Sevgiyle öğreten öğrettiğini sevdirir

Çocuk veya gençlerde ortaya çıkan problemlerde eğitimci veya ebeveyn tutumlarının önemli bir payı vardır.

Çoğu zaman hayat, elimizle bozduğumuz güzel yapıları düzeltme yorgunluğu ile geçer. Bu da kendimize, evlatlarımıza hayatı zorlaştırmak anlamı taşır.

Çocuk veya genç sevdiği öğretmenin veya ebeveynin öğrettiği bilgileri de sever. Bu demektir ki, kendisini sevdirememiş nasihatçilerin öğrettikleri, öğretecekleri çocuğa, gence zor gelir. Kalbe girmeden akla girilmiyor. Çocuğun sevmediği dersin arka planında sevmediği eğitimci faktörü vardır. Bugün ateizm, deizm gibi yaygınlaşan inanç bozulmalarının arkasında da bu faktör yatıyor olmasın? Bu noktada adım atmayan eğitici, nasihatçi işi başka alanlarda çözüme zorlayarak, öğrenciyi notla, okuldaki itibarını anne babaya olumsuz anlatmakla, sevgisini, ilgisini azaltmakla veya daha başka sebeplerle tehdide zorlamaktadır. Tabii bunun da olumlu netice vermeyeceği açıktır.

Nasihatini öğrencisine, evladına benimsetme noktasında öğretmene veya ebeveyne düşen en önemli görev, hiçbir baskıya, zorlamaya ihtiyacı olmayan sevgiyi devreye koymaktır. Genç, sevdiği kişinin mesajlarına her zaman açıktır. Sevgi dilinin bir şeyi benimse(t)mede ciddi bir etkisi vardır. Oysa baskı ve zorlama istenen şeyin aksi ile karşılaşmayı netice verir. Zaten hak ve hakikatin zorlamaya ihtiyacı yoktur. Ama ısrarla ifade edilmeye, üzerinde sabredilmeye, istikrara ihtiyacı vardır.

Belli ki, gençlik yıllarında ortaya çıkan ateizm, deizm gibi inanç problemleri çocukluk yıllarındaki anne babanın Allah’ı, peygamberi sağlıklı bir iletişimle tanıtamamasının önemli bir payı vardır. Öğrenme olmadan inanma olmaz. Çocuklarımızda, gençlerimizde ortaya çıkan inanç problemlerinde yaptığımız nasihatlerin şartlarını gözetip gözetmeden yapıp yapmadığımıza da bakmanın faydası olacaktır. Belki de nasihatlerimizde sevgi eksiktir kim bilir.

Benzer konuda makaleler:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*