Mi’rac iklimi hep devam etsin

Taksim Gezi Parkı’na AVM yapılması çalışmalarıyla başlayan hadiseler kısmen sükûnete erse de etkileri devam ediyor.

Muhtemelen önümüzdeki günler ya da haftalarda da benzer tartışmalar devam edecek. Ancak bu hadiselerle birlikte bir gerçek yeniden görüldü: Dinî hayata en uzak görünenlerin dahi içinde ‘manevi değerlere saygı’ vardır. Elbette bu ‘saygı’, gösteriler esnasında bazılarının sergilediği tahribatı görmeye de engel değil.

Basit gibi görülebilir, ama Taksim’deki eylemlere katılan ve değişik yorumlar yapan bir gazeteci, notlar aktardığı yazısında okuyucularına şu “çağrı”larda bulundu:

“Bugün Mi’rac kandili. Taksim Gezi parkında ve Taksim Meydanı’nda içki içmemek. Böylece kaybedilen karşılıklı saygıyı yeniden tesis etmek. (…) Beşiktaş Dolmabahçe arasındaki çatışmalarda yaralanan insanlar için sahra hastanesine çevrilen Dolmabahçe Camii’ndeki kirlenen halıların değişmesi için para toplamak.” (Vatan g., 5 Haziran 2013)

Bu yaklaşım netice itibarıyla bir duyarlılığı, bir ‘öz’ü haber verir. Türkiye’yi idare edenlerin üzerine düşen görev de bu ‘öz’ü göz önünde bulundurarak adım atmak olmalı. Hele hele İslâmî duyarlılıkla hareket ettiğini ilan eden sivil toplum kuruluşları, millette var olan bu ‘öz’ü görmezden gelerek adım atamaz ve atmamalı. Aksi hâlde çokları ‘dinî değerler’in aleyhine geçirir ki bunun da vebali çok büyük olsa gerek.

Kâinatın Efendisi, Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (asm) Mirac’a yükseldiği gecenin, hiç ilgisi yok gibi görünen bir meselede gündeme gelmesi ve gerilimi düşürecek şekilde tesir etmesi dikkate alınması gereken bir hadise değil mi? Keşke, ‘Mi’rac Hadisesi’ çok iyi bir şekilde herkese anlatılabilse… Elbette ‘Mi’rac’ sadece ‘kandil simidi’ ile hatırlanmaz. Mi’racın, insanlığa bir de hediyesi vardır: Namaz. Dinin direği olan namaz… İnsanları nefsin kulluğundan kurtarıp, “abdullah” yapan namaz… İnsan, ne ölçüde nefsin esaretinden kurtulabilse o ölçüde hür olacak; ama bunu da içinde ‘öz’ taşıyan herkese anlatabilmek lâzım. Asıl itirazın ‘nefse’ karşı yapılması gerektiğini, insanlara kim anlatacak? “Ağaç”ların yakılması ve yıkılmasına engel olmak için harekete geçen insanlar, kendilerinin yanma ihtimaline karşı sessiz ve hissiz kalabilirler mi? İşte Mirac, insanlara bunu da anlatır ve anlatmalı…

Üstad Bediüzzaman’ın bu husustaki teşhisleri ve tesbitleri dikkat çekici değil mi: “Hakîkaten, bence Müslüman neslinden gelen bir adamın akıl ve fikri İslâmiyetten tecerrüd etse bile, fıtratı ve vicdanı hiçbir vakit İslâmiyetten vazgeçemez; en ebleh, en sefih bile, sedd-i rasîn-i istinadımız [sağlam dayanak seddimiz] olan İslâmiyete bütün mevcudiyetiyle taraftardır; lasiyyema [özellikle], siyasetten haberdar olanlar…” (Tarihçe-i Hayat, Birinci Kısım, s. 74)

“Bir zaman, Beytüşşebap aşairinde isyan vardı. Ben gittim, sordum: ‘Sebep nedir?’ Dediler ki: ‘Kaymakamımız namaz kılmıyordu; öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?’ Hâlbuki, bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıya idiler.” (Tarihçe-i Hayat, Birinci Kısım, s. 125)

“Hiçbir fâsık yoktur ki, salih olmasını temenni etmesin ve âmirini ve reisini mütedeyyin görmek istemesin.” (Lemalar, On Yedinci Lem’a, 126)

O hâlde, dinî değerlere saygıdan uzak görünen kişilere bile ulaşmanın bir yolu vardır. ‘Kandil simidi’ kadar bile olsa dinî değerlerin gündeme gelmesi ve gergin havayı yumuşatması hayra alâmettir. Aynı zamanda bu ‘basit’ hadiseler bile temelleri sağlam olan “Müslüman Türkiye”yi gösterir. (Rusya örneğinde olduğu gibi) “Din öldürülecektir” diye yola çıkanların öldüğü ve bittiği andır. İnançlı insanlar ne kadar kucaklayıcı ve şefkatli olursa ‘dine saygı’ o derece artar, gerginlikler sona erer. Duamız ve temennimiz bu saygının artması ve gerginliklerin sona ermesi yönündedir, kabul olur inşaallah.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*