Cennetâsa baharların açan çiçekleriysen eğer

Image

Mevsimler ne olursa olsun; ister fırtına, ister bora, isterse tufanlar kopsun… Ve çöllerinde yansa da bedenimiz bu dünyanın. Şartlar, en çetin haliyle gelip abansa üstümüze. Bilsen ki dermanı kesilmez dizlerimizin, sevdaları sönmez yüreğimizin… Kanatlarımız mavi göklerin ebedî ahengine doğru yol bulup serilir.

Feri kaçmış duyguların ölüm izlerinde değiliz ki biz! Ne hükmü var ölü zamanların… Ne hükmü var yaşanmamış anların.

Zemherilerde bile çiçekler açmalı değil mi, yüreğimde benim? Yahut vahalar ortasında yeşil bir sükûtun rengine bürünmeli değil miyim an be an?

Tûl-i emeller nehrinin önünde sürüklenip giden bir zavallı mıyım yoksa? Sûri güzelliklerin, zehirli balların, fani malların… Bize her an elveda diyenlerin esiri miyiz? Umulmadık anlarda yakalandığımız tuzakların kucağında kıvranmak mıdır hayat? Marazî hallerin hangi kıvrımlarındasın hâlâ?

Aklıma Taif gelir… Bedir gelir… Uhud gelir… Hendek gelir… Çanakkale gelir… Peygamberî hallerin bin bir ahvâli gelir. Gül-i râna ıtrıyla boyanan Sahabe-i Kiram gelir. Atalet görebilir misin Asr-ı Saadet levhalarında? Gecelerini aydınlatan yıldızları nerede bulabilirsin başka?

Sen hangi renge büründün ey yüreğim! Kur’ânî ve Peygamberî hakikatlerin saf ve billurumsu akışlarında mı yıkanıyorsun her dem? Bir sevabın bin günahla kirlendiği sağanaklardasın işte. Mahalli iman olan kalbini siyahlandıran sağanaklarda… Başka hangi sığınağın var sığınabileceğin? Aczini ve fakrını en makbul bir şefaatçi yapabileceğin?

Zindanlar gelir aklıma; soğuk ve kara zindanlar… Afyon, Eskişehir, Denizli… Atalet, rehavet ve fütur o kalın zulümkâr duvarların içine asla girememişti. Nur, gönüller üstünde kurduğu tahtla en kalın duvarları bile delip geçmişti. Kibrit kutularında yazılan hakikatler, tâ maveraya doğru yol bulup gitmişti. Zehrin en acısını, zulmün en fenasını tadanlar, asla duraksamadılar.

Sürgünler gelir aklıma; kuş uçmaz, kervan geçmez mekânlara doğru uzanan… Her sürgün mahallinde dalga dalga oluşan, genişleyen mücessemleşmiş nuranî halkalar… Yolu hapishanelerden geçen kaygıların asla yaşanmadığı halkalar. Onlar ki, ihlâs abidesi, uhuvvet abidesi nurun kahramanlarıydılar. “Yaz kardaşım!” der, yazarlar. Hizmetin her safhasında her an varlar.

Ve küfrün beli kırılmıştır; kalkamaz bir daha ayağa!

“Acele ettim, kışta geldim” demişti. Cennettâsa baharların açan çiçekleriysen eğer, yakışır mı solgun ve durgun duruşlar sana?

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*