Dar-ı Bekaya irtihalinin 41. yılında Nurun kumandanı Zübeyir Gündüzalp

Nisan ayı deyince aklımıza Nisan yağmurları gelir. Atalarımız Nisan yağmurlarını “şifa kaynağı” olarak görmüşler. Anadolu’da yağmurun en bol olduğu ve bitkilerin suya ihtiyaç duyduğu dönemde yağan Nisan yağmurları, bölge insanı için bolluk ve bereketi ifade etmektedir.

Anadolu Selçukluları zamanında Konya’da Nisan yağmurlarının kaplarda toplanarak hastalara şifa olarak dağıtıldığı ve yapılan yemeklere katıldığı bilinmektedir. O dönemde Konya’da bulunan Mevlânâ Dergâhı’nda Mevlevîlerin, “Nisan tası” adı verilen kaplara topladıkları Nisan yağmurlarını, ziyarete gelen misafirlere ikram ettikleri anlatılır. Bu suyun bazı dertlere şifa vesilesi olacağına inanılmaktadır.

Üstad Bediüzzaman Said Nursî’nin talebelerinden Zübeyir Gündüzalp, Tahiri Mutlu, Mehmed Emin Birinci ve Molla Mesud Nisan ayında vefat ettiler. Nisan ayı, bir tevafuk eseri olarak Nur Talebelerinin Rahmet-i Rahman’a kavuştukları bir ay olarak karşımıza çıkmaktadır. Nur dâvâsının kumandanı ve asrın müceddidinin sadakat kahramanı Zübeyir Gündüzalp, takvada birinci sırada Tahiri Mutlu, namaz konusundaki tavizsiz çizgisiyle Mehmed Emin Birinci ve “Eski Said” devrinin bir hatırası olarak Molla Resul Nisan yağmurları gibi bu ayda toprağa düştüler.

1920 yılında Ermenek (Karaman) yaylasında dünyaya gelen Zübeyir Gündüzalp, 2 Nisan 1971’de bir Cuma günü İstanbul’da vefat etti ve Fatih Camii’nde on bini aşan Müslümanın kıldığı cenaze namazından sonra Eyüp Sultan Kabristanı’na defnedildi.

Asıl adı Ziver olup, Üstad Bediüzzaman, Zübeyir b. Avvam’a (ra) nisbetle ismini Zübeyir olarak değiştirdi ve daha sonra bu isimle tanındı. O, ilköğretimini Ermenek ve Silifke’de tamamladıktan (1939) sonra posta telgraf memuru olarak çalışmaya başladı.

Nur Talebelerinin Zübeyir Ağabeyi, 1946 yılında Konya’da Risâle-i Nur’la tanıştı ve ömrünün sonuna kadar iman hizmetini en güzel şekilde ifa etti. 1948 yılında Afyon’da tutuklanarak Bediüzzaman’la birlikte hapis yattı. Merhum Zübeyir Gündüzalp, Nurların “Kara Sevdalı”sıdır. Hâkime, “Eğer komünistler mürekkep ve kâğıdı yok etmek imkânını da bulsalar, benim gibi birçok gençler ve büyükler fedai olup hakikat hazinesi olan Risâle-i Nur’un neşri için, mümkün olsa derimizi kâğıt, kanımızı mürekkep yapacağız”1 der. Onun için Risâle-i Nur’a, Bediüzzaman’a talebe olmak, en büyük bir şereftir.

Onun hizmetteki yerini Bediüzzaman’ın, “Zübeyir bana merhum biraderzadem Abdurrahman yerine…. verilmiş diye manevî ihtar aldım.” 2 “Hakikî fedakâr Zübeyir, en lüzumlu ve hizmete şiddetli ihtiyacım zamanında buraya imdada geldi…” 3 ifadelerinde görmekteyiz.

Üstad’la hapis yatarken yanlışlıkla serbest bırakıldığında bu fırsattan yararlanmayı düşünmeyerek yapılan yanlışlığa itiraz edip tahliyeyi engelledi. Böylece Üstadından ayrılmadı. Nurcuların sıkı takip edildiği, kanunsuz bir şekilde tutuklandıkları, eziyet gördükleri günlerde, Risâle-i Nur’u okuduğunu söyleyerek adeta kendi kendini ihbar etti. O her şartta iman hakikatlerini mahkûmlara, savcılara, hâkimlere anlatıyordu. Çünkü onun tesbitlerine göre Risâle-i Nur’u okuyan hâkimler, yanlış hüküm vermezlerdi. Nitekim daha sonraki yıllarda Risâle-i Nur ve Nurcular hakkında açılan binlerce dâvâ, beraatla sonuçlandı.

Onun için Risâle-i Nur’a, Bediüzzaman’a talebe olmak, en büyük bir şereftir. Oysa bu yüzden tutuklanıp yargılanmaktadır. Suç olarak görülen bu fiili kendisinden sorulduğunda:

“Bediüzzaman Said Nursî gibi bir dâhinin şakirdi olmak liyakatini kendimde göremiyorum. Eğer kabul buyururlarsa, iftiharla, ‘Evet, Risâle-i Nur’un şakirdiyim…” diye haykırırken, orada hazır bulunan Üstad da “Bin talebe yerine kabul ediyorum!” diyecektir.

Üstad Bediüzzaman onunla özel olarak ilgilenmiştir. Pakistan’ın önemli devlet adamlarından Ali Ekber Şah’ı, Emirdağı’ndan uğurladığı sırada yanlarına gelen Zübeyir Gündüzalp için Üstad, “Biz bir veziri uğurlamaya geldik, başka genç bir veziri de karşılamaya gelmişiz” ve daha sonra, “Hayır hayır, ben Zübeyir’i karşılamaya geldim” diyecektir.

Gündüzalp 27 Mayıs 1960 İhtilâlinden sonra memleketi olan Ermenek’te mecburî ikamete tabi tutuldu. Burada bir süre kaldıktan sonra, gizlice Ermenek’ten ayrılarak Ankara’ya geçti. Altı ay kadar Ankara’da kaldı ve 1961’de İstanbul’a geldi. Vefatına kadar Kirazlımescid Sokak 46 numarada kaldı. Burası adeta yıllarca Nur hizmetlerine merkezlik yaptı.

Merhum Zübeyir Gündüzalp, Üstadın vefatından sonra cemaatte meşveret sistemini yerleştirdi. Hizmeti meslek ve meşrep açısından şekillendirdi. Bu maksatla Hizmet Rehberi, Beyanat ve Tenvirler kitapları hazırlandı. Risâle-i Nur Külliyatı’nın neşri, İttihad, Yeni Asya Gazetesi ve Yayınevinin kurulması gibi yayın faaliyetlerini başlattı. Kendi notlarından derlenen Nefis Muhasebesi ve Altın Prensipler adlı eserleri mevcuttur. Ankara Üniversitesi’nde verdiği konferans muhteşemdir. Konferansın başına düşülen not şöyledir:

“Teşrin-i Sânî 1950’de Ankara Üniversitesinde profesör ve mebuslarımız ve Pakistanlı misâfirlerimiz ve muhtelif fakülte talebelerinin huzurunda fakülte mescidinde gece yarısına kadar devam eden bir mecliste verilen ve büyük alâka ve ehemmiyetle dinlenmiş olan bir konferanstır.”

Vefatının 41. yılında nurun büyük kumandanı Zübeyir Ağabeyi rahmetle anıyoruz.

Dipnotlar:
1- Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, s. 860.
2- Bediüzzaman Said Nursî, Şuâlar, s. 833.
3- Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lâhikası, s. 512.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*