Meşruti Monarşi ve Cumhuri Hilafet

GÜNÜN TARİHİ: 16 KASIM 1922

Bizdeki Saltanat rejimi, 1 Kasım 1922’de Meclis kararıyla resmen kaldırıldı.

Son padişah Sultan Vahdeddin’in 16/17 Kasım (1922) gecesi yurdu terk etmesiyle birlikte, altı küsur asırlık Osmanlı Saltanat Devleti de fiilen sona ermiş oldu.

Saltanat kaldırıldı; lâkin, halife ile Hilâfete dokunulmadığı için Hilâfet sistemi devam ediyordu. Öyle ki, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilân edildikten sonra da Hilâfetin devamına imkân veriliyordu.

Bu durumda yürürlükte olan genel sistemi “Cumhurî Hilâfet” şeklinde isimlendirmek mümkün. Aynen, Saltanatın kaldırılmasından önceki sistemin “Meşrutî Monarşi” şeklinde isimlendirilmesinde olduğu gibi.

Hilâfet mânâ ve makamı ise, Abdülmecid Efendinin şahsında ve Millet Meclisine bağlı olarak, 3 Mart 1924’de kadar devam etti.

Buna göre, gerek Saltanat devleti ve gerekse Hilâfet makamı, haricî saldırılarla değil, dahilî müdahalelerle yıkılmış, yahut kaldırılmış oldu.

*

Son Padişah Sultan Vahdeddin, 16 Kasım günü İstanbul’daki işgal kuvvetleri başkomutanlığına müracaat ederek, İngiltere hükûmetinden sığınma talebinde bulundu. Bunun üzerine, Malaya isimli harp gemisiyle İngiliz yönetimindeki Malta Adasına götürüldü.

Bilâhare, Hicaz Krallığının dâveti üzerine bir müddet için Hicaz’a giden Sultan Vahdeddin, ardından İtalya’nın tatil beldesi olarak da bilinen San Remo’ya giderek âhir ömrüne kadar burada kaldı.

15 Mayıs 1926’da vefat eden ve borçları yüzünden cenazesi haczedilen Sultan Vahdeddin, kızlarının mücevherlerini satarak haczi kaldırması üzerine, naaşı Şam’a getildi. Son Osmanlı padişahı Sultan Vahdeddin’in cenazesinin Şam’a nakledilmesinde, şüphesiz o zamanki Şam hükümetinin de önemli ölçüde bir talebi ve çabası olmuştur.

O zamanki Türkiye hükûmetinin bu duruma tamamıyla lâkayt kalması, tarihin sayfalarına kaydedilmiş olan bir kara leke hükmündedir.

*

Hilâfetin son demleriyle ilgili bazı gelişmeleri de özetleyerek konuyu toparlamaya çalışalım.

Sultan Vahdeddin’in yurdu terk edip gitmesinden hemen sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 18 Kasım 1922’de alınan bir kararla, yeni halifenin Abdülmecid Efendi’nin olduğu belirlenmiş oldu.

Sultan ve padişah olmayan, sadece halife unvanını taşıyan Abdülmecid Efendi, 3 Mart 1924’e kadar da Hilâfet makamının temsilcisi durumundaydı. Bu tarihten sonra Hilâfet lağvedildiği gibi, halifenin de içinde bulunduğu topyekûn Osmanlı hanedanı mensupları çok vahşiyane bir muamele ile sınırdışı edildiler.

*

Hilâfetin kaldırılması gerektiğine dair ilk ciddî görüşmenin Lozan Konferansı’nın II. safhasında (Temmuz 1923) yapıldığı yönünde ciddi bilgi ve belgeler var.

Bu yöndeki bilgi ve belgelerden bir tanesi 1950’li yıllarda neşredilen Büyük Doğu Mecmuası’nın 29. sayısında yayınlandı. Aynı yazı, bilâhare Üstad Bediüzzaman’ın mektuplarını içine alan Emirdağ Lahikası isimli eserde de iktibasen neşredildi.

Orada yer alan “Hilâfet kaldırılacak; Din öldürülecek” şeklindeki net ifadeler, bildiğimiz kadarıyla şimdiye kadar hiç tekzip dahi edilmedi. Demek ki, doğruları dile getiren ifadeler onlar.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*