İstanbul’da beş gün

Müfritane irtibat çerçevesinde muayyen aralıklarla Anadolu’daki hizmet merkezlerimizi ve gönül dostlarımızı ziyaret ettiğimiz gibi, Osmanlı Devletine asırlarca başşehirlik yapan İstanbul’a da ziyaretlerimiz oluyor. Muhtelif toplantılar için gittiğimizde İstanbullu dostlarımızı akşam dersleri vesilesiyle görüyor ve muhabbetle kucaklaşıp hasret gideriyoruz.

Geçen hafta yine toplantılarımız ve hızlandırılmış eğitim için gelen genç dâvâ adamlarına derslerimiz vardı. 4 Temmuz 2013 Perşembe günü İstanbul yolundayız. Beş saatlik bir yolculuktan sonra Anadolu yakasında inerek, kadim dostumuz Ali Yılmazcan Ağabeyle buluştuk. O akşam Sultanbeyli’de Risale dersi vardı. Kısa bir dinlenme ve ikram faslından sonra Sultanbeyli’ye geçtik. Yedi katlı binanın tamamı kiralanmış ve hizmet merkezi olarak kullanılıyordu. Son kat tamamen salon tarzında tanzim edilmişti. Elli kadar ilköğretim öğrencisi okuma programı yapıyordu. Cemaat mensuplarının da gelmesiyle geniş salon iyice doldu. Hem gençlere hem de gelenlere uygun bir dersin paylaşımından ve yatsı namazını topluca kıldıktan sonra, hepsiyle kucaklaşarak vedalaştık. Yol yorgunluğuyla gittiğimiz Risale dersinden dinlenmiş olarak ayrıldık. Bir kısmını yakından tanıdığım, diğer kısmını da yeni tanımak şerefine erdiğim Sultanbeyli cemaati ve gençliği, hizmetimizin geleceğine ait ümitler vaat ediyor. Onları plânlı hizmetlerinden ve gayretlerinden dolayı tebrik ediyor ve muvaffakiyetler diliyoruz.

Cuma namazı ve sonrası gazete binamızda gerçekleşen Yönetim Kurulu toplantısı akşam yediye kadar sürdü ve önemli kararlar alındı. Aynı akşam ilk hizmet merkezi olarak açılan Şekerci Han’dayız. Yazın ortası olmasına rağmen yüz metrekareden büyük olan salon tamamen doluydu. Anadolu’nun on yedi farklı ilinden kırk kadar inanmış üniversiteli genç de oradaydı ve bir haftadır da hızlandırılmış program çerçevesinde Risale dersi görüyorlardı. Yapılan dersin feyzi hepimizi sarmıştı. 1907 yılında İstanbul’a gelerek Şekerci Han’da kalan asrın manevî sahibi Bediüzzaman Hazretlerinin yaptığı duâlar meyvesini vermiş, onun bitişiğindeki binamızda geleceğin dâvâ adamları yetişiyordu.

Cumartesi günü sabahtan başlayıp ikindi namazına kadar devam eden Eğitim Merkezi İcra Kurulu cidden verimli geçti. Hem yeni mezun olan kardeşlerin muhtelif illere isabetli tayinleri yapıldı hem de daha fazla katılım ve kalite için vazife paylaşımı yapıldı. O akşam Şirinevler hizmet merkezimizde umumî ders vardı. Yaz olmasına ve tatil mevsimi girmesine rağmen, yüz metrekare civarındaki geniş salon doluydu. Muhabbet üzerine plânladığımız ve cemaat içi sevgi ve saygının inkişafına katkı yapacak olan dersin baş taraflarında değerli romancımız İslâm Yaşar, yazarımız ve onun kardeşi olan Sabahattin Yaşar kardeşler salona girdiler. İslâm Bey yeni Avustralya’dan gelmiş, Sabahattin Bey de Bursa Uludağ’daki bir okuma programından dönüyordu. Şevk-i mutlak üzerine yaptığı ders, gerçekten etkileyici idi.

Pazar günü Şekerci Han’da kalan ve hızlandırılmış program için gelen gençlerle sabahtan akşama kadar birlikte olduk. Öğleye kadar nübüvvet konusunu, öğleden sonra da Risale-i Nur mesleği ve takip ettiğimiz Zübeyrî çizgi konulu otuz üç maddelik bir çalışmamızın bir kısmını paylaştık. Bu mesele önemliydi. Bizi biz yapan temel değerlerimizi öğrenmeli ve Yeni Asya Ekolüne olan mensubiyet şuurumuzu geliştirmeliydik ve öyle de yaptık. Aynı akşam Şekerci Han’a yirmi beş kilometre uzaklıkta olan Altınşehir semtine gittik. Umumî dersleri Pazar akşamlarıydı. İki sene önce yine götürmüşlerdi. Ankara Tandoğan dershanesinde birlikte kaldığımız Muzaffer kardeşin kaptanlığında ulaştığımız Şahin Tepe mahallesindeki yeni dershanenin elli metrekare salonu vardı. Çoğunluğunu Vanlı kardeşlerimizin oluşturduğu mensuplarımız salonu tamamen doldurmuşlardı. Bir kısmını önceden tanıdığım bu kahraman insanlarda, Anadolu insanının bütün samimiyet ve sıcaklığı açıkça görülüyordu. Hepsiyle teker teker kucaklaştık. Yeniden diriliş ve bir kişinin daha imanını kurtarmak heyecanı üzerine yapılan dersler, hepimiz için feyiz ve gayret vesilesiydi.

İstanbul’da beşinci günümüzdü. Pazartesi öğleye kadar diğer eğitim merkezinde paylaştığımız meslek meşrep dersi ve Zübeyrî çizgi çalışmasının sunumundan sonra, sür’atle geldiğimiz Esenler terminalinde öğle namazını eda edip, on dört otobüsüyle Ankara’ya dönerken, az uyku, ama çok yoğun programların verdiği yorgunluk hâli, yerini manevî lezzet ve sevinçlere bırakmıştı. Koltuk arkadaşım üniversiteli gençle yaptığımız sohbet ve hediye ettiğimiz Hastalar ve Uhuvvet Risaleleri ve o günkü Yeni Asya gazetesi de ayrı bir hizmete vesile oldu. Hayat nasıl olsa yıldırım hızıyla geçiyordu. Mühim olan onun her karesini rıza-yı İlâhî yolunda değerlendirmekti. Bu da Allah’ın fazlından bir ihsan ve ikram olduğu açık bir gerçekti.

Not: Ramazan-ı Şerifinizi tebrik eder, İslâm ve insanlık âlemi hakkında hayırlara vesile olmasını Cenâb-ı Hak’tan niyaz ederim.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*