Nefs-i Emmare nasıl ıslah edilebilir?

MECAZİ YA DA MANEVİ NEFS-İ EMMARENİN DESİSESİNİN İZALESİ VEYA AÇTIĞI YARALARIN TEDAVİSİ MÜMKÜN(MÜ)DÜR?

Nefs-i emmare nedir?

Emmare:Emreden,zorlayıcı itici olan. Nefs-i emmare ise; Kötü istek ve düşünceleri uyandırıp yapmaya şiddetle zorlayan nefis.

Üstad Kastamonu Lahikasında nefs-i emmareden başka manevi bir nefs-i emmarenin varlığından haber verir ve bu nefsin taşıdığı özellikleri şu şekilde sıralar.

“Nefs-i emmare nin kendi desaisinden başka,

Daha şiddetli,

Daha ziyade söz dinlemez,

Daha ziyade ahlâk-ı seyyieyi idame eden,

Heves ve damar ve a’sâb, tabiat ve hissiyat halitasından çıkan,

Nefs-i emmarenin son tahassungâhı bulunan,

Nefs-i emmareyi tezkiyeden sonra onun eski vazife-i seyyiesini gören,

Mücahedeyi, âhir ömre kadar devam ettiren bir manevî nefs-i emmare.”

Evliyalar dahi bu nefisten şikayet etmişler.

İmtihan gereği ahir ömre kadar vazifesini devam ettirecek olan bu Manevi (ikinci)nefs-i emmarenin mahiyetinde şuursuz kör hissiyat “bulunmaktadır ve bunun için” akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki onlarla ıslah olsun ve kusurunu anlasın”diyor.

Demek ki, şuursuz kör hisler devreye girdiğinde akıl ve kalp devre dışı kalıyor,

İnsan daha önce hangi yollardan hataya düşmüş ise, insanın fıtratını iyi bilen nefis o insanın bir zayıf anında, sıkıntılı, âsabi anlarda, o damardan tekrar tekrar insanı hataya ve vartalara düşürmeye çalışabilir. Çünkü “heves ve damar ve a’sâb, tabiat ve hissiyat halitasından çıkan bir manevi nefsi emmare” diyor.

O an hisler devreye girmiş olabilir.

Daha önce o yönden bir yaralanmışlık olabilir. Tabiatı ve fıtratı o hatayı yapmaya müsait olabilir, halkın arasında kullanılan bir ifade vardır ya”can çıkar,huy çıkmaz” diye, bu ifade sanki mecazi nefsi emmare için söylenmiş gibidir.

Mesela hizmet hayatında maddi ve manevi dünya menfaatleri, şan şeref peşinde koşmak, beğenilme meyli olan hubbu câh, hatta ve hatta daha fazla sevap kazanma hırsı gibi.

Yani, Allah rızasının önüne geçebilecek herhangi bir meyil ….”Ben sevap kazanayım, bu güzel meseleyi ben söyleyeyim” derken bile kardeşine karşı bir rekabet damarının uyanması ile kıskançlığa kapı aralama tehlikesi taşıdığı için Nur talebelerine yönelik olarak mabeyninizdeki sırrı ihlâsa zarar gelebilecek hallerden uzak durulması gerektiğini vurguluyor.

Sosyal hayatımızda olduğu gibi hizmet hayatımızda da bu durumlar ciddi kopmalara ,ihtilafa meydan verdiği gibi âhiret hesabına da bütün bütün zarardır.

Hizmet hayatında nefsi emmareden kaynaklı vartalardan kurtulabilme düsturları Risale-i Nurda “ihlâs risalesi”nde çözüm önerileri ile birlikte detaylıca ele alınmış.

Mesela bu arzunun yerine “kardeşini kendi nefsine tercih etmek” gibi sahabelerin sahip olduğu âli bir haslet olan isâr hasletini esas alıp, kardeşinin şerefiyle şereflenmek, kendi nefsini arkaya atıp, şerefte, makamda, hatta maddi menfaatte bile kardeşini tercih etmek gibi ….

Bazı kimselerde fıtri olarak bu hisler olumlu yönde tam ihlasa vesile olacak şekilde kendini gösterse de, herkeste aynısı olmayabilir, biraz çaba gerektirebilir.

Aslında bu anlar da kişinin kendi âleminde müsbet manada bir değişim ve dönüşüme vesile olabilir, farkında olmadan tatlı bir nefis terbiyesine hizmet edebileceği nazarıyla bakıldığında da keder yerine sürur bırakır. Kendi aleminde bir çekap yaptırır.

Ayrıca nefis tarikatteki gibi terbiye ile en üst makamlara çıksa bile, imtihan devam ettiğinden hem de insanda insani ve manevi yönler olduğu gibi nebati ve hayvani yönleri de mevcut olduğundan insan daima halden hale geçebiliyor.

Artı bu manevi nefsi emmareden evliyaların bile şikayetlenmesi gösteriyor ki, riyazetler ve ibadetler ile bu nefis izale edilmiyor, zayıflasa da incelse de o damar onda kalıyor,

“Ve anladım ki, o mübarek zâtlar hakikî nefs-i emmareden değil; belki mecazî bir nefs-i emmareden şekva etmişler. Sonra gördüm ki, İmam-ı Rabbanî dahi bu mecazî nefs-i emmareden haber veriyor. Bu ikinci nefs-i emmarede şuursuz kör hissiyat bulunduğu için, akıl ve kalbin sözlerini anlamıyor ve dinlemiyor ki, onlarla ıslah olsun ve kusurunu anlasın.”

Risale-i Nurda yer alan ifadelerden anlaşılıyor ki mecazi nefsi emmarenin desiselerinin izalesi, yaralarının tedavisi mümkündür.

Nasıl mı?

İzalesinin mümkün olmasının yollarından birisi insanın şahsi ve ictmai hayatındaki imtihanlarıyla

“Yalnız tokatlar ve elemler ile nefret edip” dünyanın musibetleri, sıkıntıları acziyetini ve fakrını tam hissetmesine vesile olduğu için nefsin tutunduğu her şeyden istemese de vazgeçiriyor diye anlayabiliriz.

İkinci yolu ise hem tatlı hem şerefli hem kudsi bir hal ki; ehli tarikin bile aldandıkları durumlarda Risale-i Nur talebelerinin aldanmayacaklarına dair yine bir müjde niteliğinde “veya tam bir fedailiğe her hissini maksadına feda etsin ve Risale-i Nur’un erkânları gibi her şeyini, enaniyetini bıraksın”

Bir fedainin feda edemeyeceği ne var ki?

Haklı dahi olsa affetmek gibi, şefkat etmek gibi, menfi hislerini dizginlemek gibi, birbirine müsamaha ile bakmak gibi…

“Sizler haklı dahi olsanız birbiriniz için, hizmeti Kur’aniye’nin selameti için değil hissinizi, ruhunuzu ,yeri gelirse hayatınızı dahi feda edersiniz diye kanaat etmişim” diyor şuralarda.

Demek ki insan her hissini iman ve Kur’an davasının sulhu ve selameti adına Allah rızası için feda ettiğinde o iki nefsin tehlikesinden, her türlü vartasından kurtulur.

Yine kardeşinden gelen bir kusuru da kendisi için güzel bir nefis terbiyesi olarak görmekle birlikte

Risale-i Nur insana iman-ı tahkikiyi kazandırıp, ihlâsı elde etmesine vesile olsa da “insan hatadan âli değil, nefs-i emmare ve kör hissiyat devreye girebilir” diye ona acımak ve dua ile

“Rabbim kardeşimi düştüğü bu durumdan kurtar” diyerek hem kendi kalbinin hem de karşı tarafın hayra yönelmesine vesile olabilir.

Bununla birlikte daha çok uhuvvet ve tesanüdü kuvvetlendirmek için gerekli tedbirleri almak, o kimseyi de nefsinin kucağına atmamak, ihtilafa meydan vermemek gerekiyor.

“Belki bütün istidadlarıyla, birbirinin hareketini umumî maksada tevcih etmek için yardım ederler, hakikî bir tesanüd bir ittifak ile gaye-i hilkatlerine yürürler. ”

“Enaniyet ve nefs-i emmare sizi aldatmasın”

İkazına karşı müteyakkız olmak duasıyla.

Tuba NURLAN

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*