Müslümanın gece hayatı

Gece hayatı deyince, genellikle gayrı meşrû eğlenceler ve içki ve işretle geçen geceler akla gelir. Bu yüzden, gece hayatının sadece ehl-i sefahate ait olduğu düşünülür. Hatta, gecesini bu şekilde gaflet ve sefahatle geçirenler, “Felekten bir gece çaldık” diye bir de itirafta bulunurlar.

Evet onların bir şeyler çaldıkları doğrudur, ama felekten bir gece değil, bir günlük ömür sermayelerinden yarım altın çalmışlardır. Onu da günah çarşısında çarçur ederek hebâ etmişlerdir.

Bunda feleğin bir zarar ve ziyanı yoktur. Zarar, gecesi çalınan zavallıya aittir. Ama gayrı meşrû eğlence ve işretle geçen bir geceyi kâr zanneden gafiller, kendi ömürlerinden bir şeyler çaldıklarını, sarhoşluk uykusundan uyanınca anlarlar. Magazin haberlerinin hemen tamamını, ömür sermayelerinden bir şeyler çalan ömür hırsızları teşkil etmektedir.

Ama geceler sadece ehl-i gaflet ve ehl-i sefahat için değildir. Ehl-i imanın da bir gece hayatı vardır. Onlar da gecenin güzelliğinden, letafetinden, lezzetinden ve bereketinden istifade etme hakkına sahiptirler.

Ömür, hayatın sermayesi olduğuna göre, ömür sermayesinin gündüzü ne kadar değerli ise, gecesi de o kadar değerlidir. Bir Müslüman gündüzünü, en güzel şekilde değerlendirdiği gibi, gecesini de öyle değerlendirir.

Gece ve gündüz, ömür defterinin biri beyaz, biri siyah iki sayfasıdır. Beyaz olan gündüz sayfasını nasıl günlük işlerimiz ve ibadetlerimizle dolduruyorsak, siyah olan gece sayfasını da gecenin özelliğine münasip ibadet ve istirahatla doldurmamız gerekir. Sadece gaflet döşeğinde uyku ile geçen bir gece, ömür defterinin siyah sayfasını boş bırakmak olur ki, bir Müslümanın hayatında boşluk olmaması gerekir. Zira hayatın hayırla doldurulmayan kısmını, şeytan şerlerle doldurur.

Geceler mü’minlerin en feyizli ve en bereketli zaman dilimleridir. En kârlı manevî ticaret, gecelerde yapılır. Gündüzün işinden, telâşından, gürültü ve kargaşasından sıyrılan insan, karanlığın koynunda, aczini ve fakrını daha iyi fark ederek karanlığın sahibine sığındığı zaman, ruhunda büyük bir lezzet hisseder.

Yatsı namazını edâ ederek yatağına giren bir mü’minin uykusu da ibadet sayılacaktır. Yani o insan uyurken de ömür defterinin siyah sayfasına hasenatlar yazılacaktır. Böylece gece sayfası boş kalmayacaktır.

Mü’minlerin geceleri o kadar değerlidir ki, en kıymetli zaman dilimleri özel geceler için tahsis edilmiştir. “Kandiller” dediğimiz mübarek gecelerin bazıları yıllara bedel olarak kabul edilmiştir.  Peygamber Efendimiz (asm) en mübarek ve en bereketli yürüyüşünü Mi’rac Gecesinde gerçekleştirmiştir. Bu geceyi ibadetle ihyâ edenlerin çok büyük rahmet ve mağfirete nail olacakları müjdelenmiştir.

En bereketli gecelerden birisi de, “Berat Gecesidir”. Bu gece, mü’minler için umumî bir af gecesidir. Berat Gecesini ibadet ve taatle değerlendirenler de bu umumî aftan yararlanmış olacaklardır. Bu gece, ibadetlerin sevabı on binlere, yirmi binlere çıkmaktadır.

Gecelerin Sultanı olan Kadir Gecesinin ise, her ânı bir hazine değerindedir. Öyle ki, bu geceye özel bir sûre indirilmiş, bu gecenin “bin aydan daha hayırlı olduğu” bildirilmiştir. Yani Kadir Gecesini ihya edenler gerçekten ihyâ olmuşlardır. Zira bu gece, bir mü’mine seksen üç senelik bir ömrü kazandırabilir.

Ayrıca Peygamber Efendimiz (asm) “Gece kalk, bir koyun veya bir deve sağımı kadar da olsa, Allah’ı zikret, namaz kıl” buyurmuşlardır. (Râmûzu’l-Ehâdîs, 5772)

Nurun fedakâr ve kahraman talebelerinden biri olan Mustafa Osman ise, Üstadına ve kardeşlerine yazdığı ibretlik ve hakikatli bir mektubunda, bakın “gece”ye de atıf yaparak neler diyor:

“[Risale-i Nur] bizlere de [mânen şöyle der]: ‘Ey Nurcular! Allah’ın sizlere ihsan ettiği ezelî lütfuna karşı secdeden başlarınızı kaldırmayınız. Gecenin soğuğuna aldırmayınız. Sizlere lütfunu hiçbir hususta esirgemeyen Rabb-i Rahîme, gecenin bu mübarek saatlerinde kalkarak vazife-i şükrü edâ ediniz. Ve bazıların düştüğü, istikbali düşünmek derdiyle aklı, maaşı sarsan hadiseler karşısında titremeyiniz, korkmayınız; Nurun kudsî kerâmeti ve imdadını müşahede ediniz.” (Emirdağ Lâhikası, Mektub No: 79, s. 234)

Meşrû dairede eğlenmek de Müslümanlar için bir haktır. Geceleri ibadet ve istirahattan arta kalan zamanlarda birlikte hoşça vakit geçirmek, helâl dairesinde eğlenmek, helâl olan müzikleri dinleyip helâlinden ve israf etmeden yiyip içmek, faydalı sohbetlerde bulunmak, Müslümanların gece hayatının bir parçası olabilir.

Müslümanların da eğlenmeye, hayattan zevk ve lezzet almaya hakkı vardır. Ama harama ve israfa girmemek şartıyla. Zaten “Helâl dairesi keyfe kâfidir, harama girmeye lüzum yoktur.”

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*