Ma-i Nisan gibi toprağa düşenler

Gerek Anadolu’da, gerekse aynı iklim kuşağında olan sair coğrafyalarda “rahmet yüklü bulutlar”dan süzülen “Nisan yağmurları”na ayrı bir önem atfedilir.

Bereketlidir, nebatat ve umum mahlukat için can suyu gibidir. Osmanlıca’da buna “mâ-i Nisan” denilir.

“Mâ-i Nisan” tâbiri Risâle-i Nur’da da geçiyor. Hem de pek hoş ve çok latif bir sûrette. Bu tâbir, Ramazan Risâlesi’nin Yedinci Nükte’sindeki bir cümlede şu şekilde zikrediliyor: “Ramazan-ı Şerif, âdeta bir âhiret ticareti için gayet kârlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevî hasılat için gayet mümbit bir zemindir. Ve, neşvünemâ-i a’mâl için, bahardaki mâ-i Nisandır.”

NOT: Bu seneki Ramazan-ı Şerif’in Nisan ayının hemen başında başlaması da ayrı bir tevafuk eseri oldu.

Nisan yağmurları gibi toprağa düşen güzel insanlar, mübarek zatlar, bahusus yakın tarihte Nur kahramanları var.

Meselâ, Üstad Bediüzzaman’a hizmetkâr veya Risale-i Nur’a sâdık birer talebe olmuş şahsiyetlerden Zübeyir Gündüzalp 2 Nisan’da (1971), Tahirî Mutlu 3 Nisan’da (1977), Mehmet Emin Birinci 3 Nisan’da (2007), Mehmet Kutlular 6 Nisan’da (2021) rahmet-i Rahman’a kavuştular.

Bu zatlar, evet, adeta Nisan yağmurları gibi birer birer toprağa düştüler. Aynı zamanda, Eyüpsultan Kabristanı’nda birbirine mezar komşusu oldular.

Bu vefatlarda, harikulâde tevafuklar zincirine şahit olmaktayız. Meselâ, aynı kabristanın aynı mıntıkasında yatan ve 8 ay arayla vefat eden Nezihi Mustafa Polat ile Zübeyir Gündüzalp’ın mezarları yanyanadır. Kezâ, Yeni Asya’nın Başyazarı Mustafa Polat ile Sağlık köşesi yazarı Dr. Sadullah Nutku’nun vefat sebebi aynı (trafik kazası) olduğu gibi, vefat günleri de birbirine çok yakındır: Polat 23/24 Ağustos (1970) gecesi, Dr. Nutku ise 23 Ağustos (1972) günü vefat etti.

Bir başka tevâfuk, aynı mezarlık mıntıkasında iki Mustafa Polat’ın yatıyor olması. 1984’te vefat eden 2. Mustafa Polat, merhum Mevlüt Polat Ağabeyin 1959 doğumlu büyük oğlu olup, benim de Malatya’daki ilk kamp arkadaşımdır. Allah cümlesine rahmet eylesin.

Eyüpsultan Kabristanı’na gidip aynı dâvâya gönül vermiş mübarekler heyetinin mezarını ziyaret etmek isteyenler için, birbirine komşu yatan o şahsiyetlerin isim listesini burada topluca vermek istiyoruz; şöyle ki: Zübeyir Gündüzalp, Tahirî Mutlu, Ahmet Aytimur, Abdullah Yeğin, Hüsnü Bayramoğlu, Mustafa Sungur, Sungur Abinin Validesi Cemile Hanım, Nezihî Mustafa Polat, Mustafa Polat’ın hemşiresi Zeynep Münteha, Dr. Sadullah Nutku, Taceddin Durmuş Hoca (Fındıkzâde’de imam idi), Zeki Şevkli (Almanya’dan), Suat Ünlükul (Üstadın yeğeni, emekli komiser), mazlumların avukatı Bekir Berk ve dâvâ kardeşim-kamp arkadaşım 2. Mustafa Polat… Ayrıca, şu mübarek insanlarla yakın mesafede yatan aynı dâvânın mensuplarından Mehmet Kutlular, Ömer Yavuzyiğitoğlu ile son şahitlerden Hakkı Yavuztürk, Ali Demirel ve Mustafa Ekmekçi ağabeylerimiz var. Bunların dışında, unuttuklarımız varsa şayet (ki olabilir) kusura bakılmasın. Hepsine Allah’tan rahmet diliyor ve ruhlarına dualar, fatihalar gönderiyoruz.

Eyüp Sultan Kabristanı’ndaki Zübeyir Gündüzalp ile Mustafa Polat’ın mezar yeri yanyana duruyor.

Vefatları arasında 8 aylık bir süre var. Mustafa Polat daha önce vefat etti. Ne var ki, onun mezar yerinin tesbitinde öncülük eden kişi yine Zübeyir Gündüzalp. Zira, Polat için ilk tasarlanan mezar yeri, Piyerloti’ye bakan tepede, Mareşal F. Çakmak’a yakın bir yer idi. Zübeyir Ağabeyin muvafakat vermemesiyle oradan vazgeçilir ve şimdiki yerde karar kılınır.

Garip bir tevafuktur ki, Zübeyir Ağabey, bir cihette hem kendi mezar yerini hem de kendisinden sonraki a ğabeylerin mezar mıntıkasını bu sûretle belirlemiş oluyordu.

2 Nisan günü Zübeyir Gündüzalp’in vefat yıldönümü, 3 Nisan Tahirî Mutlu ile M. Emin Birinci’nin, 6 Nisan ise, geçen sene aynı gün rahmet-i Rahman’a kavuşan Mehmet Kutlular’ın vefat yıldönümü. Onların dördü de Nisan yağmurları gibi düştüler Eyüp Sultan toprağına. Birbirlerine yakın yerde yatıyorlar.

Hemen her fırsatta ziyaretlerine gidiyoruz. Her gittiğimizde, Türkiye’nin her yerinden, hatta dünyanın muhtelif ülkelerinden gelen ziyaretçilerle karşılaşıyoruz. Orada Kur’ân, Cevşen okunuyor; Risâle-i Nur’dan bahisler okunuyor.

Bu dünyada olduğu gibi, âhiret yurdunda da biz dahi onlara yakın ve komşu olmak arzusundayız. Lâyık olabilirsek, ne mutlu.

Onu yakından tanıyan hemen herkesin şehadetiyle, Ermenekli Zübeyir Gündüzalp, Hazret-i Bediüzzaman’a hizmetkâr olmakta ve Risâle-i Nur ile hizmet etmekte fenâ bulmuş, fânî olmuş bir şahsiyettir.

Üstad Bediüzzaman’ın “Kâinata değişmem” dediği bu aziz talebesi, aynı zamanda bir sadâkat timsâlidir. Mehmet Kutlular gibi şahitlerin de ikrariyle, pekçok meziyete sahip müstesna bir şahsiyettir. O meziyetlerin bir kısmını şöylece özetlemek mümkün: Kendi meslek ve meşrebinin muhabbeti ile yaşamak. İnandığı prensiplerinden asla tâviz vermemek. İnandığı hakikatlere tam bir dirayetle sabit ve sadık kalmak. Ehl-i imana kin bağlamamak, husûmet beslememek; düşmanlık etmemek. Buna mukabil, her önüne gelene “mavi boncuk” dağıtmamak. Kimseye yaranmaya çalışmamak. Kendini kimseye istismar ettirmemek. İstikametli çizgideki istikrarını bozmamak ve sarsılmamak. Takdire şâyân bir sabır ve sebat ile hizmetine kırıksız, katışıksız ve tereddütsüz şekilde devam etmek.

Ermenek’teki hemşehrileri, Zübeyir Ağabeyin 1950’lerde ailesine yazmış olduğu bir mektubunu gönderdiler. Uzunca bir mektup. İçinde pek düşündürücü noktalar var. Şimdilik, kısacık bir bölümü şöylece takdim etmiş olalım:

“Müşfik ve muhterem pederim, validem; sevgili kardeşlerim ve eniştelerim,

“Üstadımız Bediüzzaman’a telgrafla yazdığınız Ramazan-ı Şerif tebrikini okudum. Buyurdular ki: Peder ve validesi madem Zübeyir’i Risâle-i Nur’a vakfetmişler, her sabah onlara duâ ediyorum.

“Şefkatli babam,

“Cenâb-ı Hak senden ebediyen razı olsun. Sana imân-ı kâmil versin. Ebedî saadet ve selâmet ihsan eylesin.

“Benim gibi pekçok Müslümanın ‘Bediüzzaman, eşi olmayan büyük bir zattır. Onun duâsına muhtacız. Onun Risâle-i Nur kitapları olmasa idi, belki de gàvurlar bizi mahvedecekti’ dediği o zatın hizmetinde bulunmak şerefi ve nimeti, senin sayende olup Allah’ın size ve bana büyük bir lütfudur. Çünkü, bir evlâdın hayırlı olması, bir cihette babası-atası sayesindedir. Sen beni şefkatle büyüttün. Terbiye ettin. Helâl lokma yedirdin. Anam da senin helâl kazancın sayesinde helâl süt emdirdi.

“İşte ben böyle bir ata sayesinde Bediüzzaman Hazretleri gibi bütün cihanın alâkadar olduğu bir zatın hizmetine kabul edildim. Senin gibi öyle bir atanın sayesinde, Risâle-i Nur kitapları gibi milyonlarca Müslümanın sarıldığı, aşkla, merakla, sevgiyle okuduğu, dinlediği ve imanını kurtardığı kitapları tanıyıp okumak nasib oldu. Cenâb-ı Hakk’a hadsiz şükürler olsun.”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*