İftardan sonra nereye?

Her yıl olduğu gibi bu Ramazan ayında da bazıları boş tartışmalarla vakit geçirdi, geçiriyor. Ramazan ayının mahiyetini konuşup istifade etmek yerine fıkıh tartışmaları yapmayı tercih edenler çoğunlukta. Yok, oruca erken başlanıyor, yok sakız çiğnemek orucu bozar mı, yok gaz bombası oruca zarar verir mi gibi konular üzerine ciddî ciddî tartışmalar yapılıyor.

Tamam, bu sorular da gündeme gelebilir; ama makul bir cevap verilince mesele kapanmalı değil mi? Aksine basit konular alevlendirilmeye çalışılıyor.

Çok daha ciddî bir mesele var ki, bu konu yeterince gündemimizi meşgul etmiyor. Belediyelerin başlattığı ‘iftar çadırları’ büyük ölçüde maksatlarına hizmet edemez duruma gelmiş. Elbette gerçek anlamda ‘iftar çadırı’ hizmeti veren belediye çadırları da vardır, ama ‘eğlence çadırı’na benzeyenlerin varlığını da görmek lâzım. Görmek ve ‘yetkililer’i bu hususta ciddî ikaz etmek gerek.

Nitekim Ordu Müftüsü Mustafa Kolukısaoğlu, “Ramazan gecelerini bir ibadet şenliği haline getirmek lâzım, ama artık birçok insanımız tarafından bu mübarek gecelerin aşırı derecede birer eğlence gecesi haline getirildiğini üzülerek izliyoruz” demiş. “Geçmişte bu böyle değildi” de diyen Ordu müftüsü, “Ben Ramazanda insanların oruçlarını aileleriyle açarak, namazlarını kılarak, Kur’ân-ı Kerîm ziyafetiyle meşgul olmalarını ve ibadet coşkusunun öne çıkmasını isterdim” şeklinde konuşmuş.

İyi niyetlerle başlatılan ‘iftar çadırları’ iki şekilde Ramazan’ın anlamına uymamaya başladı. Programlar ve bunların zamanlaması. İnsanlar iftar çadırlarına giderek tanışmış ve belki de bir ölçüde kaynaşmış oluyorlar. Ancak bu çadırlardaki programlar insanların namaz kılmalarına mani olmaya başladığında fayda yerine zarar vermiş oluyor. Büyük çoğunluk bu sebeple teravih namazlarını terk etmiş oluyor. “Çadıra gidip şarkı dinleyeceğine namaza gitsin” demekle meseleyi halletmiş olmayız. Elbette yapılması gereken şarkıyı türküyü terk edip namaza gitmektir, ama belediyeler de bile bile bu kötülüğe âlet olmamalıdırlar.

Geçmiş yıllarda da bu meseleler tartışıldı, belediyeler ikaz edildi. İkazlar sonrası programlarını değiştirenler olduğu gibi yanlışta ısrar edenler de oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı da bu noktadaki rahatsızlığı dile getirip, Ramazan ayının bir ibadet ayı olduğunu tekraren hatırlattı. O halde belediyeler millete hizmet edeceğiz diye şarkı türkü programlarını düzenlemekten vazgeçmelidirler.

“Millet istiyor” diyenler varsa, benzer programların Ramazan ayı dışında zaten yapıldığını hatırlatmak lâzım. Ramazan ayı ibadet ayı olduğuna göre, sadece kültür sohbet programları düzenlenmeli. Bu programlar da namazları vaktinde kılmaya mani olmayacak şekilde hazırlanmalı.

Lüks otellerde verilen iftar programları da artık tartışılmalı. Bazı iftar dâvetleri, ‘zenginlerin, diğer zenginleri ağırladığı programlar’a benzemeye başlamış. Daha da önemlisi bu iftarların maalesef ‘israf’lara kapı açmasıdır. Oruçlu olmak ve iftar, sevap kazanma imkânı sunması gerekirken; yapılan israf sebebiyle günahlara girmek bile söz konusu. Hani, aç kalarak hem nefsimizi terbiye etmiş, hem de nimetlerin kıymetini anlamış olacaktık? Bu kadar israfa ne can dayanır, ne de sevap…

“Gösteriş iftarları”nı bir an önce sona erdirmek gerekiyor. Bu noktada ilk adımı da “Büyük Türk büyükleri”nin atması beklenir. Lüks iftarlar için harcanan paralar doğrudan fakirlere ve muhtaçlara aktarılabilse çok daha faydalı olur. Gerçek kaynaşma da ancak bu şekilde temin edilebilir.

Aksi halde zengin ile fakir arasındaki köprüler uçmuş, duâlar yerini bedduâlara bırakmış olur ki böyle bir neticeden Allah’a sığınmak lâzım. Bayram yaklaşmışken, eğlenceyi terk edip teravihe koşalım derim…

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*