Neleri unutmamalıyız?

Cenâb-ı Hakkın yarattığı mahlûkat vazife, zikir, tesbih ve ubudiyet noktasından fiillerinde, hareketlerinde, yaptıkları işlerle Rabbimize müteveccih yönleriyle külli, geniş bir hali arz ederler. Bu arz ve takdimin hemen hemen her dairesinde akıl alâkadarlığı ile bulunabilen insan da üzerine düşenleri yapabiliyorsa mutlu, bahtiyar ve saadetli bir insandır.

Bu dünyada, bu bahtiyar insan için kaçınılmaz bir fırsat ve imkân kudsî, manevî, Kur’ânî ve imanî hizmet dairelerinin, atmosferinin içerisinde bulunabilmesidir. Eğer İlâhî bir ikram ve ihsanla insan böyle bir kudsî hizmete nail olabilmişse, bu nasibi çok önemsemeli, kıymet vererek sahiplenebilmelidir.

Kudsî hizmetlerde insanlar kendi hata ve kusurlarını en aza indirgeyebilmelidirler. Tek başına, fert olarak değil de taksim-ül amal noktasından bölüşerek, paylaşarak zorlukları, zahmet ve sıkıntıları kucaklayabilmelidir. Eğer işbölümüyle kudsî hizmetler yapılmaya çalışılırsa elbetteki Cenâb-ı Hakkın rahmeti ve bereketi, muaveneti de elde edilebilir.

Böyle insanlar, karşı karşıya değilde, yanyana, kolkola, omuz omuza ve sırt sırta vererek her türlü yapılacak hizmetlerde tesanüdlerini, dayanışmalarını ve yardımlaşmalarını ortaya koyabilmeli, sergileyerek yapabilmelidirler. Birlik olmak ve beraber hareket edebilmek galibiyetin, başarının, muvaffakiyetin kudsî hizmetlerde en birinci ilk basamağı olmalıdır. Ta ki şevk ve ümide, hizmetlere koşulsun, sahip çıkılsın ve çalışılsın.

Beraberce yapılan, birlikte koşulan manevî kudsî hizmetlerde üstadlık, hocalık, efelik değil de kardeşlik, arkadaşlık ve mülâyemet esas olmalıdır. Zaten kudsî iman hizmetinin, muazzam Kur’ân hizmetinin taliplerine de bu yakışır. El ele tutuşarak büyük, geniş, iki âlemi kuşatan bir uhuvvet sergilemek, göstermek bu yolun yolcularının şiarı olmalıdır.

Şahs-ı manevî denilen kudsî, manevî hizmet çadırını, havuzunu da hiç aklımızdan çıkarmamalıyız. İnsanın en küçük sevabı ve hizmetinin zayi edilmediği tek kudsî havuz, şahs-ı manevî çadırıdır. Herkes yapabildiği miktarda hizmetiyle bütün hizmetten bir pay alabilir ve iman hizmetini, Kur’ân hizmetini sahiplenerek, nasiplenebilir. Bu hal kimseyi rencide etmediği gibi aksine bütün bu hizmetlere omuz vuranları memnun eder. Ne kıskançlık olur, ne çekememezlik, ne de küskünlük… Her halükârda hizmete aşkla, şevkle devam edilir.

Bize yakışacak olan haller daima kudsî bir hizmette dahil olduğumuzu unutmamak… Bölüşmeyi, paylaşmayı, taksim-ül amelle hizmeti unutmamak… Birliği, beraberliği, dayanışmayı, tesanüdü unutmamak… Mürşidliği, üstadlığı ve baş olmayı değilde, hizmette koşmayı, kardeş, arkadaş olmayı ve uhuvveti unutmamak… Şahs-ı manevî çadırı ve kudsî hizmet havuzuna atılmayacak ne kadar kendini beğenmişlik, gurur, enaniyet, kibir, ucb gibi metaı varsa hepsinden uzak durmayı unutmamak…

Ve ihlâs, sadakat, uhuvvet ve sebatla hizmetlere devam etmek bizlerin şiarı olmalıdır inşallah..

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*