.

Çünkü bazen öyle anlar oluyor ki bu koca dünyaya sığmaz, kendini tek kişilik hücre hapsindeymiş gibi hissedip vaveyla ederek bu dünyadan daha geniş bir yer istiyor. Bazen de öyle şeyler yaşıyor ki en küçük bir şeyde boğulup kalabiliyor. Bir zerrecik, bir iş, bir hatıra, bir dakika içine girip yerleşebiliyor. Koca dünyaya yerleşemeyen kalp ve fikri o zerrecikte yerleşebiliyor. En şiddetli hissiyatıyla o dakikacık ve o hatıracıkta dolaşabiliyor. Bu da gösteriyor ki insanoğlunun iç dünyası ve hayal âlemi öyle cismi gibi küçük değil. Kâinatta kapladığımız alan zerre kadar iken, belki zerreden bile küçükken, kâinattan daha geniş bir âleme sahibiz.

Evet, her insan bir âlem gibidir. Kendi yaşadığı âleme göre hissiyatı ve hâlleri değişebilir. Mesela hiç hoşuna gitmeyen bir cümleyi işittiği için ya da yaşamayı hiç istemediği bir iş başına geldiği için bütün gün o cümleye ya da o işe odaklanıp, o cümle ve o iş etrafında gezinebiliyor, bütün gününü belki de günlerini ziyan edebiliyor. Üç-beş saniyelik bir cümle için bütün dakikalarını ve saatlerini heba edebiliyor? Peki, buna değer mi? Ne de garip hâllerimiz var değil mi?

Konuyu daha iyi anlama adına şöyle bir misal verelim: Cebimizde 86.400 lira paramız olsun. Bu paramızdan sadece 5 lira kaybolsa ve bu kaybolan 5 lira için geri kalan 86.395 liramızı harcasak akla ve mantığa sığar mı? Ayrıca büyük bir israf olmaz mı? Birçoğumuz tabii ki mantıklı bulmayacak ve bu yapılana israf diyecektir. İşte Cenâb-ı Hak bize her gün peşin olarak 24 saat veriyor. Bu 24 saat de 86.400 saniyeye tekabül ediyor. Gün içerisinde canımızı sıkan 5 saniyelik bir söz, bir iş ya da başka bir şey için geri kalan 86.395 saniyemizi heba etmeye değer mi? Büyük bir zaman israfı olmaz mı? Bizim zamanımız o kadar kıymetsiz mi ki böyle israf edelim.

Peki, nasıl oluyor da böyle garip bir hâlete sahip olan insanoğlu, bir danede, bir cümlede ya da bir hatıracıkta boğulabiliyor? Çünkü Fâtır-ı Hakîm olan Allah, bizim mahiyetimize öyle manevî cihazat ve lâtifeler vermiş ki, bazıları dünyayı yutsa tok olmaz; bazıları bir zerreyi kendinde yerleştiremiyor. Baş bir batman taşı kaldırdığı hâlde, göz bir saçı kaldıramadığı gibi; o lâtife, bir saç kadar bir sıkleti, yani, gaflet ve dalâletten gelen küçük bir hâlete dayanamıyor. Hatta bazen söner ve ölür.

Evet, başımıza gelenler iyi veya kötü ne olursa olsun şükredebilmeli ve o âna takılıp kalmamalıyız. Her dâim Cenâb-ı Hakk’a yönelmeli, Ona dua etmeli, güvenmeli ve tevekkül etmeliyiz. Onun hikmetine itimad etmeli, rahmetini asla ittiham etmemeliyiz. Hem bizler imtihan dünyasında olduğumuzun farkında olmalıyız. Bazen olur çok sevdiğimiz bir şey sonradan bize şer olur, şer sandığımız şey ise ilerde hayır olur. Biz bilemeyiz, Allah bilir.

Ey insan! Madem Cenâb-ı Hak bizim mahiyetimize böyle mânevî cihazat ve lâtifeler vermiş hazer et, dikkatle bas, batmaktan kork. Bir lokma, bir kelime, bir dane, bir lem’a, bir işarette batma! Dünyayı yutan büyük letâiflerini onda batırma! İmtihan dünyasında olduğunu da unutma! Vesselam…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*