Muhabbete muhabbet

Yapmak mı istiyorsunuz, yıkmak mı? Eğer yıkmaya karar verdiyseniz, korkmayın işiniz çok kolay.
Şu âhirzamanda her şey size yardım edecektir, en başta şeytan ve avanesi, sonra nefis ve menfaat şebekeleri. Yıkmak için illa bir şey yapmakta gerekmeyebilir. Efor sarf etmeniz, gayret göstermeniz icab etmez. Sadece sorumlu olduğunuz vazifeyi ihmal edip yapmayın yeter. Çünkü Üstadımız, “Nasılki bir azîm sefinenin dümencisi, vazifesinin adem-i îfasıyla, sefine gark olup bütün hademelerin netice-i sayleri iptal olur. Bütün o tahribat, bir ademe terettüp ediyor” misalini veriyor. Yani sadece sorumluluğunu yerine getirme yeter, yıkarsın. Hem de koca bir hizmeti. Onun için işin ehli aranır.

Âhirzamanın bir özelliği de işin ehline verilmemesi. Ne kadar dikkat edilirse edilsin, yine de zamanın bir hükmü olacaktır. Ama biz yine de olabildiğince, kılı kırk yararak işi ehline tevdi etmeye çalışalım. İşin ehli demek, yaptığı işin gereğine göre hareket etmek demektir. Yoksa kendi hırslarını tatmin etmek ya da kindar davranmak işin ehline yakışmaz. Biz iman hizmetinin yapılmasını isteriz, kiminle yapılması bizim tercihimiz olamaz. Allah’ın gücü her şeye yeter, bir incir çekirdeğinden koca bir ağacı çıkarır. Üstadımız etrafında toplanan marangoz, terzi ve tenekecilerle nasıl dünyaya meydan okumuş. Demek hizmet edenleri biz seçmiyoruz. O iş tamamen Allah’ın takdiridir. Bize düşen sadece ahengi sağlamaktır.

Hizmeti bozan en büyük sebeplerden biri, gururlanmak ve başkasını küçümsemektir. Görünmeyen bir mikroba mağlûp olan bir insan, kendini bir şey sanırsa büyük tehlikeye sebep olur. Hem kendi ve hem de çevresi büyük zarar görür. Eğer bir hizmeti bozmak istiyorsanız, kendini beğenenlere ve başkalarını tenkit edenlere salâhiyet verin. Bakın bakalım hizmete, nasıl yerinde yeller esiyor. Hâlbuki Hizmette esas olan “Muhabbete muhabbet ve husûmete husûmettir”. Bu Hizmet-i Kur’ânîye bir inayeti İlâhiyedir. Allah kimi tercih ederse onunla hizmeti devam ettirir. Üstadımızın, Hulusi Abi için; “Cenâb-ı Hakk’ın lütuf ve ihsan ettiğinde kabiliyet aranmaz” dediği gibi zaten Allah (cc), hizmeti lütfettiği kardeşlerimizi ona göre seçip istihdam ediyor. O halde hizmeti herkesle beraber, ama mesailerin tanzimine dikkat ederek götürmek durumundayız.

Nur cemaatinin mesleği; muhabbete muhabbet olduğuna göre, elden geldiğince kusurları görmeyerek ve elinden gelirse hissettirmeden tamir ederek yola devam edeceğiz. Kardeşlerimizi ve dostlarımızı olabildiğince kucaklayarak muhabbet-i umumiyeye yol açacağız. Hiç kimseye yan bile bakmadan, gözünün içine bakıp kucaklayacağız. Hangi meseleyi görüşeceksek işin ihtisas sahipleriyle istişare edeceğiz. Dostlarımızı ümitlendirip düşmanca tavır takınanları da ikna etmeliyiz. Kötülüklere misilleme yapmak alicenap ruhlulara yakışmaz. Ümmet-i Muhammediyeyi sahil-i selâmete çıkaran bir gemide çalışan hademeler olduğumuza göre, haddimizi bilmeliyiz ve kesinlikle haddimizi aşmamalıyız.

Netice olarak, Cenâb-ı Hak ehli imana birlik beraberlik şuuru nasip etsin. Zalimlere fırsat verip masumları ezdirmesin. Nur’a gönül veren herkese, her meseleyi Risale-i Nur zaviyesinden değerlendirmek nasip etsin. Âmin. Bektaşi’nin namaz misali tevillerle işine geldiği gibi davranmasın. Eşref Edip’in bir röportajındaki bir cümleyi alıp, Zübeyir Abinin hizmet-i Nuriyenin selâmeti için çırpınışlarını görmezden gelmesin. Yani şap ve şeker ikisi de beyazdır, ama karıştırılmamalıdır. Her şey makamında değerlendirilmeli vesselâm.

Sabahattin Boyacı

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*