Hâkî cumhuriyet, dilsiz yargı, sağır medya

Memleket bir türlü gün yüzü görmedi; ya harpler, ya anarşi, ya terör, ya darbeler…

Ve sonrası az buçuk demokrasi güneşi açsa da yazda, güneşli günlere hasret kaldık.

Ya darbelerle yaşadık ya da vesayetle. Ya dinsizliği siyasete alet edenlere ya da dini siyasete alet edenlere bırakıldı memleket, demokratlara ise haram.

1908’de ilân edilen Meşrutiyetle darbelerin de kapısı aralanmış oldu.

31 Mart’la başlayan postal ve sopa sesleri, devleti millete vermeme marşıydı Harbiye’nin.

Peşinden gelen harpler Osmanlı’yı yıktırsa da planlanmış, devletin (mekânın!) sahiplendirildikleri sivil kıyafetli zabitlerdi. 28 sene karışan görüşen olmadığı ve öyle dizayn ettikleri için keyfî idarelerini postal sesine gerek duymadan 1950’ye kadar sürdürdüler. 50’de millet iradesine sahip çıksa da, 27 Mayıs, 12 Mart 12 Eylül ve 28 Şubat’ta hakî elbiseleri giyip “hop ağır ol bakalım, mekânın sahipleri burda” diyerek her fırsatta millete geçit vermediler. Militarizm yargıya ve basına göz açtırmadığı gibi, yargıya düğme iliklettirip, basını da “parayı veren düdüğü çalar” hesabı ulûfelerle, milletin haber alma haklarını ketm ettirdiler.

Bazı dönemlerde hükûmetler sivil idareye geçse de militarist kodlarla yürüttüler devleti. Basın ve yargı da o vesayetle vaziyet aldı hep.

Bütün bu menfi şartlara rağmen İttihad ve Terakki ve 1950’den sonraki dönemlerde, doğru haber veren basın ve adil hakim ünvanını alan yargı mensupları vardı. Bediüzzaman’ın Osmanlı devrinde makale yazdığı “Volkan, Serbestî ve Sebilürreşad” gibi, 1950’den sonra “Büyük Doğu, Bugün, Tercüman” İttihad ve tabii ki Yeni Asya gibi gazeteler o zor şartlarda hakikatı yazdılar. 31 Mart’ın o ağır şartlarında ipte sallananlara rağmen Divan-ı Harbî Örfî’de Bediüzzaman’a (ki tarziye vermediği, hakkını dikine müdafaa ettiği halde) beraet verdiler.

Keza Isparta adliyesi ve Hesna Hanım gibi adil hakimler… Eskişehir, Denizli ve Afyon mahkemeleri… Bediüzzaman’ın muhteşem müdafaatıyla beraatle neticelenmese de tutukluluk zamanlarına sayılmasına ve Risale-i Nur’a açılan davaların hepsinden beraatle çıkmasına karar verilerek (baskı ve zorluklara rağmen) adaleti bitirmediler.

Avukatlar hür ve serbest mazlumları ipten alıyorlar, hakimler de devlete rağmen adilâne karar veriyorlardı. Geçen asırda tutuklanan yargı mensubu hemen hiç yoktu.

Ancak AKP Türkiye’sinde özellikle son 5/6 senede ne basın (medya), ne de yargı vesayetten kurtulamadığı gibi, tarihin en kötü karar ve kara haberlerine imza attılar.

DÜĞMELİ CÜBBE, DÜĞÜMLÜ MEDYA

Korkuyu hakim kılmak için bildiğimiz ve alışılagelen ancak darbe sonrası olabilen sağdan soldan tutuklamalar sınır tanımadı bu dönemde. Fiilen var olan bu keyfilikler 20 Temmuz’da OHAL marifetiyle, 16 Nisan’la da anayasa kılıfı giydirilerek tam bir devletçi (1922-1950 arası) zihniyetle ve daha beteriyle millete tedavisi zor acılar yaşattılar.

Muhalif olan kim var, kim yok devletin gazabına uğradı. Yoldan geçen, hava bulut diyen (sen bana ördek dedin) farklı düşünen Alevî-Sünnî, Kürt-Türk, tarîkat-cemaat, sağcı-solcu yalancı Cehenneme, yandaşlar da yalancı Cennete atıldılar. Bu meyanda yandaş medya zehir hafiyelikte manşetten vermede mahir, masumiyet ortaya çıktığında üç maymunu oynadılar.

Darbe iddialarına rağmen bulunan suçları; SMS’le yardım kuruluşlarına 5 TL vermek, bir zaman cemaat dershanelere gitmek, kermeslerde mantı yapmak, banka da hesap açmak gibi ipe sapa gelmez gerekçelerle masum insanlara zulmettiler. Hücrelerde ilaçsız doktorsuz bırakılarak ruhî ve fizikî işkencelerle 600’den fazla ölümlere sebebiyet verilmeleri üstüne yargının dilsiz, medyanın da sağır olduğu bir noktaya geldik.

Sadece Meclise taşınanlardan…

Yurtdışı tedavilerine izin verilmeyen ağır kanser hastası Ahmet…

KHK mağduru Prof. Haluk Savaş v.b.

Köylü vatandaşlara işkence yapılıp helikopterden atılma… Diyabet ve tansiyon hastası KHK’lı memura ilacı verilmeme iddiaları… Hücrede beyaz sandalye üzerinde tutanaklara geçen ölüm görüntüleri…

Ve sessiz kalan bir Türkiye…

Sosyal medya da olmasa demir perde ülkesi olacağız. Neden yasaklamak istedikleri düşünülürse…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*