Üç duygunun istikameti

Sırat-ı müstakîm mütalâaları – 3
Şehvet, gadab ve akıl terbiye edilmezse ifrat ve tefrite; ıslâh edilip vasatta muhafaza edilirse istikamet ve adalete vesile olur. Bu duyguların, sabırla istimâlinin mütalâası hayatın hülâsasını ifade eder.

Nedir bu kuvveler? Mertebeleri ve hassaları nelerdir? Hülâsaten bakacak olursak, gelecek ifadeler söylenebilir:
“Kuvve-i şeheviye”nin tefrit mertebesi “humud” olarak karşımıza çıkar. Yani ne helâline, ne de harama şehvet iştihası olmamasıdır. İfrat mertebesi ise “fücur”dur. Yani haram helâl demeyip saldırmak, yemek ve sahip olmaktır. Bu kuvvenin ifrat ve tefriti ferdî ve içtimâî rahatsızlığa sebebtir. “Kuvve-i şeheviye”nin vasat mertebesi ise, iffettir. Yani helâline şehveti var, harama yoktur.
“Kuvve-i şeheviye”nin yemek, içmek, konuşmak, uyumak gibi pekçok teferruâtı vardır. Bu füruâtın da kendi içlerinde bahsedilen ifrat, tefrit ve vasat gibi mertebeleri mevcuttur. Dolayısıyla meselâ yemek konusunda ifrat ve tefrite düşmeden vasatı muhafaza etmek sağlıklı hayata vesile olduğu gibi, Efendimizin (asm) sünnetine tâbi olarak sevap işlenmiş olur.
“Kuvve-i gadabiyenin” tefrit mertebesi, cebanettir ki korkulmayan şeylerden bile korkar. İfrat mertebesi tehevvürdür ki, ne maddî ve ne manevî hiçbir şeyden korkmaz.
Öfke (gadab) duygusu da sınır konulmayan duygulardandır. Irz, namus, mukaddesât çiğnenirken hiçbir tepki vermeyen ile korkulmayacak şeylerden bile korkan kişi, öfke duygusunun tefritini yaşıyor demektir. Hiçbir şeyden korkmama anlamına gelen tehevvür ise insanın ve insanlığın fevkalâde sıkıntı çektiği sıfatıdır. Tehevvüre kapılan bir insanı durdurmak gerçekten çok zordur. Dolayısıyla “Bütün istibdadlar, tahakkümler, zulümler bu mertebenin mahsulüdür.”
Gadap duygusunun “vasat mertebesi ise şecaattir ki, hukuk-u diniye ve dünyevîyesi için canını feda eder, meşrû olmayan şeylere karışmaz.”
Öfke duygusunun füruatında da ifrat-tefrit ve vasat mertebeleri vardır.
Sınır konulmayan duygularımızdan olan “kuvve-i akliye”nin tefrit mertebesi ise, gabavettir ki, hiçbir şeyden haberi olmaz; bir nevî ahmaklıktır. İfrat mertebesi cerbezedir ki, hakkı batıl, batılı hak sûretinde gösterecek kadar aldatıcı bir zekâya malik olur. Vasat mertebesi ise hikmettir ki, hakkı hak bilir, imtisâl eder; batılı batıl bilir, içtinap eder. Aklın vasat mertebesindeki istimalinde, Bediüzzaman Hazretlerinin şu tavsiyelerine kulak verelim: “Hiçbir müfsid ben müfsidim demez. Daima sûret-i haktan görünür. Yahut bâtılı hak görür. Evet, kimse demez ayranım ekşidir. Fakat siz mihenge vurmadan almayınız. Hattâ benim sözümü de, ben söylediğim için hüsn-ü zan edip tamamını kabul etmeyiniz. Belki ben de müfsidim. Veya bilmediğim halde ifsad ediyorum. Öyleyse, her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz. İşte, size söylediğim sözler hayalin elinde kalsın, mihenge vurunuz.” 1 Bu ifade, hayatımızın her anında rehberimiz olmalı, tâ ki hikmetin nasib olduğu durumda hayra da nâil olalım. 2
Aklın, şu üç mertebeye inkısamı gibi, füruâtı da o üç mertebeyi hâvîdir. Aklın ifratkâr istimâlinin bir örneği, “cüz’î irade”yi inkâr ederek ifratkâr yorumlar yapan Cebriye mezhebidir. Bu hükmü ile insanı bütün bütün cüz’î iradeden mahrum eder. Mutezile Mezhebi de tefrittir ki, sebeplere tesiri insana vererek “fiilinin hâlıkıdır” der. Ehl-i Sünnet Mezhebi vasattır ki, o fiillerin bidayetini irade-i cüz’iyeye, nihayetini irade-i külliyeye veriyor.
Ve keza, itikadda da inkâr ifrattır, teşbih tefrittir, tevhid vasattır.
Hülâsa: Şu dokuz mertebenin altısı zulümdür, üçü adl ve adalettir. Sırat-ı müstakîmden murad, şu üç mertebedir: Gadapda şecaat, şehvette iffet, akılda ise hikmet.
Haftaya; yasak olmayan, zulüm olmayan, esasen adalet yolu olan istikamet yolunu mütalâaya devam edelim inşâallah.

Dipnotlar:

1- Münâzarât, s. 119.
2- Bakara Sûresi, S. 269.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*