Risale-i Nur’da kuşlara verilen hisse

Kuşların, Üstad hazretlerinin hayatında ve Risale-i nur külliyatında çok ehemmiyetli olduğunu görüyoruz. Ayrıca, Üstad’ın aziz hatıralarına baktığımızda da bu önemi ve yakın ilişkiyi müşahede edebiliyoruz. Barlaya giderken bir kuş sürünün üstadı selamlar gibi takip etmesi, keklik avlamak için tüfek doğrultanları vazgeçirmesi, tavus kuşu gördüğünde yem alması için para vermesi gibi çok sayıda hatırası olduğu aşikardır. Her birisi risale penceresinden kuşlara nasıl bakmamız gerektiğini özetliyor. Hayat hakkına saygı duymamız, tefekküre sebep olması, Rabbimizin rahman, sani, hakim gibi isimlerine ayna olması bunlardan birkaçı…

Risale-i nur külliyatına baktığımızda da kuşlar bahsinin geniş kapsamda ele alındığını görüyoruz. Çeşitli pasajlarda kuşların zikirleri, vazifeleri, elbiseleri, sesleri, şekilleri, kerametleri, müjdeleri, nurlarla alakaları, dilleri, rüya tabirleri gibi çok sayıda konuda bizleri derin tefekküre davet etmektedir.

Bu yazımızda birkaç konuyu ele almaya çalışarak ayrıntılarını merak edenler için Euronur.tv ve Yeni Asyada yayınlanan “Risale-i Nur’da kuşlara verilen hisse” adlı video dersimize havale edeceğiz.

Kuşlar denildiğinde sanırım çoğumuzun aklına ilk gelen özelliklerden bir tanesi çıkardıkları sesleridir. Bu sesleri nasıl anlamamız gerektiği Risale-i Nurda şu şekilde nazara verilmektedir: “…kuş ve saire gibi her neviden Rabbânî kelâmları ve ulvî tesbihatı işitir. Sanki kâinat, İlâhî bir musikî dairesidir. Türlü türlü avazlarla, çeşit çeşit terennümatla kalblere hüzünleri ve Rabbânî aşkları intiba ettirmekle kalbleri, ruhları, nuranî âlemlere götürür, pek garip misalî levhaları göstermekle o ruhları ve kalbleri lezzetlere, zevklere garkeder.”(İşârâtü’l İ’caz, s. 90)

Kainatta duyduğumuz fıtri seslerin “musiki dairesi” olarak tanımlamak ve bu nazarla bakmak insana hadsiz pencere açılmasına vesile oluyor. Tanım değişince nazar da değişiyor. Musiki sadece birkaç insanla ve belli enstrümanla yapılan icraattan, hadsiz kuşların ve diğer canlıların hatta rüzgarların sayamayacağımız kadar enstrümanı içeren sesler olarak anlamak ufkumuzu açıyor. Üstelik bu musiki sadece “müzik” icra ederek eğlenmek maksatlı kurulmuyor. Rabbani kelamlar ve ulvi tesbihatları bizlere işittirilsin diye kurulduğunu anlıyoruz. Yani, bu musiki dairesi aslında zikirhaneymiş. Yaratılış maksatları doğrultusunda tesbihatlarını yapmaları bizler içinde kalplerimize lezzet ve zevke garkeden levha hükmende olduğunu anlıyoruz. Hatta sadece sesleriyle değil bütün aza ve duygularıyla bu vazifeyi icra ettiklerini yedinci şuadaki ilgili pasajda ifade edilir:

“Bütün hayvanat ve kuşların bütün nevileri ve taifeleri ve milletleri, bil’ittifak, lisan-ı kàl ve lisan-ı halleriyle Lâ ilâhe illâ Hû deyip, zemin yüzünü bir zikirhane ve muazzam bir meclis-i tehlil suretine çevirmişler; herbiri bizzat birer kaside-i Rabbânî, birer kelime-i Sübhânî ve mânidar birer harf-i Rahmânî hükmünde Sânilerini tavsif edip hamd ü senâ ediyorlar vaziyetinde gördü.

Güya o hayvanların ve kuşların duyguları ve kuvâları ve cihazları ve âzâları ve âletleri, manzum ve mevzun kelimelerdir ve muntazam ve mükemmel sözlerdir. Onlar, bunlarla Hallâk ve Rezzaklarına şükür ve vahdâniyetine şehadet getirdiklerine kat’î delâlet eden üç muazzam ve muhit hakikatleri müşahede etti.”(Şualar, s. 140)

Kuşların, Risale-i nurlarla alakadarlıklarını Üstad Hazretleri Emirdağ Lahikasında da ifade eder: “Bir zaman bin kalemle Nurlara çalışan Sava kahramanlarından ve Nurun ehemmiyetli şakirtlerinden Mustafa Yıldız’ın hüdhüd-misal kuşu hüdhüd-ü Süleymani nev’inde Nur işleri hakkında harika vaziyetleri göstermek acip değil, çok emsâli var. Kuşların Nurlarla alâkadarlıkları, çok hâdiselerle tahakkuk etmiş.”(Emirdağ Lahikası, s. 223)

Kuşların, Risale-i Nurla alakaları, müjdeleri ve kerametleri çok sayıda itiraza da sebep olmuştur. Özellikle de kuşların fayda ve zararlarını ayırt edemeyecek mahiyette olduğu iddia edilmiştir. Üstad Hazretleri bu itirazları net bir şekilde cevap vererek kafalardaki soru işaretlerini gidermiştir:

“Sualin ikinci şıkkı: “Sen, bir mektubunda, şairane bir lâtifeyi, yani kuşların, mektuplarını yazmak ve okumak zamanında yanınıza ve şakirtlerin yanına gelmelerini, o lâtifeyi ciddî bir tarzda kardeşlerine yazdın. Halbuki o kuşlar, hal-i âlemi ve Risale-i Nur’un hâdisâta karşı fâidesini bilecek mahiyetinden uzaktırlar.”

Elcevap: Emir ve izn-i İlâhî ve havl ve kuvvet-i Rabbâniye ile, umum hayvanatın, melâikeden bir çobanı, bir nâzırı olduğu gibi, kuş taifesinin de bir çobanı var. Onlar bilmese de, emr-i İlâhî ile ve ilham-ı Rabbânî ile, çobanları onları sevk eder. O sevk-i fıtrî ise, kuşlara gelen ilhama dayanır. Kuşlar, ilhama mazhardırlar ki, yaşı bir günlük bir arı yavrusu, havada, bir gün mesafede gider, o ilham-ı fıtrî ile, o sevk-i Rabbânî ile yolunu şaşırmadan dönüp, gelip yuvasına girer.
Evet, insanın bir kısım sun’î kuşlarının bir bomba yumurtasıyla bir köyü harap edip bin adamı mahveden cinayetine ve cehennemî zakkum yumurtaları taşıyan o insanî kuşların tahripçi kısmını, hem küre-i arza, hem nev-i beşere müstebidane, merhametsiz tahribatına karşı, bu hayvanî kuşlar, tesirli bir surette istikbali tenvir eden Risale-i Nur’u elbette mânen tebrik edip alkışlar, diye suretindeki hâdise, gerçi çok tatlı bir lâtifedir; fakat çok ince bir hakikat dahi içinde var.” (Emirdağ Lahikası, s. 122-123)

Not: Konunun detayını, Euronur.tv ve Yeni Asya sitelerinde yayınlanan “Risale-i Nur’da kuşlara verilen hisse” adlı video dersimizi izleyebilirsiniz.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*