Darbelerde ben ve Yeni Asya

Bilindiği gibi Türkiye 1950 yılındaki demokratik seçimlerle çok partili hayata geçiş yapmıştır. Türkiye’de darbe demek, askerin kurumsal ya da bazı subayların kendi başlarına sivil yönetime yaptığı müdahale demektir veya ben öyle anlıyorum. Aşağıda bazı darbelerden aklımdakilerini ve beni etkileyenleri kısaca anlatmak istiyorum.
27 Mayıs 1960, İlkokul birinci sınıftayım. Okuldan gelip de sokaktaki oyunlarım bittiğinde eve geliyorum. Biraz sonra da babam işten eve geliyor. Akşam yemeğimizi yiyoruz. Babam, yüksekte ve tahta rafın üzerindeki ‘Newtron’ marka lambalı radyomuzu açıyor, ajansı (haberleri) dinlemeye başlıyor. O zamanlardan hatırladığım, programlardan birinin adı “Yassıada saati”.

Sonradan anlıyorum ki, o gün iktidarda olan Demokrat hükümete askerler tarafından darbe yapılmış. Demokrat hükümetin Başbakanı ve bakanları ‘Yassıada Mahkemeleri’nde yargılanmakta imişler. Bunun teferruatını tarihe ve bu konuda yazılan yüzlerce kitaplara havale ediyorum.

Bu sefer yıl, 1971, Mart’ın 12’si. O günlerde de Sanat Okulu son sınıftayım. Yine askerler, Demokrat görüşlü bir hükümete (Adalet Partisi Hükümeti’ne) muhtıra vermişlerdi. Demokrat görüşü savunan bir genç olarak ben, hayatımın ikinci darbesini yaşıyordum. Gerçi normal bir genç vatandaş olarak, ‘Darbe seni direkt nasıl etkiledi, hayatında ne gibi değişiklikler yaptı?’ diye sorarsanız, kayda değer bir şey söyleyemem. Fakat sonraki yıllarda o günlerdeki olayları ve etkilerini ayrıntılı düşündüğümde, ülkemize ve demokratik sisteme kötü etkilerini göz ardı edemeyiz. Ayrıca benim hayatımda da şu şekilde bir değişiklik yaptı diyebilirim; ailem o yılda yüksek öğretime gitmeme taraftar olmadı (anarşik olaylar yüzünden). Liseden sonra bir yıl fabrikada çalıştıktan sonra, ailem ikna oldu ve sınav sonrası Ankara’daki YTÖO’yu kazandım ve 1972’de böylece ilk gurbetime çıkmış oldum.

Bundan sonra hayatımın en önemli bir değişikliğini daha yaşadım. Bu da, Risale-i Nurlar’ı tanımamdır. Gerçi fabrikada çalışırken bir tevafuk eseri olarak Yeni Asya ile tanışmış, müdavimi olmuştum, fakat Nurlar’ı tanımıyordum. Dediğim gibi bir arkadaş vasıtasıyla Ankara’da Risale-i Nur dairesine girmiştim.

Üçüncü darbe olarak 1980 yılının 12 Eylül’ünde, merhum Süleyman Demirel’in Başbakan olduğu Demokrat görüşlü hükûmet görevden alındı, Türkiye Büyük Millet Meclisi lağvedildi, yeni bir Anayasa millete onaylatıldı.

Bu darbe-müdahalede artık öğretmendim. 12 Eylül sabahı uyanıp, namaza gitmek için yola çıktığımda, tam evimizin karşısında namlusu bize doğru olan bir tank gördüm. Askerler ‘Sokağa çıkma yasağı olduğunu, fakat camiye gidebileceğimizi’ söylediler. Belki bu da bir nimetti, imanlı Anadolu çocuğu askerlerin müsamahası.

1960 darbesinden sonra ülkemizi demokrasi açısından en çok yaralayan bir darbe olmuştur, 12 Eylül darbesi. Çünkü bütün siyasî partiler kapatıldı, özellikle yeni partiler kurulurken Demokrat görüşlü partilerin kurulmasına ve seçimlere girmesine kanunî ve farklı farklı yönlerden engeller konuldu. Ancak askerî idarenin izin verdiği partiler seçime girebildi.

Geldik soğuk bir Şubat gününde soğuğu daha da arttıran 28 Şubat 1997 darbesine. 28 Şubat 1997’de yapılan Millî Güvenlik Kurulu toplantısı sonucu açıklanan kararlarla başlayan ve irticaya karşı olduğu iddia edilen ve hâlen devam eden süreç. O zaman ve hâlen yaşananlar, çeşitli kaynaklar tarafından post-modern darbe olarak adlandırılmıştır.

Ve son darbe girişimi; 15 Temmuz 2016. O gece büyük dershanemizde ayda bir yaptığımız içtimaî dersteyiz. Dersin sonlarına doğru bazı medyatik arkadaşlarımızda bir hareketlilik gözlemliyorum. Ders bitiyor ve “Her halde darbe olmuş” gibi cümleler kuruyorlar. Bakıyorum herkes ne olduğunu anlamaya çalışıyor.

Her zaman yaptığımız gibi normal bir vaziyette dağılıyoruz. Herkes geldiği semte dönmeye başlıyor. Anlatılanlara bakılırsa, şimdiye kadar yaşadığım hiçbir ihtilâle-darbeye benzemiyor bu olay.

Şu güne kadar gelişen olaylara baktığımızda da hâlen gerçek suçluların tam olarak tesbit edilemediği (darbeyi yapan ve/veya yaptıranların), birçok masum kişilerin işlerinden atıldığı, bazılarının hapis edildiği görülüyor. İnsanların(özellikle avam kısım) büyük çoğunluğunda, cemaatlerden bir ürkme, çekinme, uzak durma vs. emareleri görülüyor. Bir de 15 Temmuz sonrası en çok üzüldüğüm konular; Kur’ân-ı Kerîm’lerin, İslâmî kitapların, takım halinde Risale-i Nur Külliyatları’nın yollara, çöplere, duvar kenarlarına atılması, bırakılması oldu…

Kısa bir özetini vermeye çalıştığım 27 Mayıs, 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat, 15 Temmuz darbeleri (!); demokrasiye ve millete yapılmış, biri hariç (27 Mayıs) her biri aynı zamanda Yeni Asya’ya da yapılmış sayabiliriz. Her bir darbe sonucunda sanki Yeni Asya zarar görmüş.

Ve hiçbir darbe, Yeni Asya’yı hak, hürriyetler, adalet ve hukuk açısından yolundan döndürememiştir. Yeni Asya her zaman hak söylemiş, hakkı savunmuş, adaletten ayrılmamıştır.

Benim için, beraberliğimden gurur duyarak Yeni Asya Gazetemize yeni yıllarda da başarılar diliyorum.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*