Pişmanlık her devirde hep aynı

“Eski yolu, eski dostu terk etme” demiş atalarımız. Güngörmüş ihtiyarların nerede tatlı bir sohbeti olsa, kulak kesilirim hemen. Hepsi de aynı dertten muzdariptir. Geçen günleri hasretle anarlar, daha güzel bir hayat yaşayamadıklarından pişmanlık duyarlar. Aslında onlar nasıl yaşamamız gerektiğini de bize hatırlatırlar.

Pişmanlık her devirde hep aynı. Sadece gün, ay ve yıl farkı var. Belki de asır farkı… İnsanlığın dünya macerasının başlamasına sebep olan o ilk olayı ve ardından diğerlerini bir hatırlayalım. Her devirde, her yerde pişmanlık hep öne çıkar. İmtihanın şekli, mahiyeti değişir, ama pişmanlık hep aynıdır.

Şimdi bu yazıyı okurken, bir an için, kalbinizi bir yoklayın bakalım. Sadece bir günde ya da son birkaç saat içinde yaşadığınız pişmanlıkları saymaya takat getirebilecek misiniz? Ne mümkün? Önce yüreğiniz daralır, ruhunuz bunalır. Bir müddet sonra duyduğunuz o pişmanlık acısının ilk şiddeti hissedilmez olur. Ve pişmanlık, hayatımızın bir parçası olur gider…

Evet, ertelediğimiz her iş için, okuyamadığımız her kitap için, gidemediğimiz, göremediğimiz her dost, ziyaret edemediğimiz her hasta ve akraba ve vaktinde çalamadığımız her kapı için aynı duyguları yaşarız. “Keşke şunu, şunu vakitlice yapabilseydik” deriz, içleniriz. Olmuyor, olamıyor nedense. Nedir bizde eksik olan? Hayata katamadığımız şeyler nelerdir? Düşünmeliyiz bu sorunun etrafında.

İbadetler; hac, oruç ve namazlar, insana vakti tanzimi öğretiyor, en değerli bir şekilde kullanmayı öğütlüyor. En değerliyi en öne almamız gerektiğini bildiriyor. Çünkü bir tel kopar, ahenk kesilebilir.

Hayat sürprizlerle dolu. Ömrün ne zaman biteceği belli değil. Rabbimiz, en değerliyi en öne almamızı istiyor bizden. Hiç, ama hiç ertelenmemesi gereken tek şey, Rabbimizin bizden istedikleridir. İşte bunlar, vaktinde yapılmadı mı, kalpte bir elem ve vicdanda bir pişmanlık uyandırıyor.

Derdin devâsı belli. İnsana Yaratanının gösterdiği yoldan başka bir yerde hayat yok.

Şeytanın arabasına binen istediği yerde inemez. Mutluluğun yolu, Allah’ın razı olduğu ibadetlerden, işlerden geçer. Düğme, iliğe denk düşer. Hayat, işte o zaman hayat olur.

Deniz, kendisinde olmayanı nasıl dışarı atarsa, vicdan da öyle. İstenmeyen hâller, ruha yakışmayan şeyler, pişmanlıkla atılır.

Peygamberimizin de (asm) ifade ettiği gibi, “Pişmanlık tövbedir.” Ve pişmanlık yeniden doğuştur, hayata yeniden tutunuştur. Kalbin temizlenmesi, ruhun güzelleşmesi, hep Allah’ın emirlerinde gizlidir.

***

Oruç, rastgele bir ayda, rastgele biz zamanda yapılacak bir ibadet değildir. Hangi ayda ve ne zaman başlayıp ne zaman biteceğine kadar bütün detaylarıyla Rabbimiz Kur’ân’da bildirmiştir onu. Oruç, tutmak için değil, tutunmak için çalar kapımızı.

Namaz ve hac için de bu böyledir, oruç için de böyledir. İllâ vaktinde yapılması gerekir bu ibadetlerin. Müthiş bir disiplindir bu.

İstediği gibi hareket etmeye alışmış olan nefsimiz, oruçla ve namazla dipçiği yer. Haddini bilirse eğer, fezalarda süzülür gider. Öylesine yücelir.

Nohut tanesi kadar bir şey gırtlağınızdan içeriye kasten düşse, orucunuz bozuluyor. Allah aşkına, o yediğiniz şeyle mideniz doyar mı acaba? Hayır. İşte size müthiş bir disiplin örneği daha… Yani cik cik öten nefse bir dipçik daha…

Demek ki, her şeyin sahibi ve yaratanı olan Rabbimiz, hayatımızın açık taraflarını da biliyor ve odaklanmamız gereken noktayı da bize oruç ve namazla bir kere daha gösteriyor. Bunu hepimiz vicdanımızda hissediyor ve uygulamalarımızda da yaşıyoruz, görüyoruz. ‘Amennâ’ diyoruz.

Rabbinden uzaklaşan insana böyle bir kementtir işte. Onu Rabbine bağlar, bend eder.

Haylaz bir çocuktur nefsimiz. Gözü hep dışarıda, oyunda, oynaşta. Huzuru ise, oruçta ve namazda.

İşler hep aynı gitmez. Bir müddet sonra, sünen lastik gibi başladığımız noktaya geri döneriz. Bu, sadece bizim değil, bütün insanlığın yaşadığı ve yaşaya geldiği bir dramdır.

Pişmanlık her devirde hep aynıdır.

Okuyacağımız kitaplar odamızda tepeleme durur. “Az sonra vefat edecek olsam, bana en lâzım olan bilgiler hangi kitapta acaba?” diye sorsak, yanarız. Zor soruları sormaya cesaretimiz yoktur nedense.

O kadar fuzulî şeyler vardır ki hayatımızda, dinlemesek de olur, görmesek de, okumasak da… Ama nedense okunacak olan kitaplar, yapılacak olan önemli işler hep sona kalır. Sona kalan, donakalır.

Pişmanlık her devirde hep aynıdır.

Hayatını disiplinli bir çizgide devam ettirip de pişmanlık duymayana söyleyecek sözümüz yok. Derdimiz, kendimiz gibi olanlarla. Hayatta yapılması gerekeni hep erteleyenlerle.

Eskilerin tabiriyle, vakti kuşanmak gerekiyor. Vakti de vakitlice yaşamak gerekiyor. Otuz sene öncesine doğru geriye dönüp baktığımızda duyduğumuz pişmanlık ne ise, şimdi de yaşadıklarımızdan duyduğumuz pişmanlık hep aynı.

Pişmanlığın ilâcı tövbedir, istiğfardır, oruçtur ve namazdır.

İhtiyarlar için böyle de, gençler için durum pek farklı mı sanki? Onlar da geriye doğru baktıklarında, dalga dalga bu yaşadıkları pişmanlıkları itiraf edeceklerdir mutlaka.

Pişmanlık aklı başında olan insanı istiğfara ve tövbeye sevk ediyor.

Allah karşısındaki bu mahcubiyetimiz, kulluğumuzun bu noktadaki açık kapıları, âcizliğimiz ve zayıflığımız oluyor. Âcizliğimizi ve zayıflığımızı bilen birinden imdada götürüyor bizi.

Şükür ki, O’nun da göndermiş olduğu kitapla, peygamberle, bu açığımızı güzelce kapatacak emirlerle hayatımızı donattığını biliyoruz, görüyoruz.

İşte bunun için oruç, vakti kuşanmak ve pişmanlığımız için bir dönüm noktası olması açısından dünyamıza altın bir zaman dilimi sunuyor.

Beş vakit ibadetin her biri ve buna bağlı olarak gelişecek ince ve hassas okuma ve tefekkür anları, hepsi ama hepsi bu imkân ve fırsatlar topluluğudur.

Pişmanlık her devirde hep aynıdır.

Çünkü pişmanlık insanlığa mahsus bir haldir. Vicdanı sönmemiş ise…

***

Hastadır bir dostunuz, gidemezsiniz. Sonra birden vefat haberi gelir. İhtiyacı vardır birinin. Bugün, yarın der, ertelersiniz. Sonra bir bakarsınız ki, onun başındaki o gaile, o sıkıntı çok daha büyümüştür.

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün.

İşte Ramazan bunun için altın bir fırsat taşıyor dünyamıza. Oruç bunun için bir imkân sunuyor. Bu Ramazan’da hiç olmazsa günahlardan kaçmak, farzları yapmak suretiyle pişmanlığımızın bu yürek burkan, vicdan yakan tarafına bir şifa damıtmalıyız, ibadet ikliminden serin bir rüzgâr estirmeliyiz. Kanayan yaramızı hiç olmazsa bu Ramazan, oruçla onarmalıyız.

Üzerimizdeki ağır baskının nereden kaynaklandığını, onu tanımadan görmek mümkün değil. İnsan âciz ve zayıf taraflarıyla yüzleşmeli. Doğru olan bu. Oruç ve namaz bu noktada bir ayna vazifesi görüyor. Bize yapılması gerekenleri öne almamızı, en başa almamızı hatırlatıyor. Başka da bir çare ve çıkar yol yok.

Allah’ın (cc) kulundan esirgediği ne var ki? Önüne sermediği hangi nimet var ki? Kâinattan süzüp sofrasına koymadığı hangi nimet var ki?

İnsan özel bir misafiridir Allah’ın. Özel misafire, özel muâmele yapılır ve insanın da bu özelliğinin şuuruna varması istenir oruçla, namazla. Ramazan bunun için kapımızı çalar. Bunun için oruca tutunuruz, bunun için orucu tutarız.

Allah emrettiği için açlık bile tatlı olur. Açlığı özlemek, Allah’ın yarattığı bütün nimetlerden daha tatlı olur.

İnşallah bu yıl taptaze, yepyeni bir ruh ile geçmişte yaşadıklarımızı telâfi etmek ve yeniden vakti kuşanmak, namazla, oruçla hayata tutunup hep aynı pişmanlığı bu defa yaşamamak duygusuyla, yeni bir ruhla yaşayalım istiyoruz orucu ve namazı. Öne almalı, başa almalıyız Allah’ın emirlerini.

Kolay mı? Değil, elbette. Ayartıcı nefis, işbirlikçisi şeytan, profesyonel oyunlarla karşımızda olacaklar.

Olsunlar…

Allah bizimle beraber.

Sermayemizin değerini, yapacağımız ibadetlerin Allah katındaki önemini, bir kez daha anlamış olacağız.

Niye kaçıralım bu fırsatı? Neden kaçsın ki?

Her gün, ayrı bir gündür oruçta. Her günkü orucumuza ilk günkü safiyeti içinde başlamalıyız. Sermayemizi nefse ve şeytana kaptırmamalıyız.

Bitmeyen hayat, bitmeyen ibadet yok. İbadetleri bitirmeye değil, hayat gibi güzel yaşamaya bakalım. Vakti geldiğinde zaten bitecek. Sabrımızı sağa sola kaydırmayalım. Hazır olan lezzetimizi bozmayalım. Kalp güçlü olunca şeytan ne yapsın?

Hiçbir şeye denemeden karar verilmez. Denemeli, azmetmeli, Allah’ın tevfikine güvenmeli. Küçük de olsa, niyeti büyük bir adım atmalı. O ruhla oruçlara, namazlara tutunmalı insan. Allah ne diyorsa o. Onun üstünde bir hüküm yok.

Ramazan ve oruç, her insana ve bütün insanlığa Allah’tan (cc) özel bir hediyedir. Bu hediyenin ambalajını açmadan değerini bilemeyiz. Her akşam sonsuz bir neşe içinde otururuz iftar sofralarına. Teravihler, sahurlar, hepsi bu hediyenin içindedir.

Sonunda da o en büyük bir hediye vardır ki, o hediyenin içinde gizlidir. Bin aydan hayırlı bir gece vardır. Seksen üç yıla denk düşen bir Kadir Gecesi vardır.

Ve kim mükâfatını sadece Allah’tan bekleyerek Ramazan orucunu güzelce tutarsa, geçmiş günahlarının bağışlanacağının müjdesi vardır.

Ve insanın pişmanlığının şifası vardır.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorumu siz yazın

Makale hakkında düşüncelerinizi paylaşın:

E-Posta adresiniz kesinlikle gizli kalacaktır.


*