Bediüzzaman ve Nurettin Topçu

Nurettin Topçu, İstanbul Erkek Lisesi’nden mezun olduktan sonra birkaç sınava girer.

Sınavlarda başarılı sonuçlar alınca Fransa’da burslu eğitim görmeye hak kazanır. Fransa’nın Bordo Aix Lisesi’nde iki yıl içinde hem Fransızcayı öğrenir hem de sosyoloji ve psikoloji alanlarında sertifikalar alır. Daha sonra Strazburg Üniversitesi felsefe bölümüne kayıt yaptırır. Felsefe bölümünü okurken ahlâk, psikoloji, sanat felsefesi, tarih, mantık, sosyoloji, arkeoloji gibi alanlardan da dersler alarak mezun olur.

Fransa’da mantık, psikoloji, güzel sanatlar, sanat tarihi ve ahlâk dallarında lisans okuduktan sonra Sorbonne Üniversitesi’nde felsefe üzerine doktora yapar. Doktorasını bitirdikten sonra 1934 yılında Türkiye’ye döner. 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmeni olarak göreve başlar. 1939 yılında yayın hayatına başlayan “Hareket” adlı dergide yayımlanan bir yazısından dolayı Denizli’ye sürgün edilir.

Nurettin Topçu, Denizli’ye geldiği ilk andan itibaren şehirde görüştüğü tanıştığı her kişinin ağzından Bediüzzaman Said Nursî’nin ismini duyunca “Bu zat kimdir?” diye meraklanır. O sıralar Ödemiş’te savcı olan Muslihiddin Sönmez ve ablası Seher Sönmez’e misafir gittiği bir gün Bediüzzaman’la ilgili detaylı bilgiler alır. Nurettin Topçu, Denizli’ye geldiği zaman Bediüzzaman ve talebelerinin mahkemesi beraatla sonuçlanmış, tutuklu talebeleri evlerine dönmüştü. Bediüzzaman Hazretleri şehir otelinin üst katında bir odaya yerleştirilmiş yeni gelecek sürgün kararını bekliyordu. Bu arada yanına gidip gelen ziyaretçiler sıkı takip edilerek tesbitleri yapılıyordu. Görünmeden ziyaretine gidenler ise çok az bir süre yanında kalabiliyordu. Nurettin Topçu, bir akşam Bediüzzaman Hazretleri’ni görebilmek için bir fırsat kollamaya başladı. Polislerin akşam yemeğine çıktığı bir vakit merdivenlerden hızlı adımlarla Bediüzzaman Hazretleri’nin olduğu kata gelir ve oda kapısını çalarak içeri girer. Yaklaşık yarım saat gibi bir süre ziyaretinde kalır. Bu süre içinde din, iman, ahlâk, gençlik ve cemiyet meseleleri ile ilgili konuşmalar yapılır. Bediüzzaman Hazretleri Nurettin Topçu’ya, mahkeme ve cezaevi sürecinden, bilirkişilerin taraflı ve ehliyetsiz kişiler olduğundan söz ederken konuşmanın ortasında “Ben onları affettim.” demesi Nurettin Topçu’da şok etkisi yapar. “Bu nasıl olur?” der kendi kendine. İdamına sebep olabilecek kişileri affetmesini bir türlü zihnine sığıştıramaz. Sonunda “Bu, büyük bir fazilettir!” diyerek hayretini gizleyemez.

Nurettin Topçu, yine bir gün Bediüzzaman Hazretleri’ni ziyaret eder. Odasının penceresinden dışarıya bakan Bediüzzaman Denizli’de bir zamanlar 62 medresenin bulunduğunu, bunların hepsinin kapatıldığını üzülerek anlatır. “Bu sebepten ben muallimlere dargınım.” der. Kısa bir zaman sonra garson odaya akşam yemeği için mükellef bir sofra getirir. Bediüzzaman Hazretleri yemeği getiren garsona yemeği iade ederek: “Bunu fukaralara götür” diyerek yanında bulundurduğu zeytinleri ekmeği ile yer. Yarım saatlik bir ziyaret sonrası Nurettin Topçu etkilenerek odadan ayrılır.

Bir gün Nurettin Topçu Denizli’nin Güvençli Köyü adında yakın bir dostlarının köyüne gider. Akşam köylüler onu bir eve misafirliğe çağırırlar. Gittiği evde misafirler dama çıkar, yere serili minderlerin üstüne otururlar ve lüküs ışığını yakarlar. Kısa bir sohbetten sonra Nurettin Topçu o günlerde Bediüzzaman Hazretleri’nin yeni çıkan bir Risalesini cebinden çıkarır ve köylülere tam okuyacakken bir köylü daha önce davranıp başka bir Risaleyi okuyunca hayret içerisinde kalır. Daha sonraki günlerde buradaki her evde ve çevredeki köylerde Risale yazıldığını öğrenir. Ayrıca on binlerce sahife Risalenin yazılarak çoğaltıldığını duyar. Risaleleri yazan her kişide büyük bir heyecan, istek ve tatlı bir sevinç olduğunu görür. Nurettin Topçu, Güvençli Köyü’nde bir ay kadar kalır. Döndüğünde Bediüzzaman Hazretleri Denizli’den ayrılmıştı. Daha sonra Müslihiddin Sönmez onu Bediüzzaman Hazretleri’nin talebelerinden Hasan Feyzi ile tanıştırır. Öğretmen olan Hasan Feyzi’nin, Nurettin Topçu ile çeşitli konularda görüşmeleri olur. Nurettin Topçu, Bediüzzaman Hazretleri ile ilgili “Sabrı, inzivası, şükrü bambaşkadır; para nedir bilmez, dünya gözüne görünmezdi. Böyle zatlara pratik bir maksat gözeterek gitmek onları rahatsız eder. Ruh ve gönül sultanlarına dünyevî basit çıkarlar için müracaat etmek cinayettir, müthiş bir haksızlık ve anlayışsızlıktır” derdi.

Daha sonraki yıllarda İstanbul Erkek Lisesi’ne atanmıştır. Görevini sürdürdüğü esnada 1974 yılında yaş haddinden emekli olmuştur. Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul’da doğmuş, 10 Temmuz 1975’te vefat etmiş ve Topkapı’daki Kozlu Kabristanı’na defnedilmiştir. Yazar, bir ömre nadir sığabilen deneme, inceleme, öykü, roman, çeviri ve ders kitapları yazmıştır. Ardından İsyan Ahlâkı, Yarınki Türkiye, İslâm ve İnsan, Ahlâk Nizamı, Ahlâk, Devlet ve Demokrasi, Mevlânâ ve Tasavvuf, Kültür ve Medeniyet, Büyük Fetih gibi birçok eser bırakarak bu dünyadan göçmüştür.

Kaynak:

Necmeddin Şahiner, Son Şahitler – 2

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*