Kuşların şikayeti

Hazreti Süleyman Aleyhisselam döneminden bir ‘kuşlar menkıbesi’ anlatılır. Hadise şöyle cereyan eder. Avcılar ava gideceklerdir. Orada bulunan bir hocayı da ava götürmek isterler. Hoca kendisinin av yapmayacağını söylese de; av yapmasa da, gelip yanlarında bulunması noktasında ısrarlarına dayanamaz ve avcıların kafilesine katılır. Onun katılımıyla fazla miktarda kuş avlayan avcılar; bu durumun hocanın iştirakinden olduğu tesbiti ile artık her ava gittiklerinde hocayı da götürmeye başlarlar. Ve her defasında kuşları avlama miktarları artar. O kadar ki sonunda kuşlar Hazreti Süleyman Aleyhisselama gelerek hocayı şikâyet ederler. Hatta bu avlanma devam ederse nesillerinin tükeneceğini söylerler.

Hazreti Süleyman Aleyhisselam hocayı yanına getirttirir ve kuşların şikâyetini kendisine sorar. Hoca da : “Senin tebliğ ettiğin şeriata göre kuşları avlamak haram mıdır?” Diye sorarak kendisinin av yapmadığını; sadece avcılara iştirak ettiğini ifade eder.

Hazreti Süleyman Aleyhisselam tebliğ ettiği şeriata göre avcılığın yasak olmadığını söyleyerek kuşlara döner ve ne söyleyeceklerini sorar. Kuşlar şöyle cevap verirler: “Bizim Cenab-ı Allah’ın şeriatına boynumuz kıldan incedir. Hiçbir şikâyetimiz yoktur. Fakat siz bu hocaya söyleyin; illa da avcılarla ava gidecekse; avcı kıyafetiyle gitsin. Yoksa biz hoca kıyafetiyle görüp, Allah dostu diye etrafında toplandıkça; bu zalim avcılar hepimizi avlıyor.” derler.

Bu hadiseyi her hatırladığımda hemen aklıma Bediüzzaman Hazretlerinin ‘dinde hassas muhakeme-i akliyede noksan Tuti kuşu (papağan) misüllü kardeşlerim’ benzetmesi geliyor. Aslında bu söz; 31 Mart vakasında şeriat adına isyan edip Divan-ı Harpte yargılanan Müslümanlar için söylediği bir tesbittir. Çünkü dinde hassas davranıp şeriat isterken akli muhakeme yani dini ölçülerle analiz yapamayıp şeriat isteğini sloganlaştırarak; şeriat isterken şeriata muhalif hareketleriyle anarşiye sebep olmuşlardır.

Günümüzde de ellerinde ölçüleri olmayanlar mukayese ve analiz yapamadıkları için Bediüzzaman Hazretlerinin; ‘Kur’an namına’ adalet, hürriyet, insan hak ve hukukunun üstünlüğü gibi; medeni dünyanın iki dünya harbiyle tokatlanarak ancak keşfedebildiği imani unsurlara sahip çıkan demokratları desteklemesine akıl erdirememektedirler. Fakat dinde samimiyetlerinden dolayı kim ‘dindar kimliğiyle’ siyaset yaparsa onlara yöneliyorlar. Kur’ani ölçülerle hareket edenlere de bu noktadan saldırıyorlar.

Oysa kaynağı Avrupa olan ve milyonlarca insana bir anda bulaşıp öldürebilen ‘İspanyol hastalığı’ (kuş gribi) benzeri bir yayılma göstererek fikri hezeyanlaştıran (saçmalatan) siyaset yalan ve menfaat üzerine dönmektedir. Yani kurtulamadığımız hastalıklarımızdan birisi de ‘siyasi hayatta doğruluğun ölmesi’ dir.

Global siyaseti yönlendiren güçler karşısında biz bizzat harekete geçiren değil; başkaları tarafından harekete geçirilen durumundayız. Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle ‘Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz.’ O uyutup hipnotize ederek telkin eder, biz kendimizden hayal edip, sağırcasına ve şuursuzca onların fikirlerini ülkemizde icra ederiz.

Kaynak Avrupa olduğu için gelen cereyan menfi ya da müsbettir. Bediüzzaman Hazretleri müsbet olanın; bütün hayırların kaynağı olan İslamiyet’e muvafık olmasından zarar vermeyeceğini ifade ederken; menfi fikirlerin milli iradeyi ortadan kaldırıp bütün hareketlerin Avrupa hesabına geçeceğini söylemektedir. Böylece samimiyet ve saflık zilletten başka bir işe yaramayacak; böyle dehşetli zafiyetlerle siyaset, söz konusu hariç cereyanın kuvvetine akılsız bir alet hükmüne geçecektir.

Hâlbuki Bediüzzaman Hazretleri din adına ortaya çıkanlarda ‘asıl gayenin İslamiyet aşkı ve dini hamiyet olması’ gerektiğini ifade etmektedir. Eğer ‘asıl maksat ya da üstün gelen gaye siyasetçilik veya tarafgirlik ise tehlikelidir’ demektedir. Çünkü ‘ilki hata da etse belki affedilir fakat ikincisi isabet de etse mesul olur’ uyarısında bulunmaktadır.

Asıl gayenin siyasetçilik ve tarafgirlik olduğunu nasıl anlarız? Diye soranlara da ‘kim günahkâr siyasetdaşını dindar muhalifine su-i zan bahaneleriyle tercih etse gayesi siyasetçiliktir. Hem umumun mukaddes malı olan dini inhisar ( tekeline almak) zihniyetiyle kendi meslektaşlarına daha ziyade has göstermekle kuvvetli bir çoğunlukta dine aleyhtarlık meyli uyandırmakla nazardan düşürmek ise maksadı tarafgirliktir’ demektedir.

Maalesef dünya hakimiyetini ellerinde tutan global güçler olan ‘avcılar’; ‘kuşlar’ yerine konulan milletler ve milletimize bulaştırdıkları ‘kuş gribi’ gibi olan siyaset hastalığı ile ‘Tuti kuşu’ misali tarafgirleri kullanarak kendilerine yardımcı olan ‘hoca’ görünümlülerle avlarını arttırmaya devam etmektedirler.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*