Güzel bir Yusuf daha geçti bu dünyadan

Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlâs ile girenlerin kazançları pek azîm ve küllîdir”1 diyor Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri.

Ömrünün son üç yılını Risale-i Nur’a adayan ve onun nurânî dairesine sıdk ve ihlâsla giren çok kıymetli ve kahraman kardeşimiz, gönül dostumuz, nurânî yoldaşımız Yusuf Seydanoğlu 10 Şubat Pazar günü, 44 yaşında, öğle ezanı okunurken Konya’da Hakka yürüdü, rahmet-i Rahman’a kavuştu. Cenab-ı Hak gani gani rahmet ve mağfiret eylesin. Mekânı Cennet olsun. Başta Peygamber Efendimiz (asm) olarak, Üstadımız Bediüzzaman Hazretlerine komşu eylesin inşaallah.

Merhum Yusuf kardeşimiz, Risale-i Nur’la ve bizimle tanışması üç dört seneye dayanmaktadır. Kendisi Risale-i Nur’u tanıyıp mahiyetini anladıkça Nurlara ve hizmetlere dört elle sarıldı. Maddî gelir kaynağı olan kendi çalıştırdığı büfesini hemen devretti. Kendisini tamamen Risale-i Nur’a ve hizmetlerine adamıştı. “Peki, bundan sonra ne iş yapmayı düşünüyorsun?” dediğimizde, “Ufak tefek kira gelirimiz biraz da sermayem var, onunla bazen araba alır satarım. Elhamdülillah, iktisatla geçinir gideriz. Benim bir an önce Risale-i Nur’u okuyup anlamam ve bu hizmeti kavramam lâzım” demişti.

Yusuf, kısa zamanda çok mesafe kaydedip, terakkî etti. Bu açıkça görülüyordu. Adeta kırk seneyi dört seneye sığdırmıştı. Bir ayda Kur’ân’ı öğrenip her gün cüz ve Cevşen virdine başladı. Üç sene içerisinde Risale-i Nur Külliyatı’nı üç defa hatmetti. Her gün elli, yüz, yüz elli sayfa Risâle okumayı, bütün derslere, istişarelere ve okuma programlarına katılmayı ihmal etmedi. Bir sene boyunca, öğleden bazen akşama kadar, her gün dersanede müzakereli dersler yapmıştık. Nur’un tam bir müşterisi ve sevdalısıydı. Çok şevkliydi. Dersleri hiç kaçırmıyordu. Sabah namazlarını dersanede kılıyordu. Abonesi olduğu Yeni Asya Gazetemizi didik didik okuyordu. Adeta şevk ve feyiz dağıtıyordu.

Yusuf çok temiz ve düzenliydi. Aynı zamanda çok iyi profesyonel bir sporcuydu. Ev işlerini ve çocuklarını hiç ihmal etmedi. Bütün ailesine tesir etmişti. Nurları hem mânen, hem maddeten hepsine yaymıştı, anlatmıştı. Nur fabrikası sahibi gibi çalışıyordu. “Risale-i Nur’u kendi malı ve telifi gibi hissedip, sahip çıkıp ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilmişti.”2 Yani Üstadımızın tarif ettiği Risale-i Nur Talebeliğini yakalamıştı. Yusuf, Risale-i Nur’a intisab ettiğinden itibaren en ehemmiyetli vazifesi olarak onu okumak, okutmak ve intişarına yardım etmek gayesini taşıyordu. Bu sebeple, Risale-i Nur Talebesi ünvanını aldığına bütün kalbimle inanıyorum. Çünkü Risale-i Nur dairesine sıdk ve ihlâs ile girmişti. Hazret-i Yusuf Aleyhisselâmın meşhur ve güzel kıssasının verdiği, “Kabrin arkası için çalışınız, hakikî saadet ve lezzet ondadır”3 mesajını iyi anlamıştı. Yusuf kardeşimizin Risale-i Nur dairesi içerisinde kendisine numune-i imtisâl olduğu zatlardan birincisi, Nur’un emektarlarından ve her ânını Risale-i Nur’a adayan muhterem amcası Ramazan Seydanoğlu ağabeydi. Duâ ve nasihatleriyle Yusuf’un bir nevî nokta-i istinadıydı. Yusuf daha sonra ailesiyle birlikte Mersin’den Konya’ya hicret etti. Konya’da da muhterem amcasıyla birlikte hizmetlere temposunu arttırarak devam etti. Bütün derslerde, okuma programlarında, toplantılarda hep vardı. Konya Nur cemaatinden çok memnundu. Telefonla sık sık arar, uzun ders müzakereleri yapardık. Kendisinden çok şevk ve feyiz aldım. Allah ebeden razı olsun.

Geçen Ramazan ayı arifesinde aradığında, midesinde bir ağrısı olduğunu söylemişti. O tarihten itibaren hastalığı ilerledi. İlk anlarda teşhis konulamadı. Daha sonra ise pankreas kanseri teşhisi konulduğunda ise geç kalınmıştı. Virüs yayılmış, tedaviler cevapsız kalmıştı. Yusuf kardeş, yaklaşık altı ay boyunca bu tahammülü zor hastalığın acılarına Allah’ın izniyle sabır içinde şükürle mukabele etti. Üstadından aldığı dersini bihakkın uyguladı. Buna yakınında bulunan herkes şahittir. Hastalıkla geçen bir dakikası bir saat, belki bir gün ibadet hükmüne geçmişti. Bütün günahlarının silkelendiğine ve eridiğine şüphemiz yoktur. Üstadımızın, “Risale-i Nur şakirtleri imanla kabre girecekler, imansız vefat etmezler”4 müjdesine inşaallah mazhar olduğuna da inanıyoruz. Onu rüyasında Peygamber Efendimiz Aleyhissalatü Vesselâm ile Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri ile birlikte gören bir hanım kardeşimiz, bu rüyasıyla adeta onun ashab-ı cennet olacağının müjdesini vermişti. Yusuf, vefatıyla, “Nasihat istersen ölüm yeter”5 hakikatini bir defa daha hatırlatarak ders vermişti. Cenaze merasimi ve üç gün devam eden taziyesine iştirak çok kalabalık ve muhteşem oldu. Yakından ve uzaktan gelen nezih gönül dostlarının ve dâvâ arkadaşlarının dualarıyla, hatimleriyle ve dersleriyle uğurlandı, yâd edildi. Cenab-ı Hak bütün dost ve ahbaplardan razı olsun. Onlara minnettarız. Duâ ve teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Yusuf, günah cihetinde ölmüştü ama sevap cihetiyle yaşayacaktı. Üstadımızın bir müjdesi de buydu: “Evet sırr-ı ihlâs ile samimî tesanüt ve ittihat, hadsiz menfaate medar olduğu gibi, korkulara, hattâ ölüme karşı en mühim bir siper, bir nokta-i istinattır. Çünkü ölüm gelse, bir ruhu alır. Sırr-ı uhuvvet-i hakikiye ile rıza-i İlâhî yolunda, ahirete müteallik işlerde kardeşleri adedince ruhları olduğundan, biri ölse, ‘Diğer ruhlarım sağlam kalsınlar. Zira o ruhlar her vakit sevapları bana kazandırmakla, manevî bir hayatı idame ettiklerinden, ben ölmüyorum’ diyerek, ölümü gülerek karşılar. Ve ‘O ruhlar vasıtasıyla sevap cihetinde yaşıyorum, yalnız günah cihetinde ölüyorum’ der, rahatla yatar.”6

Yusuf’un cenazesi defnedildikten sonra, kabri başında okunan hakikatler, Mersin Şehir Mezarlığını nurlandırıyordu: “Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fena değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, failsiz bir in’idam değil; belki, bir fail-i Hakîm-i Rahim tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır, saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır, yüzde dosan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır. Ey insan! Yaptığın hizmet, ettiğin ubudiyet boşu boşuna gitmez. Bir dar-ı mükâfat, bir mahall-i saadet senin için ihzar edilmiştir. Senin şu fânî dünyana bedel, bâkî bir Cennet seni bekler. İbadet ettiğin ve tanıdığın Halık-ı Zülcelâl’in vaadine iman ve itimat et.”7

Muhterem kardeşim, ruhun şâd, kabrin pür nur, mekânın Cennet olsun. Ahirette görüşmek üzere inşaallah. Cenab-ı Hak bütün aileye sabr-ı cemil ihsan eylesin. (El-Fatiha)

Dipnotlar: 
1-Kastamonu Lahikası 120,
2-Mektubat 576,
3-age.477,
4-Şualar 1100,
5-Mektubat 475,
6-Lem’alar 393,
7-Mektubat 380-83

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*