“Bediüzzaman şimdi olsaydı…”

“Bediüzzaman şimdi olsaydı?“ suâlinin gerekçesi ne olabilir ki? Böyle bir suâle neden ihtiyaç duyulur? Hangi müşkülü, hangi bilinmeyeni çözmek için “Bediüzzaman şimdi olsaydı?“ suâli akla gelir veya getirilir?

Bu güne kadar Bediüzzaman’ın tavrıyla ilgili muğlak kalmış bir mesele var mı ki “Bediüzzaman olsaydı şöyle yapardı, böyle yapmazdı“ diye bir kanaata varılsın? Yoksa bazı kafa karışıklıkları mı söz konusu? Kişilere mahsus zihinlerde bazı istifhamlar, bazı müşevveşlikler mi var? Yoksa herhangi bir dayanağı bulunmayan, önceden verilmiş bazı kararlara bir mercî, bir dayanak bulmak için mi “Şimdi Bediüzzaman olsaydı, şöyle yapardı, böyle davranırdı… vs.” şeklinde hükümler veriliyor?

Her şeyden önce, indî bazı faraziyeler üzerinden Bediüzzaman’ı kendi adımıza konuşturmanın bir edebi, bir âdâbı olur mu? Her yönü ile nümune-i imtisâl ettiğimiz, arkasından gittiğimiz bir mürşidi, bir müçtehidi kendi hesabımıza konuşturmanın haklı bir mantığı, geçerli bir yönü olabilir mi?

Bediüzzaman söyleyeceklerini söyledi ve dar-ı bekaya irtihal etti. Hem de kafalarda hiçbir şüphe, hiçbir tereddüt bırakmayacak şekilde, hemen her insanın anlayacağı bir dilden, gayet net ve açık bir şekilde söylenmesi icab eden her şeyi söyledi.

Bediüzzaman şimdi cismen, bedenen aramızda olmasa da, altı bin sayfalık şaheseri önümüzde duruyor. Onun “Her bir kitap bir Said’dir“ ifadesinden hareketle o müellif-i muhterem bir yönü ile de aramızda sayılır. Sağlığında bütün insanlığın dert ve sıkıntılarına devâ olacak reçeteleri eşsiz eseri Nur Külliyatı’nda istifademize sunarak aramızdan ayrıldı. Başta imanî konular olmak üzere, toplum hayatını alâkadar eden siyasî, içtimâî akla gelebilecek hemen her konuda bütün insanların önünü aydınlatacak şaşmaz prensipler, değişmez reçeteler sunarak dar-ı bekaya irtihal etti.

‘Ülke idaresi nasıl olmalı?’, ‘Hak ve hürriyetlerin sınırı…’, ‘İstibdat, Meşrûtiyet ve Cumhuriyet kavramları’, ‘Siyasete ve siyasîlere karşı tavrımız…’, ‘Siyaseti dinsizliğe âlet etmek…’, ‘Dini siyasete âlet etmek…’, ‘Siyaseti dine dost ve âlet etmeye çalışan siyasî kadrolara karşı tavrımız ve yaklaşımlarımız nasıl olmalı?’… Bu ve benzeri daha nice nice konuları, sosyologların, siyasilerin içinden çıkamadıkları, derde devâ olacak formüllerle, değişmez doğru prensiplerle her insanın istifadesine sunmuştur Bediüzzaman.

Bütün bunlara rağmen bazı dostlar “Bediüzzaman şimdi olsaydı…” beklentileriyle başlayıp; hatta bazen de “Üstad o zaman öyle söylemiş olabilir, ama şimdi şartlar değişti, durum başkalaştı, Bediüzzaman’ın o söyledikleri şimdi geçerli olmayabilir. Bediüzzaman şimdi olsa başka değerlendirmeler yapar, belki de bizim şimdiki düşücelerimizi haklı bulurdu” gibi nereden bakılsa sathî, isabetsiz, belki de Bediüzzaman’ı yeterince tanımamanın bir sonucu olarak bazı sözler sarfetmektedirler. Veya kendi akıl fenerleriyle tercihte bulundukları düşünce, kanaat ve tavırlarının mesnetsizliklerine kuvvet vermek için Bediüzzaman’ı kendi hesaplarına konuşturmaya çalışmaktadırlar.

Eşsiz eserleriyle çağları aydınlatan, asrımız insanlarının sıkıntı ve problemlerini teşhis ederek tedavi yollarını gösteren Bediüzzaman’ın, bu güne kadar isabet kaydetmeyen herhangi bir teşhis veya tesbitini göstermek mümkün mü acaba? Veya artık bu zamanda artık tatbiki mümkün olmayan, miâdı dolmuş, sıkıntıları giderme noktasında yeterli olmayacak bir formül, bir reçete göstermek mümkün mü Nur Külliyatında?

Öyle ise “Bediüzzaman şimdi olsaydı, şöyle yapardı, böyle yapmazdı…” veya “O zaman öyle demiş, şimdi olsaydı böyle derdi“ gibi faraziyeler üzerinden akıl yürütmek yerine; “Bugün aramızda olsa yine aynı değişmez hak ve hakikatları söylerdi” deyip kafa karışıklıklarımızdan kurtulabiliriz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*