Etraf ‘Saidler’le dolu…

Image

Said’i gördünüz mü?

Nasıl olur, ben her yerde onu görüyorum.

Havada İlâhî bir koku var.

Said gören gözler bende, ne mutlu bana.

Taştan yapılmış bir bayır.

 

Daracık bir yol, çıkmaz bir sokak değil bu dikkatli nazarlara. Baksana, yolun darlığı saatlerdir ayakta bekleyen Saidlerin gönül genişliği, yolun çıkmaz oluşu ise Saidlerin hasret nokta-i kesişikliği.

Eller pırıl pırıl, işkencelerin sabahında; uzaktan bakan küçümser gözlerle bu paklık nedendir pek bilin(e)mez. Daha bir yaklaşman, derinlere nüfuz etmen, hissetmen gerek; lâhutî binler nefesle tek tek içine alman icap eder, anlamak ve anlamlandırmak için gördüklerini. Bir şeyler almaya değil de, bir şeyler paylaşmaya geldiğinin farkına varmak/varman için bu kadar yakınlık/yakınlaşman yeter de artar bile. ‘Onlar’ Saidler, yüzler Saidler, binler Saidler Seydalarının peşinde hepsi… Tek yürek, bir nefeste hakikat isteyen Saidler onlar.

‘İntikamımı almayın’ emrine münâfî tek bir hareket yok; hakikat şu ki, o Saidler hakkı kabul edenlere hakkını helâl edenler…

Nefeslik yokuşu nefes almadan çıkanlar, nefes nefese çalışanlar var, bir de orada konaklayanlar, sohbete dalanlar, içeride aklı kalanlar, uzun zamandır göremediği Said’e yürekten sarılanlar var.

Yokuş alabildiğine yoğun, alabildiğine manevî…

Bir bayır var darlığı, bir sokak var çıkmazlığı pek anlaşıl(a)mayan taş yoldan yukarı sade bir bayır. Daha önce şiirlere, şarkılara konu olmamış üstelik.

Sırtını verdiği mabet asırlık, ne Saidler görmüş fakat bu Said başka…

“Bir tutam hakikat isteyen var mı?”

Bir çaba ki asırlara değer.

Saidler var bugün dört bir yanımda, hangi çılgının zinciri ulaşır.

Canıma minnet.

Görüyorum onu.

İşte Said; yedisinde su içerken şadırvanda…

Meydanda hakikati haykırırken hakikatbîn acûbe-i hilkatlere, işte seksenine merdiven dayamışken hâlâ dipdiri.

İntikam yok kitabında eminim.

Eminim zira her yerde Said’i gören, ‘gözlerim’.

Şefkat hâkim gözüne kurban olduklarımın gözlerinde. Nefret yok, zorbalık yok, şahsî menfaat yok, umursamazlık yok…

Muhabbet var, ikna etmek var, umumun menfaati var, dikkate almak, önemsemek var…

Savaştan yeni çıkmış bedenler kemâle ermiş askerler gibi; savaşa hazır, sapasağlam.

Fakat bu savaş topla tüfekle değil bilenler bilir; ilimle irfanla, kalemle kitapla.

Unutulmamış yaralar; fakat yine dikkatli onlar; zira düşman hain, düşman kalleş, düşman korkak henüz meydanda yok—meydan mı?—meydanda sadece kandırılmış bir yığın insan, Saidlerden başka.

Yokuşu çıkan ayaklarımın ‘feri’ gözlerimde.

Zira gözlerim Saidleri görmekte. Pak elli Saidlerin arasından, hakikati haykıran Saidlerin yanından, ulu mabede uzanmakta bedenim, bedenim bir hoş, bedenim hafif, bedenim sakin, bedenim duru…

Bir o kadar yorgun bedenim; zihnim müşevveş fakat yine de Saidleri gören ‘gözlerim’.

Anne bağrında hissedilir, ancak bu türden bir eziklik, bu türden bir iç içe geçmişlik; zirâ eziklik zor, elin kolun bağlanması cabası; fakat anne kucağı gibi bir o kadar tatlı bir o kadar sürurlu…

Mutluyum, mesrurum, sevinçliyim lâhutî bir rüzgâr okşamakta yanağımı; içeride hakikati haykıran bir Said daha ve dinleyen onlar (Said) yüzler, binler Said.

Yirmi beş yıllık bir istibdatta din-i İslâmı haykıran biri. Divan-ı harplerde kurulan darağaçlarında asılanlara aldırmadan aynı hakikati defalarca haykıran Said, ‘Şeriatın bir hakikatine binler canım feda olsun.’

Makam mevki umursamadan en cebbar kumandanlara aldırmadan, hakikat şamarları patlatan Said.

‘Ben bir Müslüman din âlimiyim, dinsiz birisinin önünde ayağa kalkmam…’

‘Paşa, paşa! Kâinatta en yüksek hakikat imandır. İmandan sonra namazdır. Namaz kılmayan haindir. Hainin hükmü merduttur…’

İmanın kor bir alev gibi elde tutulmaya çalışıldığı bir hengâmda her şeyini feda edip, dâvâsına sarılan Said. ’…Milletimin imanını selâmette görürsem, Cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül gülistan olur.’

Türlü türlü işkencelere maruz kalan fakat cadde-i Kübrâ-i Kur’âniye olan mesleğinden bir parmak ayrılmayan ve en sonunda o kadar suikastlara rağmen, Urfa’da bir otel odasında ateşler içinde vefat eden Said.

Onu anlatmak zor.

Said’i gördünüz mü?

Nasıl olur, ben her yerde onu görüyorum…

Yine de Said’leri gören ‘gözlerim’.

‘Etraf sekiz yaşından seksen yaşına kadar Saidlerle dolu.’

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*