Mümin dinsiz olur mu?

“İslâmiyet, iltizamdır; iman, iz’andır. Tabir-i diğerle: İslâmiyet, hakka tarafgirlik ve teslim ve inkıyaddır; iman ise, hakkı kabul ve tasdiktir.”

Din bir bütündür, kısmen kabul edip işimize gelmeyeni tanımamak veya kapıları kapatmak kendimize göre bir din tarifi olur ki, onunla Hakk’a tarafgirlik çıkmaz.

Aynen Kâinatın Efendisine (asm) selat-u selâm ile yâd etmek, onun getirdiklerini kabul edip saldırmayacağımıza söz vermek gibi.

Zira o şeriatı, şâr’iyi hakîkiden bize intikal ettirmiş, ona imân etmekle onun getirdiklerine de iman etmiş oluruz.

Eğer desek ki; bu zamanda (..) olur mu? “Başörtüsü tatbik edilemez, faiz olmadan ticaret yapılmaz, sünnet Arabistan usülü…” gibi gerekçelerle karşı çıkmak, saldırmazlık anlaşmasını bozmak mânâsına gelir ki, biatımızı da…

Değil sünnet-i seniyeyi, âyetlerle aramıza siyaset ve dünyevîleşme girdiğinden her fırsatta okuduğumuz veya güzel sesli hafızlardan başımızı sallayarak huşû içinde dinlediğimiz, özellikle tehdit âyetleri güncellendiğinde tevil üstüne tevil, bizi ne kadar Hakk’a tarafgir yapar orası meçhul.

Dünyevîleşmenin tavan yaptığı günümüzde madde ön safa geçerken, maneviyat ve ondan südur eden dinî değerler belki arka saflara geçip bazılarımıza abdest bile aldırmazken, namazda ön safta yarışmayı marifet zanneder olduk.

Elbette ne halde olursak olalım ibadetlerden taviz vermemek lâzım. Ancak din sadece zahiri ibadetlerden ibaret değildir. İnsanın efal ve etvarını; ailesine, çevresine milletine ve insanlığa karşı vazifelerini de tanzim eder.

Esasen din; aklen kabul edip kalben tasdik ettikten sonra vicdanen yaşatılandır. Aklı kabul edip kalbi tasdikle beraber vicdana inmiyor ve yaşanmıyorsa dinin algılanmasında sıkıntı var demektir. Belki de işine nasıl geliyorsa öyle yorumluyor olabilir.

Buyurun size el’an yaşadığımız bir kaç misâl.

“Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size bir haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hücurat 6.)

“Ey iman edenler! Adaleti titizlikle ayakta tutan, kendiniz, ana-babanız ve akrabanız aleyhinde de olsa Allah için şahitlik eden kimseler olun.” (Nisa 135)

“Gerçek şu ki, hiçbir günahkar, başka bir günahkarın yükünü yüklenemez.” (Zümer 7)

Son senelere baktığımızda bu âyetlerle aramızda ciddi mesafeler var gibi.

Zira ne adaleti tesis edebildik, ne de zarar bize dokunacağı için hakkı söyleyebildik. Ya siyasetimiz veya cebimiz bizi doğru söylemekten uzak tuttu.

Adalet, hak-hukuk ve zulümler arşa değdi neredeyse. Biz ise kendi siyasetimizde değilse, onlara zulüm gözüyle bakamadık. Baksak da kırk tevil. Gah sol dedik, gah dinsiz, ya da terörist. Belge, bilgi, delil; ulu’lemre itaat deyip bir kenara ittik..

“Eskide bazı dinsizleri gördüm ki: Ahkâm-ı Kur’aniyeye şiddetli tarafgirlik gösteriyorlardı. Demek o dinsiz, bir cihette hakkın iltizamıyla İslâmiyete mazhardı; “dinsiz bir müslüman” denilirdi. Sonra bazı mü’minleri gördüm ki; ahkâm-ı Kur’aniyeye tarafgirlik göstermiyorlar, iltizam etmiyorlar.. “gayr-ı müslim bir mü’min” tabirine mazhar oluyorlar.”

Bu vesileyle Ramazan bayramınızı tebrik eder, dinin hakikatlerini lâyıkıyla yaşamayı niyaz ederiz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*