Medrese-i Yusufiye ünvanı

Yusuf sûresi, Kur’ân’da Ahsen’ül Kasas (en güzel kıssa) ile tabir edilir ve sûre başından sonuna kadar Yusuf (as) ve yaşadıklarının anlatıldığı tek sûredir.

Biz bu sûreden pekçok detay çıkarıyoruz. Bazılarına değinmek yerinde olacak diye düşünüyorum. Yusuf (as) hikmetâmiz bir hayat yaşamış. Bütün hayat safhaları, peygamberliğinin öncesi ve sonrası ile birer ders ve ibret vesilesidir.

Kur’ân’da anlatılan bazı hayat safhalarına göz atacak olursak, özellikle hapis hayatı Yusuf (as) için ayrı bir hususiyeti haiz. Hapse bir iftira ile girmesi, oradaki insanlarla yaşadıkları, rüyaları tabir etmesi, belli bir zaman dilimini orada geçirmesi, (çünkü ne kadar kaldığıyla ilgili rivâyetler muhtelif ve aslında ne kadar süre kaldığı çok da önemli değil) orayı, oradaki insanlara Allah’ı ve ahiret gününü anlattığı bir mekâna dönüştürmesi ve sonraki hapishaneler için hep medrese-i Yusufiye anlamının kullanılması bundandır.

Asa-yı Musa’nın giriş kısımlarında Üstadın düştüğü dipnot, bu hakikati gözler önüne seriyor. “(Yusuf daha yıllarca zindanda kaldı. Yusuf sûresi, 42) âyetinin ihbarı ve sırrıyla, Yusuf Aleyhisselam mahpusların pîridir. Ve hapishane bir nevi medrese-i Yusufiye olur.”

Bediüzzaman da talebeleriyle birlikte girdiği hapishaneyi, tıpkı Yusuf (as) gibi içerisinde dinin gereklerinin anlatıldığı, yaşandığı ve başkalarıyla da bu atmosferin paylaşıldığı bir mekâna dönüştürmesi sayesinde, Medrese-i Yusufiye ünvanını rahatlıkla kullanmıştır.

Hapse ilk girdiğinde Yusuf’un (as) pek fazla konuşmadığını ve kendi halinde olduğunu görüyoruz sûrede. Ta ki hapse giren iki gencin yanına gelip rüyalarını anlatmaları ve Hz. Yusuf’a (as) dedikleri “biz seni muhsinlerden görüyoruz” sözüne kadar.

Ondan sonra ne oluyor? Yusuf (as) direkt rüyalarının tabirini anlatmak yerine Allah’ı ve ahireti anlatıyor. (Burası yaklaşık bir buçuk sayfa sürüyor.)

Aslında o zamana dek susan Yusuf (as) neden şimdi konuşuyor? Herşey gelenlerin ‘biz seni muhsinlerden görüyoruz’ demelerinde gizli. Muhsin, vermelerin en geniş anlamını kapsıyor Arapçada. Verilecek her şeyi verme gibi.. Yusuf (as)’ın verici olması, ona sorunuyla gelen hiç kimsenin eli boş dönmemesi, her zaman güvenli bir liman olarak görülmesi, bu iki genci rüyasını anlatmak için ona itiyor. Normal hayatımızda dikkat ederseniz, biz de bizim için güven telkin eden ve söyleyeceklerinin doğruluğundan emin olduğumuz kişilere rüyamızı anlatır, ona yorumlatırız.

Yusuf (as) öyle hikmet sahibi ki, iki gencin rüyasını dinlediğinde, birinin öldürüleceğini, birinin affedileceğini anlıyor ama onlara direkt sen öleceksin, sen de kalacaksın demek yerine, Allah’ı ve ahireti anlatmaya başlıyor. Çünkü bu onların dikkatlerinin en yoğun hali, bütün dikkatleriyle Yusuf (as)’a bakıyorlar. Yusuf (as)’ın buradaki maslahatlarından biri şu olsa gerektir ki, putperest olan iki insanın kalplerinde bir şüphe dalgası da olsa estirebilmek.. Putlar kötü mü acaba, Allah’a ibadet mi etmeliyim şeklinde küçücük bir şüphe bile kendi dinlerine dair zihinlerine düşse, ebedi cehennemden kurtulacaklar. Yusuf (as) da, hayatta kalacak genç için ahiret var Allah var anlayışının nüvelerini atıyor, ölecek olan için ise ahirete gideceksin, en azından ebedi cehennemden kurtul düşüncesi.. Bu mesajların verilebileceği en uygun vakit de elbette rüyalarının sonucunu pürdikkat bekledikleri o zaman dilimi ki, Yusuf (as) da bu zamanı kovalayan biri olarak Allah’ı anlatmak için aradığı fırsatı yakalamış oluyor. Eğer rüyayı yorumlayıp Allah’ı anlatsaydı, biri öleceğinin derdine düşmüş olarak dinleyecek, diğeri kalacağının neşvesiyle dinleyecekti. Sonuçta ikisi de tüm dikkatleriyle dinlemeyecek, gereken dersi almayacaklardı.

Bu metodu biz eğitimcilerin öğretme metodlarında da görebiliriz. Öğrencinin en dikkatli zamanını kollama, kovalama ve muhatap neyle ilgiliyse onun üzerinden misal vererek söyleyeceğini dinletme, bir eğitim metodudur ve Yusuf (as) da da gördüğümüz üzere bir peygamber metodudur.

Yusuf (as) haksızlıkla girdiği hapishaneyi öyle güzel bir mekâna dönüştürdü ki, kendinden sonra, hapse girip orayı medreseye dönüştürenlere pîr oldu. Demek ki ne hapislere haksız yere düşenler bitecek, ne hapisleri Cennetî bir atmosfere dönüştürenler bitecek, ne de Yusuf (as) gibi duruşuyla, tavrıyla, sözleri ve hâlleriyle etrafında “muhsin” bilinenler bitecek. Kur’an ebedlere hükmettiğine göre, en güzel kıssanın işaretlerinden biri de bu olsa gerek.

Mevlâ, nasibdâr eyleye!

Havva Küçük Konur

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*