Yeni Asya poşetinin hizmeti

Yıllar önce ilk defa Risale-i Nurları üniversite okurken Erzurum’da tanımıştım. Önce haftada bir devlet yurdunun bir odasında toplanılarak ders yapılıyordu. Son senemde bu derslere vaktim müsait oldukça devam etmeye çalışırdım.

Sonrasında Risale-i Nur külliyatının tamamını satın almaya karar verdim. Herhangi bir cemaate mensup olmadan tek başıma o sene külliyatın tamamını okumak nasip oldu.

Maalesef araya dünya işleri girdi. Üniversiteden mezun oldum, askere gittim. Devlet memuru olduktan sonra hep aklımın ucunda bu külliyatı tekrar okumam gerekir düşüncesi olmasına rağmen bir türlü harekete geçemiyordum. Kendimce kesin karar veriyor, Sözler adlı kitaptan okumaya başlıyor 10. Söze geldiğimde bir türlü devam etmek nasip olmuyordu.

Sonrasında araya aylar giriyor, tekrar kendimi motive etmeye çalışıyor, yine sözlerden başlayıp 10. Sözde takılıp kalıyordum. Bu durum birkaç kez devam etti. İşin ilgi çekici tarafı bu külliyatın diğer kitaplardan farklı olduğunu, tekrar tekrar okunması gerektiği hususunda en küçük bir tereddüdüm olmamasına rağmen netice alamamamdı.

Zahiren bakıldığında okumamam için hiçbir mani yoktu. Özellikle üniversite yıllarımın son 2 senesinde kitaplara ziyadesiyle ilgi duydum. Kitapçıları dolaşmak ve kitap satın almak en önemli aktivitelerimden biri haline gelmişti. Hele ki kitap fuarlarına denk geldiğimde aldığım lezzeti kat be kat artıyordu.

O senede her ramazan ayında olduğu gibi Beyazıt veya Sultanahmet’te kurulan Dini Yayınlar Kitap fuarını gezmek nasip olmuştu. Yeni Asya standından Halil Dülgar’ın ‘Nefsimin inadına namaz’ adlı kitabı satın almıştım. Tabiiki Yeni Asya yazılı poşetin içine konularak bana verilmişti.

Samimi olmam gerekirse o kitabı satın alana kadar Yeni Asya’dan haberim olmadığı gibi kitabı satın aldıktan sonrada çok fazla dikkatimi çekmemişti. O zamanlar İstanbul’un Kartal ilçesinde görev yapıyordum. Ailem ise Yalova’da oturuyordu. Yalova-Kartal arasında deniz otobüsüyle yaklaşık 35 dakikalık bir yolculuk yaparak iş yerine gidiyor ve mesaiden sonra dönüyordum. Bu da günlük 70 dakikalık yolculuk demekti. Bu vaktimi verimli kullanmak adına elimden geldiğince kitap okuyarak değerlendirmeye çalışıyordum.

Yine bir günün ikindisinde elimde Yeni Asya poşeti deniz otobüsünden inmiş evime doğru yürüyordum. Merkez caminin yakınında karşılaştığım ve hiç tanımadığım biri elimdeki Yeni Asya poşetini işaret ederek, mütebessim, ama ciddi bir ses tonuyla;

Sen kimsin?” dedi.

Aramızda takriben 2-3 metre mesafe vardı ve kendisini fark etmemiştim bile. Hiç beklenilmeyen ve beklemediğim bu soru karşısında afallamıştım! Cevabımı beklemeden ikinci sorusunu sordu:

Ne var o poşetinizin içinde?”

Bu soru karşısında da şaşırmış, ne diyeceğimi bilememiştim. Sonuçta karşımda tanımadığım bir insan vardı. Selam dahi vermeden ve sanki hesap sorar gibi direk olarak özel bir soru sormuştu. Gayri ihtiyari, “Kitap var abi” dedim. Cevabım yeni bir soru daha sormasına sebep olmuştu:

Ne kitabı var?”

Ben üçüncü kez şaşkın bir vaziyette, “Tarih ve namazla ilgili kitaplar var” dedim. Eliyle merkez Camiini göstererek “Sen bu camie gidip gelmiyor musun?” diye sordu bu sefer de.

Aslında bu soruyu sorunca simasının aşina olduğunu hatırladım ve daha sakin bir şekilde “Evet, abi” dedim. Bunun üzerine vurucu bir soru daha geldi:

Peki, biz cami cemaati değil miyiz? Neden tanışmıyoruz?” dedi. Biraz durakladım.

Evet, haklıydı. Sonuçta aynı camie girip-çıkıyorduk ve aynı cami cemaatinin bir parçasıydık. Her ne kadar ismen tanışmasak da simaen aşınaydık ve tanıyorduk birbirimizi.

Ancak bu sefer benim kafamda soru işaretleri belirmeye başladı. Zaten aniden ve farklı bir üslupla sorduğu sorular beni çok şaşırtmıştı. Açıkçası bu sohbetin hayra mı, şerre mi gideceği konusunda kararsızdım.

Tanışalım abi” diyerek cevap versem de içimdeki endişeler had safhadaydı. Yine de önce ben kendimi tanıttım:

Adım Cenk Çalık. Gıda Mühendisiyim. Kartal İlçe Tarım Müdürlüğünde çalışıyorum. Gıda denetimi yapıyorum” dedim. Karşımdaki ise;

Ben de Yeni Asya gazetesi yazarlarından Ali ” dedi.

Yazarım!” demesi benim bütün endişelerimi sıfırlamıştı. Yazar benim için kitap demekti, alim demekti, sohbetinden istifade edilecek kültürlü insan demekti. O devam etti:

Anlaşılan o ki sen de kitap okumayı seviyorsunuz. Beraber kitap okuyalım mı? Fikir, kültür ve kitap alış-verişinde bulunalım; ne dersiniz?”

Ne kadar mutlu olduğumu tarif etmem mümkün değildi. Karşımda bir yazar vardı. Benim yapmam gereken teklifleri o bana yapıyordu. Bu benim için her zaman ele geçmeyen bir fırsat diye düşünüp o an kesin kararımı verdim. Bu teklifleri kabul edip olabildiğince istifade etmeye çalışacaktım.

Günlerden çarşambaydı. Yalova’da Çarşamba günleri Ali abinin evinde müzakereli dersler oluyordu. Beni derse davet etti. Evini de tarif etti. Risk almak istemiyordum. Evi çok uzak değilse beraber yürüyerek tam olarak öğrenmek istediğimi ifade ettim. O da kabul etti ve evinin önüne kadar beraber yürüdük. Meğer ki evlerimiz de birbirine çok yakınmış, komşuyduk.

O günün akşamında müzakereli derse katılarak üniversite hayatından yıllar sonra Risale-i Nur sohbetine katılmış oldum. Çok samimi davranışlarla karşılaştım. Ortam inanılmaz sıcaktı. Adeta muhabbet ve uhuvvet kaynıyordu. İlk defa katılmama rağmen yabancılık çekmedim. Davranışlarındaki içtenlik iyi bir yerde olduğumu ve burada kalmam gerektiğini fısıldıyordu. Çok şükür o günden beride bu sohbetlerden ve şahsı maneviden istifade etmeye çalışıyorum.

Şöyle bir maziye baktığımda nereden nereye diyorum. Rabbimizin ikramları hiç de ummadığımız bir yerden, tahmin edemediğimiz bir şekilde geliyor.

Ramazandaki kitap fuarında elime geçen Yeni Asya poşeti Ali abiyle, o da Yeni Asya cemaatiyle tanışmama vesile oldu.

Ali abi, vaktinin çok kıymetli olmasına rağmen benimle sık sık ve özel olarak da ilgilendi. Bu arada birçok hatamı hoşgörüyle karşılayarak ve sabırla düzeltti.

O günden beri külliyatı baştan sona birkaç kez okumak nasip oldu. Çok az insana nasip olan böyle bir ikram için ne kadar şükretsek azdır.

Müzakereli derslerimize aynı aşk ve şevkle devam ediyoruz. Müzakereli derslerimiz çok renkli ve şevkli geçiyor. Müsait olduğumuz günlerde de özel olarak da yalnızca ikimiz müzakereli dersler yapıyoruz.

Şimdiye dönüp maziye baktığımda şöyle düşünüyorum: Demek ki bazen bir poşet, hatta bazen bir kelime nice hayırlı neticelere ve hizmetlere vesile oluyor! Bunu bizzat hayatımda yaşadım, başkalarında da şahit oldum.

Öyle ise, bir ilan, küçük bir Risale-i Nur kitapçığından veya onu şerh eden Yeni Asya Neşriyat’ı kitaplarından, bir gazete, bir dergi hediye etmek… Birisine küçük bir pasaj okumak! Bir meseleyi dikkatlere sunmak… Bir sefer de olsa derse götürmek… Telefonla arayıp derse teşvik etmek… Bir ağabeyimizle, bir kardeşimizle tanıştırmak nice hayatları değiştirir, nice hayırlara vesile olur, hesap etmek mümkün mü?

Umarım elimizden geldiğince iman hakikatlerini anlamaya, yaşamaya ve yaşatmaya ve umarım elimizden geldiğince bu iman hakikatlerini anlatmaya ve yaşatmaya vesile oluruz. Rabbimiz bu yoldan ayırmasın ve hizmetlerde cümlemizi istihdam eylesin. Amin!..

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*