İhtilafların sebebi

Vahdetin muhafaza edilemedildiği durumlar, kalpleri dağlayan neticeler verir. “İhtilafların sebebi nedir?” şeklindeki bir sual zaman zaman akıllara geliyor.

İhtilaflara sebep olan hususlara göz gezdirdiğimizde, bunların; üstünlük arzusu, korku duygusu, menfaate düşkünlük, şahsiyetçilik, enaniyet, işi başkasına bırakma, nefsine güvenmeme vb şeyler olduğu anlaşılıyor.

Ayrıca, kişilerin birbirlerini tenkit etmesi de ayrı bir sebep olarak sayılabilir. Aslında bu, ihlas düsturlarından ikincisine de uymamaktadır. Bir bedende bir uzvun diğer bir uzvu eleştirmesi, o bedenin bütün işleyişini, yapısını bozar.

Bu tür eleştiriler neticesi için Üstad İhlas Risalesinde; “… yoksa o vücud-i insaninin hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır..” diyerek yapılan eleştirilerin yıkıcı, tahrip edici yönünü nazara veriyor.

Eleştirilecek bir durum olduğunda nasıl davranmamız gerektiğini Peygamberimiz (asm) şu şekilde bildiriyor: “Hz. Aişe (ra) anlatıyor: “Resulullah (sav) bir adamdan kendisine menfi bir söz ulaştığı vakit: “Falan niye böyle söylemiş?” demezdi. Fakat: “İnsanlara ne oluyor da şöyle şöyle söylüyorlar?” derdi.”(Ebu Davud, Edeb 6)

Birçok konudaki ayrılıkların şahidi olmak hasebiyle bunları tarafgirane davrananların ortaya çıkardığını fark ediyoruz. Her şeyde kendi fikrinin ve metodunun en iyi olduğu zannederek davranmaları bu şekilde sonuç veriyor.

“Hâlbuki hakaik-i imaniye ve hizmet-i nuriye-i kudsiye, kâinatta hiçbir şeye alet olamaz. Rıza-yı İlahiden başka bir gayesi olamaz. Hâlbuki şimdiki cereyanların tarafgirane çarpışmaları hengâmında bu sırr-ı ihlâsı muhafaza etmek, dinini dünyaya alet etmemek müşkülleşmiş. En iyi çare, cereyanların kuvveti yerine, inayet ve tevfik-i İlahiyeye dayanmaktır.” (Bediüzzaman Said Nursi – Emirdağ Lahikası 1’den)

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*