Altılı masa, DP ve küçümsenen Demokratlar

Altılı masanın ayaklarından biri olan DP hakkında sık sık yazılan yorumlardan biri bizce bilinçli olarak bir yerlerden verilen sufleye dayalı.
Evet “Demokrat Parti’nin gücü ne ki bir masaya ayak oluyor” çıkışını siz de duyuyorsunuz. Oysa bu bir hileye dayalı bir yanılsama.

Herkes bilir ki Demokrat Parti Türkiye’nin siyasî mazisinde CHP’den daha büyük bir etkiye sahip olmuş olan bir partidir.

Eski Demokrat Partiyi kayıtla şartla ve aslında başka maksatla sahiplenmeye çalışmış olan ya da öyle görünen Özal’ın ANAP’ı ve Erdoğan’ın AKP’si gibi nevzuhur partilere bakmayın.

Masadaki DP eski Demokrat Parti ve Adalet Partisi geleneğinin devamıdır, temsilcisidir.

Son seçimde aldığı oya bakacak olursanız, evet aldığı oy oranı itibariyle “küçük parti”dir.

Ama o eski oylarının nereye gittiğine ve “normal siyasette” nereye dönecek olduğuna bakacak olursanız o zaman hemen kanaatiniz değişecektir.

O büyük ve kitlesel oylar önce ANAP’a devşirildi ve sonra da AKP’ye çaldırıldı. Çaldıranlar da kusurlu ve hatta bazıları kötü niyetli idi.

Ama asıl kusurlu ve kötü niyetli olanlar o oyları “biz de demokratız” diyerek çalanlardı. Baştan beri öyle olmadıkları artık Samanyolundan bile görünüyor. Zaten AKP’yi demokrat sanmış olanlar da şimdilerde yeni demokrat evler arıyorlar.

Şu basit soru ile düşünelim:

Altılı Masanın bileşenleri AKMHP iktidarına son vermeyi başarsa ve siyasete yeniden hâkim olsa…

Partimsi AKP bir “tek adam partisi” olarak sahip olduğu gücü şu ya da bu sebeple kaybetse…

Ardından AKP bölünüp parçalansa ve siyaset sahnesinden çekilse…

Dört ana siyasî eğilime sahip seçmen kendi siyasî partilerine, yani yuvalarına dönse…

1. Türk Milliyetçiliğine dayalı MHP, BBP, İYİ Parti ve aynı tondaki son dönemin nevzuhurları ile Kürt Milliyetçiliğine dayalı HDP ve HÜDAPAR gibi partiler kendi milliyetçi seçmenlerini yeniden konsolide etseler…

2. Dindarların kümelendiği partiler olarak Saadet Partisi ve benzerleri ile AKP’den ayrılanların partileri de kendi “demokrat olamayan muhafazakâr” seçmenini konsolide etse…

3. İnkılapçı Kemalist sol ve Marksist Leninist sol partiler de kendi marjinal seçmenlerini yeniden konsolide edip kendi çevresine toplasa…

Ne olur?

Herkes kabul eder ki bu üç eğilimin partileri kendi aralarında ittifak ve hatta ittihad yapsalar dahi tek başına iktidar olamazlar.

Geriye ne kalır? Kim kalır? Hangi tür seçmen kalır? Hangi parti veya partiler kalır?

Cevap aslında tektir, ama bazıları başka bazı isimlerle anar.

Bu gruba bazıları “merkezdeki seçmen” der. Bazıları “merkez sağ ve merkez sol” der.

Biz o seçmene ve o seçmenin sürükleyici entelektüel kitlesinin oluşturduğu cereyana “demokrat cereyan” deriz. Çekip çevirenlere de “demokrat misyon” deriz.

Bunların bir kısmı sosyal demokrattır. Bir kısmı liberal demokrattır. Bazıları da kendisini muhafazakâr demokrat olarak nitelendirebilir. Ama hepsi demokrattır. Hepsi aynı tavanın balığıdır. Aynı gölün suyudur.

(Demokratlığın ne demek olduğunu ve ne demek olamayacağını yıllardır yazageldiğimiz için bu partinin karakteristik özelliklerini ayrıca saymaya gerek duymuyoruz).

Tek ölçü ve tek tarif yeter: Yukarıdaki ilk üç gruba girenler demokrat değildir, girmeyen bütün siyasetler ve siyasetçiler ise Demokrat Parti’nin öz evladıdır, öz fikridir.

İşte o seçmenin siyasetinin asıl adresi Demokrat Partidir.

İşte bu sebeple de Altılı Masanın görünüşte küçük ve fakat mazisi ve potansiyeli büyük partisi Demokrat Partidir.

Büyük düşünen bugüne ve önüne değil geleceğe bakar. Geleceğe bakmak ve hakkını vermek için büyük düşünmek gerekir.

Yazımıza gelen yorumlar

Usulümüz değil ama bu sefer bir istisna yapalım ve yorumlardan bazılarını değerlendirelim.

1. Nuri adlı okuyucumuz yorumunun sonunda “Olan benim gibi zavallı avare avare ortada gezenlere oluyor. En azından sizin arkasından gittiğiniz bir partiniz var. Ne mutlu.” yazmış.

Tavzihe ihtiyaç var.

Bendenizin ve bizim, yani Yeni Asya’yı neşreden ve sahiplenen ekibin, bir partisi yok ve olamaz ve olmamalı. (Bazılarımızın şu ya da bu partide şahsı adına siyaset yapmış ya da yapıyor ya da yapacak olması ise ayrı bir husus.)

Biz partileri sahiplenmeyiz. Partileri hayra yönlendirmeye çalışırız. İçlerinden birine (Demokratlara) reylerimizle de destek oluruz. Siyasetle ilişkimiz bundan ibarettir.

Aynı şekilde, bendeniz ya da biz, bir partinin “arkasından” gitmeyiz. Bunun düşünülmesini bile kendimiz için bir zül ve hatta ısrarı halinde hakaret olarak telakki ederiz. Aksine biz bütün partilere “hayırda öncü, şerde ikazcı” oluruz. Zira ve üstelik ölçülerimiz siyasi değil Kur’anî’dir.

Biz siyasette daimi iktidar ve daimi muktedir olmasını istediğimiz dindar demokratların önünü tıkayan engellerin kalkması için dua ve gayret ederiz. Demokratlar iktidar olduğunda onları da ikaz ederiz.

Zira biz siyasette yüz birimlik reyimizle değil milyon değerindeki fikrimizle varız. Bunların ve farkın iyi anlaşılmasını isteriz.

2. Abdullah Tunç’un bizce kısmen haklı yorumundaki dördüncü cereyan olan İttihad-ı İslam Partisi’nin bugünkü durumu ve temsili meselesini ayrıca değerlendirmek lazım. Biz demokrasi tarihimizde iyi niyetli samimi dindarların kümelendiği bazı partileri, İttihad-ı İslam fikrinin partisinden ziyade tabiri caizse “erken öttüğü için kesilen horozu” olarak görmeye daha meyilliyiz.

3. Çorum’dan okuyucumuz Süleyman Bey gönderdiği mesajda o yazımızdaki “O büyük ve kitlesel oylar önce ANAP’a devşirildi ve sonra da AKP’ye çaldırıldı. Çaldıranlar da kusurlu ve hatta bazıları kötü niyetli idi. Ama asıl kusurlu ve kötü niyetli olanlar o oyları ‘biz de demokratız’ diyerek çalanlardı. Baştan beri öyle olmadıkları artık Samanyolundan bile görünüyor. Zaten AKP’yi demokrat sanmış olanlar da şimdilerde yeni demokrat evler arıyorlar.” cümleleri için şunları yazdı:

“Bu konu gündeme gelince bizim gibilerin sinirleri ayağa kalkıyor. Neden derseniz. DP’nin oylarını adeta çalıp önce ANAP’a sonra da AKP’ye adeta satan asıl hırsızlar bugün teröristlikle yaftalanan grubun medya ayağındakilerdir. Onlar en büyük siyasi hırsızlığı önce Özal için ve sonra da Erdoğan için yaptılar. Zaten bu grup hiçbir zaman DP geleneğine sıcak bıkmadı. Hep DP’yle rekabet eden ‘sağ’ partilere yamandılar. 1999 yılında yapılan Gülen-Erdoğan anlaşması sonrası DYP’nin 3 Kasım 2002’de % 9.52 ile barajın altında kalmasında en büyük etken maalesef bu grubun yayın organlarıdır. Diğer gazeteler bile anketlerde % 6, % 7 gösterirken maalesef bu grup uydurma kamuoyu araştırmalarıyla DYP’yi en fazla % 4 olarak göstermişlerdi. Mesela Kırıkkale için yaptırdıkları ankette DYP’yi en fazla % 12 göstermişlerdi. Halbuki Kırıkkale’de sandıktan DYP’nin oyu % 35 – 40 civarında çıktı. Barajı geçseydi üç vekilin ikisini alıyordu. Eğer DYP bu gibi hilelere maruz kalmasa ve barajı aşsa idi en az 63 milletvekili çıkaracaktı ve AKP % 36 oyla meclisin % 60-70’ini alamayacaktı. O grubun bugün geldiği ve savrulduğu durum ise ortada. Allah ıslah etsin ve içlerindeki masumlara, garibanlara ecrini sevabını versin.”

Biz bu tespitlere katılıyoruz. Duaya da içten “aaamiiiiiiiiin” diyoruz. Ya siz?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*