Tevhid delilleri

Bütün Dostlara Merhaba.

Bu gün yazacaklarım, Kur’an’ın ifadesiyle, yine Kur’an’ın indirildiği Kadir gecesinin bir hatırası ve armağanı olsun isterim.

Dün dostlarla buluşmak ve muhabbet etmek üzere Urfa’ya gitmiştik. Saat 23.50 gibi dergahtan, balıklı gölden Mardin’e dönüş için yola koyulduk. Lâkin şoförümüz Urfa’yı bilmediği için Mardin konumunu belirledikten sonra, navigasyon harita üzerinden, bir bayanın sesli rehberliğinde, ipek yolu dediğimiz ana yola ulaştık. Buraya kadar bayanın tarifi üzerine yanlış yola sapmadan, şaşırmadan çok dönemeç ve kavşaklardan geçmiştik. Bu sisteme taâccüp etmemek mümkün değildir. Bu buluş ve yöntemle, İstanbul’daki, Bağdat’taki, Londra’daki bütün yolları adresleri doğru bir şekilde belirleyebiliyoruz. Yıne bu ilmi inkişafı ve gelişmeyi sağlayan bilim adamına hayran olmakla beraber, ona bu aklı ve zekayı veren Allah’ı da hayretle ihtihsan etmek gerekmez mı?

İşte insanın bu mahiyetinden dolayıdır ki Allah, “Biz hakikaten insan oğlunu şan ve şeref sahibi (mükerrem-saygın) olarak yarattık ve yarattıklarımızın bir çoğundan cidden üstün kıldık.” ( İsra-70) buyurarak akıl ve zekânın ne kadar kıymetli bir nimet ve ihsan olduğuna işaret etmiştir. Bu nedenle tefekkür yani düşünmek bir ibadet şekli olarak telâkki edilmiştir. Bu hususta Hz.Peygamber bunu önemseme adına “Bir saat tefekkür, altmış yıllık ibadetten hayırlıdır.” İfadesi dikkate değer bulunmuştur.

Cehalet,akıllı, mümtaz bir varlık olan insan için mazeret sayılmaz.”OKU”* diye başlayan yüce kitabımız, bizleri sık sık ve önemseyerek düşünmeye davet eder. “Akıl etmez misiniz?” (Hud-51) “Bütün bunlarda, akıl edenler için ibretler ve dersler vardır.” ( Nahl-12) “And olsun ki, Kur’an’ı düşünüp, öğüt almak için kolaylaştırdık. Düşünüp öğüt alan var mı?” (Kamer 17) Ve bunlara benzer çok ayetlerde insanı düşünmeye sevk eder. Bu hususta Hz. Peygamber’ın “İslâm dini aklî bir din’dır, aklı olmayanın din’i yoktur.” İfadeleri çok enteresan bir uyarı niteliğindedir. Dolayısiyle İnsanın öz benliği ve varlığı, düşüncesi oranında kıymet kazanır. Sokrat’ın “Düşünüyorum, o halde varım.” Sözü tam da bununla örtüşmektedir.

İlim ve bilimselliğin sonu yoktur. Haliyle buna paralel olarak da Allah’ın azameti ve vahdaniyeti doğru orantılı olarak inkişaf etmektedir. Bu hakikat, zamanın ilerlemesi ile daha açık ve berrak bir surette akıllara kapı açacaktır.

Atom, Evrendeki tüm maddenin kimyasal ve fiziksel niteliklerini taşıyan, çıplak gözle görülemeyecek kadar en küçük yapı taşıdır. Temel olarak bir çekirdek ve onun etrafında bulunan elektron bulutundan oluşmaktadır. Atom çekirdeği 2 temel parçacıktan yani proton ve nötrondan meydana gelmektedir. Proton elektrik yükü (1) birdir. Nötron ise yüksüz bir parçacıktır. Elektron ise (-1) elektrik yüküne sahiptir. Bu atom bahsine bakarken ve detaylarına dalarken açıkça itiraf edeyim ki, bu yapının, muntazam işleyişi karşısında başım dönmeye başladı ve o denizin azgın dalgaları içinde bocalamaya başladım. Ve kendi kendime (“Subhane men taheyyere fi sun’ihi’l-ukûl.” Yani, her bir san’atı akıllara durgunluk veren, hayrette bırakan Allah’ı takdis ederim, dedim. Atomu adeta küçültülmüş muhteşem bir kâinat olarak müşahede ettim. O en küçük varlık olan atomda kurgulanmış müthiş bir san’at ve sistematik bir düzen var gördüm ve “fe subhanellah” dedim. Aslında kâinat’ın uzak derinliklerine nüfuz etmeden evvel, en küçük varlık olan ve bütün varlıkların özünü teşkil eden bir atomda, Allah’ın bütün haşmetiyle tecelli ettiğini görebiliyoruz.

Allah Te’ala, insanı diğer hayvanlardan tamamen ayrı özelliklere sahip olarak, bedeni, fiziki varlığı yanında, bir de manevi duygularla donatmıştır.

İnsanın baştaki gözlerle bakmasından tamamen bağımsız, ayrı mahiyette (Versiyonda) değişik bakışları vardır. Elbette ki bir ineğin eşyaya bakışı ve görmesi ile, insanın bakışı ve görmesi arasında büyük farklar olacaktır.

Bir kartal, bir şahin Mardin kal’asından, ovanın dibinde avlanmaya hazır bir fareyi görebiliyor. Bu itibarla insandan kat be kat daha etkin bir göz yapısına ve nüfuzuna sahiptir. Bir kurt onlarca km uzaktan kokuyu alabiliyor. Bu kokuyu alma hassasiyeti ile insandan daha ileri bir seviyede koku alma kabiliyetine maliktir.

İnsan, görüldüğü üzere çok kıymetli duygularla teçhiz edilmiştir. Bir önceki yazımda da temas etmiştim. Mesela aklıyla ve tefekkürle bakmasına “NAZAR” diyoruz. Öbür yandan kalb ile yani kalbiyle görmesine “BASİRET” denmekte. Anlayarak görmeyi “İDRAK” ve hissederek bakmaya da “ŞUUR yani BİLINÇ” şeklinde bir bakışı ifade ediyor.

Bütün bu değerlere sahip bir insanı, bir ineğin veya bir sineğin vaya bir semeğin seviyesine indirmek vicdana sığar mı?

İşte bu muhteşem kâinattaki, şu muazzam dakik intizama ve kurulu düzene bu bakış açılarıyla ve duygularıyla değerlendirmek istiyoruz. İnsanın aklıyla, beyniyle ve bütün duygularıyla huzura, rahavete ve kalbî itmi’nana kavuşması, ancak bu şekilde temin edilebilir. Aksi takdirde bunalım, buhran, huzursuzluk ve mutsuzluğun baş göstermesi kaçınılmaz olacaktır.

Tevhid: Allah’a has olan şeylerde, Allah’ın varlığına delâlet eden delilleri görüp bilmektir. Ki, gördüğümüz ve görmeyip de bilimsel olarak varlıklarından haberdar olduğumuz ve hissettiğimiz her şey O’na aittir.

O Allah ‘in varlığı “Güneş gibidir üflemekle sönmez. Gündüz gibidir göz yummakla gece olmaz.” Şimdi bu Güneş’ın ışığı ve gündüzün aydınlığı rehberliğinden yola çıkarak, bir fikir yürütmeye çalışacağız. Bu muazzam kâinat’ın oluşumunda ve yaratılışında 3 yoldan başka yol ve yöntem yoktur. Bunlar sırasıyla; 1-Ya tesadüfen 2-Veyahut kendi kendine oluştu. Veya 3-Allah tarafından yaratıldı ve tanzim edildi seçenekleridir. Küre, arz ve üzerindeki varlıkları da 4.cü bir şık olarak “tabiat yarattı.” iddiası olabilir. Ki bu da (Toprak, su, hava ve hararet yani ateş) denilen 4 unsurun toplamıdır. Allah dışında diğer üç şıkkın akıldan, mantıktan fersah fersah uzak olduğu apaçık ortadadır. Hilkât-ı âlemi Allah’tan başka diğer üç şıkka mal etmek, onlara yüklemek Sofistler gibi bir nev’i akıldan istifa etmek etmektir.

Allah’ın kâinattaki tasarrufu ve hakimiyeti ile her şey kendisine ibadet ve itaat ettirmesi, canlıların belki cansız varlıkların, yıldızların, dünyanın fıtri (doğal) hizmetleri, yani bu muntazam düzenle hareketleri bir nev’i ibadetleri hükmündedir. Zira, “Her şeyin mülkü elinde olan şanı yüce Allah.”(Yasin-83)’a ait olup, “Bir şeyi yaratmak istediği zaman “OL” der, o da hemen oluverir.(Yasin-83) İlâhî emrine dayandığı gibi, düzenin bozulması, kıyametin kopması da yine O’nun iradesi ve emriyle olacaktır.

Tabiat ve Evren’in kendi kendine bir yaptırım ve yaratma gücü yoktur.

Ancak bunların her biri, birer san’attır sanatkar değdir.

Birer nizamdır, o nizamı kuran değildir.

Birer defterdir, o defteri yazan değildir.

Bir kitaptır, katip değildır.

Bu günlük de bu kadar. Düşünmeye devam temennisiyle selâm ve sevgilerimle.

Dr. Mehmet AKSOY

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*