Tercih nimetini yaşarken

Sohbet sırası bende idi ve o akşam kayınpederler gelmiş, bu sebeple babamı da sohbete dâvet etmiştim.

Çay ikrâmı için içeriye, elimde tepsi ile girdim ama çayın dağıtımına kimden başlamalıydım, hangisini tercih etmeliydim? Misafirim olan kayınpederden başlasam, babam gücenir mi idi; babamdan başlasam kayınpederi mi gücendiririm, endişesi, birkaç saniye durdurdu. Rabbim, aklıma hemen bir çözüm nasip eyledi ve şöyle seslendim:

-Arkadaşlar! Peygamberimiz, hayırlı işlere sağdan başlayın, der. Ben de o sünnete uyarak çay dağıtımına sağdan başlıyorum, dedim. Hamdolsun, sünnete uyduk, itibarî artı bir değer oluşturarak tercihimizi yaptık.

Bu hatırada şunu demek istedik; tercihte zorlandığımız durumlarda, birine itibarî, izafî veya nisbî bir değer yükleyerek tercihimizi yapabiliriz ve hatta yapıyoruz. İşte vaki olması da böyledir. Tercihler, kişinin; yargı, kanaat, inanç gibi değer ölçülerine göre itibarî bir sebebe dayandırılarak yapılmaktadır. Cüz-i ihtiyârîyi etkileyen duygular, doğrudan kesbi yönlendirir.

Elimdeki tepsi ile ne taraftan başlayayım, tereddütünü yaşarken, aldığım dini ve ahlâkî eğitim gereği sağdan başlama hareketine meyletmeye itibarî bir değer yükleyip, diğer duygu ve değerlere rüchaniyet ve üstünlük kazandı. Bu kazanımın muharrik illeti de Peygamberî bir tavsiye olan “Sağdan başla” oldu. Bu davranışa; o tereddütü yaşadığım anda hızla hâsıl olan meyelana sünnete tabi olma şuuru, ruh kazandırdı. Diğer endişeli hâllerden uzak eyledi.

Tercih, büyük bir nimettir

Tercih, hürriyet ile mümkündür bu da iradenin hikmetidir ve gereğidir. Ehl-i Sünnet’in diğer mezheblerden farkı, iradeye hürriyetin verilmesidir. Kul, imanı tercih etmede serbest olduğu gibi, küfrü tercih etme hürriyetine de sahiptir. Tercih hürriyeti büyük bir nimet olduğu gibi insanın hayatını kolaylaştırmada yaptığı seçimleri ona yol açmaktadır. Ya bir de tercih edemeseydik, ne olurdu insanın hâli? İki misal ile konuyu nakledelim

Buridan’ın Eşeği

İsmini Fransız filozof Jean Buridan’dan (1295-1356) almaktadır. Hikâye şöyledir: Hem aç, hem susuz olan bir eşek, kendisinden eşit uzaklıkta bir yere konulmuş olan su ve saman arasında karar veremeyip hem açlıktan, hem susuzluktan ölür.

Gazali’nin, Filozofların Tutarsızlığı eserinde; alması aynı derecede kolay olan iki hurmadan birinin tercihi örneğini, filozof Jean Buridan’dan yaklaşık iki asır önce verdiğini de buradan hatırlatalım.

İki sığınak örneği

Düşmanları tarafından kovalanan birinin önüne, aynı benzerlikte iki sığınak çıkar. Kişi hem düşmanlarından gizlenmek hem de iki sığınaktan birini seçme konusunda tereddüt içerisine düşer. Bu duruma bir de ‘Düşmanlarım benden önce gelip o sığınaklara gizlendi ise’ korkusu da eklenmelidir. Açıkta kalma şansı yoktur; mutlaka iki sığınaktan birini seçmek durumundadır ve seçer.

Şimdi, bu kişinin birden fazla tercihlerden birini seçmesini tercih ettiren bir ekstra sebep var mıdır? Hayır, ama birisine, kendince itibarî bir değer vererek iradesini kullanıp, sebepsiz üstün tutması ise “tercih bilâ müreccih caizdir” prensibini ve uygulandığını izah eder. Filozofların dediği gibi ve yukarıdaki örnekte verildiği üzere eşit sebeplerde tercih yapılamamış olsa idi insanın iradesi felç olacaktı. Allah’ın Mürîd ve Muhtâr isminin kuldaki tecellisi ile irade ve ihtiyâr tezahür etmekte olup, kul seçimini yapar.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*